31 Mart 2010 Çarşamba

Kim çocuk, Kim yetişkin?

En zor meslek Annelik...
Nerde doğru
Nere yanlışım
Bilmiyorum...
İllaki %100 doğru
ya da %100 yanlış değilim...

zaman zaman doğru zaman zaman yanlış....

Eski usüllere daha yatkın benim kafam sanki
Hani anniş toriş diyor ya zaman zaman "ohoooo o psikologların, pedagogların her dediğini yapmaya kalksan, tependen inmez bu kız senin" diye
ee doğru valla...

Bi de işin en komik yanını biliyorum bu çocuk gelişimciler konusunda :)
Bir sohbet esnasında konuşmuşluğum var bir hanımla, akademisyen Yrd. Doç. yanılmıyorsam, çocuk gelişimi ya da pedagoji konusunda
o demişti ki
"kızım doğana değin, kütüphanede dizi diziydi kitaplar, ahkam kese kese konuşurdum çocuklarıyla can hıraş uğraşan ana baba arkadaşlarımla, ama kızım kolik ve tolere edilmesi güç oranda gaz problemli bir çocuk olarak geldiğinde dünyaya, ne kadar kitap varsa parçalayıp attım ve annemin yöntemlerini sorup uyguladım, ohh rahat ettim"
diye
eklemişti tabi
"sen yine de bunu benden duymuş olma şeklinde"
:)

Yeni nesil anne özelliği olarak eskilerden farklı yaptığım en önemli şey Caponla konuşurken -özellikle önemli şeyler konuşulurken- göz hizasına inmek, bir de onu bir birey kabul edip uzun uzun konuşmak...
Şimdilerde kimi kimi öyle cümleler kuruyor ki
"aha" diyorum "fazla mı konuştum bu kızla ben ne?"
mesela 4.5 yaşında bir çocuk için normal mi acaba şu anekdot?

YG: Bugün Çağla ile tartıştınız mı Defne?
CB: Hayır ben tartışmadım
YG: Ben tartışmadım derken?
CB: Bir tartışma yaşandı, Ece ve Çağla arasında ama ben dahil olmadım tartışmaya, karışmadım, iki kişinin arasındaydı
YG: .... içinden (Nası yani yaaaa)

zamane ya bunlar, hepsi hazırcevap ve boyundan büyük elbette
ama insan kendi çocuğu olunca farklı mı görünüyo gözüne bilemiyorum ki...

Asabi mizaca sahip olmak çocuk yetiştirmede en büyük dezavantaj sanırım ve maalesef ben bu dezavantajı en dibine değin yaşamaktayım.. Zaman zaman önüne geçilemez öfke krizleri geçiriyorum. Sonrasında nefret etsem de kendimden, çok denemiş olsam da yıllardır... Değiştiremiyorum..
Aslında bu konu söz konusu olduğunda Büü'ye sonsuz şükranlarımı sunmam lazım gelir. Kolay sabredilecek krizler olmayabiliyor çünkü zaman zaman bunlar... O ise soğukkanlılığından taviz vermeden her defasında karşılayıp bu öfke nöbetlerini, akabinde sukünete gömülmem için yapılabilecek yardımların en doğru ve en sıcacığını yapabiliyor itirazsız. Çılgınlar gibi esip gürlememin ardından gelen şakır şakır sağanak yağmurların ıslattığı % 90 onun omuzları oluyor... Bir defa bile şikayetçi olmayan zaman zaman olur olmaz şeye düşüverseler de karısı ve kızı söz konusu olduğunda dimdikliğinden taviz vermeyen omuzlar....

Evet Büü tolere ediyor beni ama capon?
O edemiyor
Benim de onun benimkini tıpkısı öfke nöbetlerini tolere edemediğim gibi...

O kadar takıntılı olmadım burçlara hayatım boyu, fazla da inanmadım. "Amaan koca dünya üstünde 7 çeşit karakter mi var" diye.
Ama kör göze parmak, gidip de kızımı doğum günüm günü doğurunca
huylarımızın, tepkilerimizin, inatlarımızın, hüzünlerimizin, sevinçlerimizin, zevklerimizin birebir örtüştüğüne şahit oldukça
İnanır oldum Allah biliyor ya...
Bir evin içinde iki tane aynı karakterli dişi aslan olunca neler olur
demesin kimse sakın....
neler olmaz ki....

Bazen çangır çangır bağırırken ruhum bedenimden dışarı süzülüp tepeden bize bakıyor ve gördüğüm kendimden korkuyorum... Gözlerim büyüyor dehşetten
o derece
Capon korkuyor mu?
Yok canım tıngırında değil
Aynısını o da bana yapıyor cinnetleri gelince

Bu çılgın bağrış çığrış anları sonrasında gelip bana
"Hayatta en çok beni seviyosun dimi, sinirli olduğun için baardın, beni sevmediin için diil, bazen de bana beni sevdiin için baarıyosun, iyi çocuk oliim diye"
diyebilecek olgunlukta olması
zeka mı
bilmişlik mi
zamane olmanın bir getirisi mi
yoksa aynı frekansta yaşıyor olmamızdan mı kaynaklı bilmiyorum ki

merdiven inerken ben
arkamdan heyecanla seslenmesi
"annnne dudududududu (dur dur dur un hızla ardarda söylenişi) senin gözün görmüyo ya, elimi tut düşersin" demesi (gözlüklerden dolayı odaklama sorunum var ya)
normal mi
karar veremiyorum

Ama bildiğim
hem de çok iyi bildiğim bir gerçek var
Ben hayatta hiç kimse ile olmadığım kadar rahatım kızımla
Her şeyi ama her şeyi söyleyebilirim ona
Çok kızgın ve delirgin bir anımda
misal
"sen berbat bir çocuksun, kötüsün, beni kasıtlı üzüyorsun, delirtiyorsun, bağırtıyorsun, tımarhanelik olursam sebebi sensin"
demek 4.5 yaşında bir çocuğa
allak bullak edebilir o çocuğun tüm psikolojisini
ama caponun etmez
çünkü o bilir onları delilik anında söylediğimi
tabi bu sarf ettiğim sözlerin bana yol, su, elektirik olarak döndüğünü söylememe gerek yoktur eminim

bir anda karşımda
"sen kötü bir annesin, hep bana kızıyosun, başkalarının çocuklarını daha çok seviyorsun, git onlara anne ol, kendine başka çocuk ala, ya da kendine bi tavşan al, ben de zavallı bir sokak kedisi olup sokaklarda kalayım"
diye avaz çığlık kükreyen bir yavru aslan görüvermem hiç de az rastlanan bir durum değil...

Lakin en uzun küslük 15 dakika bilemedin 30
sonrasında mırıl mırıl birbirine sokulan iki uysal kedi oluveririz
inanamaz gören
"az önce kesin biri birini boğacak demiştik, bu ne şimdi"
diye

Büü hep der
"Bu ikisi arasındaki bağ anlatılmaz,
öyle bilindik anne- kız bağlarından değil, bunların durumu farklı
O ikisi kurdukları dünyadalarsa ben dahil kimse sızamaz oraya"
diye

öyle gerçekten...

hani kız çocuklar babaya düşkün olur, anneyi kıskanırlar falan lafları var ya
o bizde hikaye

elbette sınırsız seviyor babasını
ama görünen köy kılavuz istemez ki
varsa anası
yoksa anası............

anasına bağlılığı onu özgür bırakacak kadar derin onun
"anne sen fotoğrafçılık dersine git, ben anneannemde eğlenirim,
anne sen buluş arkadaşlarınla, bira için ben babamı üzmem
...
...
..."
gibi cümleler kurup
beni dış dünyada kendime zaman ayırmaya itecek kadar hem de...

Bazen kim çocuk
kim yetişkin

kararsız kalmıyor değilim yeminle........

30 Mart 2010 Salı

Jetlag oldum ben... Bi de yine kurgu bir deneme...

Şu saat uygulamaları değişiyor ya.
benim vücudumun biyolojik dengesinin itirazı var ona... Algılamıyor kolay kolay, jetlag oluyorum resmen yaaa.. Hani Allah muhafaza bir Amerikaya Avusturalyaya faaln gitmeye kalksam 1 ay kendime gelemeyeceğim sanki :P
Sabah saati kapatıp yeniden yumuşmuşum uykunun derin, karanlık ve ılık boşluğuna; uyandığımda servise binmek için çok geçti yazık ki. apar topar hazırlandık Büü bıraktı beni işe caponu okula, yolda da kaza vardı trafik felçti sinir harbiydi yaaaa
Kötü başladı ya hafta
illa stersli gidecek sank...
Neyse ben yine kurgu denemelerinden birini yazayım da gevşeyeyim bir parça...
Malum yazmak iyi geliyor ruhuma...





HİÇ KORKMADIĞIM KADAR....


Ben ilk defa korktum biliyor musun dün....
İlk defa fark ettim ki bu ilişkiyi taşımak beni zorladığından belki de on kat daha çok zorluyor seni
Ve sana yüklediğim bu yük ölesiye korkuttu beni. Parça pinçik bölündüm kendi içimde; bir yanım --hayat böyle bir şey işte, ölüm döşeğinde "ahh keşke" lerinin sayısı "oh iyi ki"lerinden fazla olmasın istiyorsa taşımalı, direnmeli derken, bir diğer yanım "haksızlık ediyorsun, taşımakta zorlandığını göre göre yüklemey nasıl devam edersin, seviyordun hani, sevmek yeri geldiği vakit vazgeçebilmeyi de bilmek değil midir ya" diyorken, ben kalmışım arafta bir o yanıma bakıyorum bir diğer yanıma... İşin acıklı tarafı ise her iki tarafıma da hak veriyor oluşum galiba.. Araftayım yani bak, hayatımda bir çok defa olduğum gibi tam orta noktada, ne orada ne burada tamı tamına arafta....
Hukukçu olma hayallerim vardı çocukluk yıllarımda biliyor musun, olmamışım iyi ki; nasıl da başarısız olurmuşum hale baksana. ne hayır gelirmiş ki kendi içindeki muhakemeyi çözümlemeyi beceremeyen bir hukukçudan?...
Her neyse dağıtmamalıyım konuyu...
Hani öyle bir imkan olsa, senin yüklendiğin ne varsa bu ilişkiye dair, alıp ben taşıyayım ve bitsin bu işkence... Lakin yok işte öyle bir şey hayatta. Herkes kendi yükünü taşımakla yükümlü ne yazık ki... Ama şu da bir gerçek ki -zaten ben sürükleyip getirmedim mi ilişkimizi buralara. Şimdi bir yükünü de alırsam omuzlarından sen diye bir şey kalmayacak ki ortada...
Ama şu gerçeğin açık ve net ayırdındayım ki...
Ben gitmezsem ya da "git" demezsem, sen yapmazsın, yapamazsın sevgili....
Yok yok, sakın yanlış anlama, ben vazgeçilmez olduğum ya da sen vazgeçemezsin asla demek istediğim için değil, yaparsın elbette, gidersin de vaz da geçersin ve hatta benden daha kolay yaparsın muhtemelen.
O değil sebep
Sebep sende araftasın en az benim kadar, sen de ne öylesin ne böyle biliyorum... Okusan sözcüklerimi "saçmalamışsın yine" der dudaklarından dökülen yüksek sesli kelime ama için "haklısın" der... Onu da biliyorum...

Sakın bir aşk, bir sevda masalı neden yük oluyor deme bana. Yük bizimki biliyorsun. Değiştirmenin bir yolu var mı?
Kimbilir belki..
ve hatta belki değil, mutlaka,
İnsanoğlu istemeyegörsün, neleri yapabilir; azim denen o kavram var ya....
Aslında biliyorsun istersem neler yapabileceğimi ve istemediğimi de biliyorsun, benim senin istemediğini bilişim gibi...
Olamaz mı zannediyorsun ikimizin birlikte bir geleceği? İçin için sende biliyorsun olabileceğini de kasıtlı oldurmadığımızı. Hayat yorgunluğu bu biraz da belki. Kolayından yaşamak hayatı, "bırak aksın kendi yatağında su gibi" felsefesi. Oysa sen de ben de biliyoruz hayatın öyle bir nehir gibi kendi yatağında akıp gitmediğini, o akışa insanın kendi talep, arzu ve çabalarıyla yön verdiğini; daha önceden kan ter içinde hazırladığın bir akış yatağının dahi biraz daha üstün bir çabayla bir başka yatağa doğru kaydırılabileceğini... İkimiz de ayırdındayız aslında biraz kazma kürek darbesiyle karşılıklı hayat akışlarımızın bir yatağa yönlendirilebilir olduğunun. Ama biz kolayı seçiyoruz, kendi yalnızlığımızda, belki de bizim için başkalarının hazırladığı yatakta akıtıp hayatlarımızı, hayatlarımız akar akar tükenirken izlemeyi...
Ama hadi madem akış yatağını değiştirmeden akacak bu hayatlar, o zaman sen kendi akışına ben kendiminkine de diyememek var ya... İşte bizim aşkımızı yük yapan da tam bu...
Ama ben sessizce, itirazsız taşıyıp giderken bu yükü bile bile, seve , isteye... Senin taşımakta zorlandığını hiç görememişim bunca zaman... Hem de ben. Senin bir bakışından içinden geçeni, bir nefes alış tonlamandan içinde bulunduğun halet-i ruhiyeyi, telefonu açışından yanında kim var onu bile anlayabilen ben, ilişkimizin yükünün sana ağır geldiğini
Anlayamamışım...
Özür dilerim sevgili....
Affet beni
Şimdi kalakaldığım arafta
ben
bu ilişkiye başladığımızdan bu yana
hiç korkmadığım kadar çok korkuyorum sevgili....

29 Mart 2010 Pazartesi

hönönö hafta sonu bölüm2 ve nükseden idrar yolları enfeksiyonu ile haftaya başlayan anKARA

Hah
Buyrun bakalım
Büüüüüüütüüüüüüüüüüüün bir kış sürüp giden Ankara havasının yakalanmış olduğu idrar yolları enfeksiyonu çok şükür iyileşti mii kiiii
derkeeen
oohhh artık yağmıyo
güneşi de gördüüük miis
yayılırızzzz derken
hooop
bu sabah
bir de üstelik saatlerdeki oynama muhalefetiyle allak bullak olmuş bir biyolojik saatle
bulutlu ve şakır yağışlı bir güne uyanınca
aha dedim
nüksetti idrar yolları enfeksiyonu
gözümüz aydın..

Cuma da dedimdi ya
hönönö bir hafta sonu bekliyor beni diye
cuma iş çıkış apar topar capon balığını anneannesine bıraktığım gibi dar attım kendimi fotoğraf dersime

soyut fotoğraftı konu
sevdiğim bir dal fotoğrafta
olmadık şeyde farklı bir açı görüp fotoğraflamayı seviyorum
Ders çıkışı Ayşe-Tuğba-Yalçın abi- Nes dörtlüsü Büü'nün de katılımıyla bira içip yemek yiyip projemizden konuşup Ayşe'nin bir önceki hafta gittiği ve benim kıskançlıktan çatıııır çutur çatladığım Küba anılarından söz edip vakti bir hayli geç ettik. Capon uyumak üzere olduğundan anneannesinden aldığımız bilgiler doğrultusunda
biz de dağıtmayalaım uykuyu diye doğrultumuzu direk eve yönelttik
saat de gece yarısını bulmuştu zaten...
Biraz kitap okuyup sonra yattım.

Cumartesi sabah kalkıp azıcık evi adam edeyim dedim, derleme toplama
o sıra anniş toriş aradı gel kahvaltıya diye
öğlen ekiple buluşup hurdacılar sitesine soyut fotoğraf avlamaya gideceğimizden ona göre alıp gardımı giyim kuşam konusunda
düştüm yola, kahvaltı ettik 3 nesil anne - kız - torun şeklinde acık itiş kakış acık kakır kikirle
sonra halledilmesi elzem kimi işler dolayısıyla 7. caddeye doğrulttum rotayı anneanne capon ikilisi ışıl ışıl ışıldamakta olan güneşin tadına varmaya parka yönelirler iken
işim halledip acele acle döndüğüm sıra Büü de mekana intikal etmek üzereydi, hemen benim gelişimin akabinde gerçekleştiii bu intikal ve atlayıp arabaya buluşma mekanımız olan karşıyaka mezarlığı dördüncü kapıya yöneldik -ne romantik buluşma noktası ama nihahaha- afsad da buluşup gelen konvoyun ucunu görünce takıldık bizde peşlerine gelin alayı gibi daldık lalalalalala hurdacılar sitesine
Ama ama ama ama ben var yaaaa
bayıldım oraya
dipsiz kuyu
soyut cenneti...
neler neler yok ki
kendimizden geçtik 2.5 -3 saat boyunca
Kendimce iyi olduğunu sandığım iki kare yakaladım sanırım
8Onları buraya koymuyor proje için saklıyorum, kullanırız belki diye)
çektiğim onlarca poz arasında

Bizim proje konusu da soyut ya iyice yumulduk paramparça araba iskeletlerine, tornadan çıkmış demir atıklarına, paslanmış dişlilere, makinelik hali kalmamış çamaşır makinelerine....
Sonra toplu bir fotoğraf çektirip -bu toplu fotoları görmek nasip olamadı ya nesssse- arabalara dağılıp düştük dönüş yoluna
eve gelip apar topar atladım duşa
ordan kuaföre
ordan giyin süslen sümüklen
dooooru Atlı Spor Kulübüne
Deneme Lisesi Mezunları gecesine
Bizim dönemden 4 kişiydik ipi topu
lakin diğer gruplar da pek uyuşuktu bizim sınıfla uzak yakın alaka yok
baktık cenazeye gelmiş zoraki bir davete icabet etmiş kıvamında kasım kasım oturmakta arkadaşilar
azıcık hareketlendirelim dedik hoppidi zippidi
ııh
promil yükselmeden hareket olmayacak anladık
aldık benim makineyi elimize
poz poz fotoğraf çektik
yokunu çıkarttık resmen
ama nasıl eğlendik nasıl eğlendiiiiik
promil seviyesi artıp da millet azıcık harekete geçince dans mans ettik biz de
ama sanırım fotoğraf çekerken daha çok eğlendiğimizden olsa gerek bir ara yine aşağıda bulduk kendimizi mavi ışık altında filan poz verirken
Hoş benim makine tintirikli olduğundan ışık da az olduğundan net çekememişiz çoğu resmi lakin eğlendik ya
anafikir buydu genel manada










Pazar sabah hiç koşturmacam yokmuş gibi bir de temizlik vardı evde, Gülümser Hanım teşriftelerdi
Tamamen farkında olmadığımızdan saatlerdeki değişikliğin 1 saat geç başladık güne
11 de buluşacaktık sözde Aylin ve Pelinle çayyolunda
özlem gelip alacaktı beni
tabi saat azizliği ile 12'yi bile geçiyordu marmelatte a vasıl olduğumuzda Nes Capon Özlem Özge dörtlüsü olarak
Pelin'in göbüş kocaman olmuş
İki Pelin dostum da birer erkek bebeğe hamile bu arada hoş bi biçimde
caponla özge ayakkabıyı çorabı fıydırıp çimlere çıplak ayak daldılar stresimi atacağız diyerekten....
koş oraya koş buraya
yuvarlan bayır aşağıya uygulamalarıyla hayli eğlendiler,



























Özge buzpateni dersi için ayrılınca capon biraz depresifleşti,




sonra 31 yıllık dostlarımla öpüşüp koklaşıp vedalaştık Arcadium a bıraktılar beni
Ayşe'ye doğum günü partisi yapacaktık Kırmızı'da
Biz caponla Ada kitabevince kitaplara yumulmuşken, sabah Sabri ile tenis maçına giden Büü de aramıza katılmak üzere mekana ulaşarak bizi orada bastı iki kurt kırtkırtkırt kitaplara gömülü vaziyette yakalandık :)
Çok zevkli bir akşam geçirdik
bol sohbet ettik
bisiklet dedik
doğa yürüyüşü dedik
ankara çiğdemi dedik
hepsinden çok fotoğraf dedik tabi ki
iilla ki










gün boyu yorgunluktan helak olan capon oracıkta restaurantın kanepesinde sızdı
bahçe şalları ile örttü üzerini garson abileri
melek melek uyudu kırmızıda kırmızı ışıklar altında
ve saat 9 sularında evimizin yolunu bulduk zor şer yine...
ev temizlendi neyse ki
o iyi bir gelişme
ama yine çamaşır mamaşır yıkamadım
yığılı duruyorlar
biri ayırsa renklerimize de atsa yıkasa bizi diye
du bakalım yaz var kış var ne acele iş var
daha geçen hafta içinde yıkananlar ütülenmedi
ayyy tembel bir kadın mıyım neeeee...
ama gezmek varken
evde oturup ütü mü yapayım yahuuuuuu
hele ki hava ööööle nefiskene

ha bugün yaptı yapacağını klasik ilkbahar, klasik mart
hiiiç güvenmem ki zaten parlattığı güneşe şu nankör mevsimin

sabah sabah bir de çok ama çok sevdiğim, çok ama çok değer verdiğim bir arkadaşımın, abimin, bir zaman her derdimi döktüğüm dert ortağımın annesini kaybettiğini öğrendim
tam oldu
berbar pazartesi sendromunun berbatlığına berbatlık ekledi bu haber
iş de anormal yoğun

bir de bozuk cep telefonu sendromum var ki
o tamemen ayrı bir mevzuu
yaz yaz bitmez


nefis geçen bir hafta sonu sonrası
depresif başlayan bu yeni hafta
bakalım nelere gebe...
izliiiyciiiiz göriciiiiiz



.





27 Mart 2010 Cumartesi

tatil çektiyse canım ben napiiim?

Yazı özledim ben çok
Aslında hep özlüyorum
hani yeni bir şey değil de
Bugün neden iyiden iyiye tüttü burnumda...

Hem Yaz
Hem Tatil
Hani sabah yataktan kalkarken dedim ki kendi kendime

"uleeeen Nes şimdi bir Temmuz sabahına uyanmak vardı, mekanlardan Bodrum'da,


hem de eller havaya coşkusunun tavan yaptığı bir Campanella klasiğinin akabinde


şööööle süne süne uyumaya yattığın bir sabaha, hafiften bir kahvaltı atıştırıp


çoluğu çombağı toparlayıp plajda yayılmak vardı, uzanmak vardı kumsala, güneşi damlatmak vardı tennine peeeehh.."
dedim...


Valla hakikaten dedim böyle
e boşa deliye çıkmadı herhalde adımız
var bir kendi kendimle konuşma sendromum yalan yok


Bi de cinsim ya cidden
her sabahın böyle bir modu var alakaya çay demle şekillerde


hani dün bir şiir dolanık vaziyette dilime kalktım yataktan
bugün beynime demir atmış tatil ve yaz mevsimi özlemiyle
daha önceleri bunları eski usül kağıttan oluşma defter şekilli günlüğüme yazardım
sevmiyordum blogda anlatmayı
da
insanoğlu işte
tembelliğe kolay alışılıyor
şimdi daha kolay geliyor burada yazmak
ben de öyle yapıyorum...
günlüğümü boşladım nicedir.
ha vazgeçemem o ayrıııı
yeri gelir 3 yıl yazmam belki
ama gün gelir yazarım yine
yazmam gerekir


okumak ve yazmak ekmekle su gibi bana sanki...
gözümdeki sorunların beni normalden fazla dehşete sürüklemesi, depresyona sokması da bundan belki
hani okuyup yazamaz hale gelirsem görme duyum iyice azalırsa ya  paniği belki
tabi yaz derken tatil derken konu nasıl oldu a gelip buraya dayandı
o da bir ayrı enteresan...

cuma akşamından -yani bu akşamdan- başlayarak yine hönnönö hönönö bir hafta sonu bekliyor beni
e hadi bakalım
pazartesiye anlatırım ancak artık sanırım..
hal kalmış olursa :)

25 Mart 2010 Perşembe

Her mihnet kabulüm, yeter ki.....

Sabah sabah ne hikmetse Cahit Sıtkı'nın şiiri dolandı dilime, içimden geçirip duruyorum...
İki gündür güneşi gördük ya
Akabinde bulutlar kaplayıverince gökyüzünü
belki ondan düştü aklıma bu dizeler...
hani her şeye razıyım ya
"...yeter ki
gün eksilmesin penceremden"
modeli bir kadın oluşum olabilir mi sebep?
neden olmasın...
olur elbet...


Ne doğan güne hükmüm geçer,


Ne halden anlayan bulunur;


Ah aklımdan ölümüm geçer;


Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.



Ve gönül Tanrısına der ki:


- Pervam yok verdiğin elemden;


Her mihnet kabulüm, yeter ki


Gün eksilmesin penceremden!


Cahit Sıtkı Tarancı


Karamsar bir şair Cahit Sıtkı, çok kullanmış şiir yazarken ölüm temasını...
Ölüm eskiden korkutmazdı beni
"amaaan" derdim
"illa ki öleceğiz, ha şimdi ha sonra"
lâkin anne oluverince insan
değişiyor işin rengi de
korkar oluveriyor insan ölümden
yok yok kendi için değil yine
evlat hatırına der ya eskiler
hah işte o yüzden
zaten kafada kasnak çalıştırıp tıkır tıkır kurgu yapmaya meyilli kadın bünyesi bir de hamile kalıverdi mi
seyreyle tantanayı....
hamileyken
-onu yesem bir şey olur mu?
-bunu yaptım bebeğim zarar gördü mü?
paranoyası
doğurduktan sonra ise artık bireysel olamamanın verdiği ağırlık
-bana bir şey olursa onu benim kadar kim sever, kim kollar,anne sıcaklığı olmadan büyürse psikolojisi nice olur...
uzaaar gider bu liste

Erkekler der ya hani hep kadınlar azıcık deli diye ve psikoljik rahatsızlıklar, depresyon falan daha sık görülür hani kadın ırkında
Her zaman söylerim ki
bunun tek sebebidir annelik
zira anne oldun mu artık sadece kendin için bir şey yapamazsın...
ha yaparsın tabi de
illa ki bir yerlerde; içinin kıyısında köşesinde vicdan azabı, bir sızı olur
olmaz diyen kadın var ise çıksın söylesin
bence olur
illa ki olur
ve hatta o kadın 90 yaşında ve evladı 70 yaşında olsa dahi olur
haa anne olmayan onca kadın var dimi?
vaaar
yok demedim ki
ama işte onlarda olamadıkları için deli ya :)
kadın bünyesi çoğalmaya programlı çünkü, e çoğalamayınca da onun baskısı çöküyor insanın üstüne buyrun bakalım...

kurtuluş yok yani
kadınsan azıcık paranoyak, azıcık deli, çokça gözü kara olacaksın
kaçarın yok


ha benim kendi adıma
deli olmaktan şikayetim var mı?
yok
yok da
"...
her mihnet kabulüm, yeter ki
gün eksilmesin penceremden"


.







24 Mart 2010 Çarşamba

kendime sarı laleler aldım çiçek dükkanından....

En sevdiğim çiçek lale
daha önce de yazdım
(http://aklimageldigince.blogspot.com/2009/03/lale-devri-cocuklaryz.html)

her bahar
her lale mevsiminde
tekrarlanacak bir post bu belki de

zaten
her bahar
her lale mevsimi
şu anekdot yaşanır Büü ile aramızda

YG: Büüüüüüüüüüü bak, laleler çıkmış, ne harikalar....
Bü: Hıı evet güzel

sonra?
sonrası yok

ya da Büü ile bir sonrası yok

37.5 yıllık hayatım boyunca hep
"en sevdiğim çiçek lale, ama hiç alan olmadı, hep kendi kendime alırım lalelerimi"
dedim...

bu yıl değişti mi bir şeyler?
nck
dün gittim


kendime sarı laleler aldım çiçek dükkanından....


Dip not: Büü karısına hiç çiçek almayan model bir adam değildir, haksızlık etmeyim :)
lale almıyor sadece
niyeyse :)

23 Mart 2010 Salı

Kıyamammmm

SEN AĞLAMA
DAYANAMAM
AĞLAMA GÖZBEBEĞİM SANA KIYAMAM
AL YÜREĞİM SENİN OLSUN.............................

Ayağında gümüş halhal....

Güneşi gördü ya Yazgüneşi
Halhalına da kavuştu çok şükür
Kolay çıkmaz daha artık

herkesin var bir takıntısı
bu de benim noolmuş

tamam tamaaaam
benim takıntılarımdan sadece biri
olabilir
benim çok takıntım var
Halla Hallaaaaaaaa

22 Mart 2010 Pazartesi

Hönönö Hafta sonum

Hönönö Hönönö bir hayat yaşıyorum bu aralar yine
(Hönönö kelimesini patenti Pelinikoma aittir, belirtmeden geçmiciiiiim elbette)
Yani en azından hönönö hafta sonları diyelim tamam

Cuma Capon Balııının kreşinin kuruluş yıldönümü imiş,
geleneksel şeker günü yapar imişler her yıl
geçen yıllarda küçük binada 3 ve 4 yaş grubunda ikame ettiğinden bizim capon
haberimiz yokmuş bu gelenekten
5 yaş oldu ya bu yıl
haberdar da olduk haliyle
nessse
uzattım gene :P
Gösteri hazırlamışlar biz velilere
şekerin yapılışı ile ilgili
bizim düdük makarnası
şeker kamışı tohumu idi
-geçen yılki sene sonu gösterisinde de gelincik tohumu olmak düşmüştü kaderine, nokta kadar olunca tohumluk denk geliyor hep kendisine :)-
Büü gelebildi bu defa
Gösteri çok şirindi ve sonrasında minik kuşların bizler için bir gün önce mutfağa dalıp hazırladıkları poaçaları, kurabiyeleri atıştırdık
Capon balııı elebaşı
"kendim tohum ama eylemlerim büyük" dercesine, önce Ece ile başladı ortalığı dümdüz etmeye
akabinde Kerem geldi sarılıverdi bizimkine Defneeeeee
diye
Büü ile bakakaldık
e zamanelik iyi de
boyfriendi ile sarmaş dolmaş ana baba karşısına fütürsuzca çıkmak için 4.5 yaş biraz erken değil mi yahuuuuuuuuu

nesseeeee
bu ayrı ve uzuuuuun bir mevzu gibi gözüktü bana 
bilahare değerlendirelim
ne diyodum
haa bizim zilli kudurup herkesi de kudurttu
sonra Büü işe dönmedi
hep beraber ailecek Vişneliğe gidip benim fotorafçılık dersimi bastık :)
Büü ve capon takılırken ben derse girdim, çalmaz çalmaz carıl carıl telefonum çaldı ders ortası
kankammış
kapadım ben ararım diye
derste proje gruplarımız, asistanımız (Özlem heyooooo) belli oldu
konumuzu seçtik de tam da emin olamadık
du bakalım neler çıkacak ortaya
ders sonrası bayaaaaa kaldık Vişnelikte
capon bayıldı
ama adını öğrenemedi bir türlü
o gün şeker günü dolayısıyla yapılan gösterinin filan heyacanı olsa gerek 
"anne bu üzüm gününü çok sevdim ben" dedi
höö dedik önce Büü ile
bana jetonun düşmesi uzun sürmedi ama Büü ye altyazı geçmek gerekti tabi
Büü: ne diyo ya?
Yazgüneşi: Vişnelik diyo
vişnelii çok seeeemiş
Büü: ne alaka yaa
Yazgüneşi: Boş ver

cumartesi sabah çok geç kalkmadım 9'u az geçiyodu
kahvaltı ortalık topla şu bu klasik
azıcık yap-boz yaptık caponla, hiç yapmıyosun benle diye sitem edip duruyordu çocuk nicedir
-ıy nefret ederim ben ya yap-boz dan, ne gereksiz zaman kaybı, yetişkinler için tabi, yoksa çocuklara faydalı biliyorum o kadarını ;)-
Büü gelince capon tutturdu beni Kiraz gününe götür diye
Büü: Bu da mı vişnelik
YG: evet
Büü: Niye
YG: Boşver :))

Önce açık hava diye tutturdum ben, Kuğuluya gittik
Sokak sanatçıları vardı onlara bakıp oyalandık biraz


sonra kuğulara ördeklere baktık
fotoğraf çektim illaki
olmaz ise olmaz
Dondurmaaaaaaaa diye tutturunca capon madoda oturup yedik
oradan vişneliğe
oynadı capon accık
kankamın ders ortası araması meğer Ankara da oluşundanmış...
ne sevindim ..
vişnelik sonrası oraya gittik
Emine teyzemin hoşsohbetine Balıkesir usulü mantısı eşlik edince değmeyin keyfimize havalarına girdik ailecek
kankamın varlığı bile sadece beni sırıtıklamaya yeter iken Emine teyzem cila geçti üstüne
capon yorgunluktan kanepede sızdııı gitti yumuş kokuş
biz bayaaaa bi laklakcakcak sonrası evin yolunu epey geç bulduk
cup yattık tabi
pazar sabah kzım kocam ikilisi erken kalkmışlar lakin benim kapıyı kapamışlar ve ben ayılamamışım
11 de (E yuuhhhhh) anniş torişin telefonuna uyandım
bizi kahvaltıya bekliyordu
e e hadiii
demeye aramış
zıplayıp gittik
mükellef pazar kahvaltısı akabinde güneşin ışıldadığı bir bahar gününde attık kendimizi ODTÜ ye
pelinikolarla ve hilallerle buluştuk
uzun yollardan gelmekte olan ve aramıza katılımına bir ay kadar süre kalan minik Arsım beye capon balığının sakladığım ürünlerini takdim edecektik araba hınca hınç doluydu
oyun parkı, park yatak, mama sandalyesi, puset, üst baş, dırtdırtdırt vırtvırtvırt
süper yayıldık çayıra çimene
çocuklar acayip eğlendiler, hem birbirlerini hem açık havada özgürlüğü özlemişler
tadını çıkardılar
biz de tabi
ben bi ara fotoğraf çekeyim der iken tek tahtası kırık bankı iyi odaklama yapamayan gözlüğümle görüp de netleyemeyince kıç üstü düştüm geriye
kuyruksokumu gazisiyim hala
pööööf çaktırmadım ya, yaş geldi gözümden
hem de benden peeeh
-ağrı eşiğim normalin çok üstünde ya o manada-
olan Büü ye oldu as usual
caaaaaaaaar diye ona carladım can havli ilen
Elif dedi
"nazara geldin" diye
aman dedim ne nazarı
ayakkabın yeter dediler
ah ah ne olacak bu topuklu merakı sonradan sonraya bende uyanan bilmem
giyemez oldum düz ayakkabı
hayra çevirsin Mevlam

ODTÜ sonrası Cepa ya gittik
orda yemek yedik
ve şükür bulduk evimizin yolunu da kızımızı yıkayıp paklayıp yatırdık
nöbetçi eczane bulup aldııı bengayla bana işkence etti Büüü
ama iyi geldi biraz yalan yok
du bakalım iş açmasa şu kuyruk sokumu başıma
görüciiiiiz zaman içinde

yani yok mu hönönö hönönö dediğim kadar
otele döndü ev gene
çamaşır bile yıkayamadım haaa
sabah kaş-göz arası attıydım beyazları gece gelince astık
sonra kırmızı pembeleri attıydım
hafta içine böler yıkarım artık daha kaaaç posta
ıyy nefretlik kısır döngü

amaaaaaan napiim
bahar geli
hava ısındı
daha duramam evde
sevmesemde dengesiz depresif ilkbahar havasını
güneşi görünce kalabilir miyim evde....
ne mümkün :)

e yeter gaaayri bu kadar
yaz Allah yaz geldi
dırdırdırdırdır
yok oluyorum izninizle
;)




.

Armuuuuuttt

Ey AŞK
yazılışı kısa, anlamı uzun kelime
Varlığıyla hayatıma hep renk katan
kimi zaman depresyona sürükleyip, terkedilme acısını tattırıp karaları grileri neftileri kurşunileri
kimi zaman zil çaldırıp eteklerimde, göğe erdirip başımı turuncuları, pembeleri, morları
kimi zaman hüzünlere daldırıp mavileri, su yeşilleri, sarıları
kimi zaman tutukusuyla sarıp şehvetiyle donatıp kırmızıları, bordoları
kimi zaman huzurla sarmalayıp yeşilleri, turkuazları
kimi zaman masumiyete bürünüp beyazları
yaşatan
rengarek boyayan hayatımı Aşk....
İyi ki varsın...
Bak kapanıp bir ağaç gövdesine yumdum gözlerimi
başladım saymaya
Bir
İki
Üç
.
.
.
Uzaklarda arama saklanacak yeri
Sakın çıkma içimden
kal olduğun yerde
Hişşşşşt
Bitiyor bak sayma faslı
Ondukuuuz
Yirmiiiiiiiiii

Önüm
Arkam
Sağım
Solum
SOBE
Saklanmayan EBE

Elma dersem
Çık
Armut dersem
Çıkma

ARMUT

ARMUT

ARMUT