24 Aralık 2025 Çarşamba

Oysa

 Oysa

adam.. böylesine sevilmenin, sevildiğini böylesine içten duymanın coşkusuyla sağırayazmıştı k'adın "git"meden çok önce.. 

 

dilsizleşmişti hissettirmeden..

 

oysa adam..

oysa adam bir gülüverse  

sadece hafifçe gülüverse..

feda edecekti kadın neyi varsa..

oysa kadın ne kadar baktıysa da yüzüne adamın.. bulamadıysa tek bir kıpırtı... darmadağılmaktan yorulduysa lime lime

 

oysa kadın...

 

öleyazmıştı öyleyse kader onlarınkini..

 

kadın oysa, adam o değildi besbelli..

 

hak verdim öyleyse..

 

kadın, hoşça kalsın diye öyleydi

 kadın oydu adam o değildi..

 oysa da reddedendi "o"luğunu

 kadın hoşçakal(a)madı

 kadın kal(a)madı....

 

 öleyazan kader değildi...

 duydum ki boya kalemlerini kal'a'mayanlara miras bırakırmış ebemkuşlakları..

 

 çoğalsınlar diye..

 

 gül'eyazsınlar diye..

 

 

 -kadın.. şimdi değil belki..ama sonrası var ya..-


 ve kadın giderken başını kaldırıp gözünü daldırıp uzak ufuklara

 göz kırptı ebemkuşaklarına

 miraslarına sahip çıkacağı bir gün yeniden gelir umuduyla

 'gül'meye mecali yoktu ya

 umut yitmezdi kalp attıkça

 gün gelirdi kadın yine gül'eyazardı

 olur ya...

NKT





5 Kasım 2025 Çarşamba

Seçimlerinden Okuyabilir İnsan Kendini


Seçimlerinden okuyabilir aslında insan kendisini.. 

okumak isterse... 

İnsan gerçekten isterse sakinleşip durup bir süre ve sonra dönüp bakabilir geçmişine

Neler seçerek bugüne geldiğine…


Çünkü insan, yaşadıklarını hatırladığı kadar, seçtiklerini de taşır içinde. Her karar, görünmez bir iz bırakır; her vazgeçiş, bir sessizlik oluşturur. Zamanla bu izler, o sessizlikler birleşir ve bir metne dönüşür — insanın kendi hikâyesine.


Ama çoğumuz okumayız onu.

Ya korkarız satır aralarındaki pişmanlıklardan, ya anımsamak istemeyiz canımızı yakanları ya da çok erken yargılarız kendimizi. Oysa insanın geçmişine dönüp bakabilmesi için durup sessizliğe bırakması gerekir biraz kendisini. Ancak dış dünyanın hengamesi, gürültüsü azaldığında, iç sesin yankısı duyulur. İşte o anda, insanı şekillendiren anlam belirir: 

“Ben neden bunu seçtim?”

Belki birini kırmamak için, belki kendini korumak için, belki de o an başka türlüsünü bilmediğinden. Her seçim, o yaşanan dönemin ruh halini yansıtır aslında; tıpkı aynaya bakınca geçen yılların iziyle yüzleşmek gibi. Geçmişteki senle bugünkü sen arasında bir mesafe var işte. O mesafeye aynada yaşlanmak zihinde olgunlaşmak diyoruz nihayetinde .


İnsan gerçekten isterse, durur, derin bir nefes alır, yavaşça geçmişine döner. Unutmaya çalıştığı anları değil, anlamaya çalıştığı anları çağırır. Çünkü anlamak, affetmenin kapısıdır. İnsan affedebildiği sürece özgürdür aslında.


Anlamları çağırıp en affedilmez sandıklarını bile affedebildiğinde fark edersin ki hayat, sonuçlardan çok seçimlerin oluşmakta…

Birini sevmişsindir, birini terk etmişsindir. Bir yoldan dönmüş, diğerine sapmışsındır. Bütün bunlar seni bugünkü sen yapmıştır ve bu noktada kendini tanımak demek, bu yolların haritasını yeniden okumak demek aslında.


İnsan, kendini başkalarının sözlerinden değil, kendi seçimlerinden okumayı öğrendiğinde; olgunlaştığını hisseder. Tam da o vakit geçmişin pişmanlıkları, öfkeleri, kırgınlıkları, nefretleri bile birer öğretmene dönüşür.


Ve sonunda, sessizce gülümser:

ve der ki, “Evet, bu benim hikâyem. Her cümlesini her satırını  kendim yazdım, tane tane seçtiklerimle…”