23 Şubat 2026 Pazartesi

Ben Vazgeçmem

 . 


Ne zaman sustuysan

orada bittiğini sandın hikâyenin.

Oysa ben,

sessizliğinin içinden geçerek yürüdüm bize doğru.


Sen çoktan vazgeçtin benden, biliyorum.

Gözlerinin kıyısından düşen

o yorgun gölgeyi tanıyorum.

Adımı eskisi gibi söylemeyişinden,

cümlelerin arasına koyduğun mesafeden.


Ama ben…

ben asla bizden vazgeçmiyorum.


Senin beni terk etmenin

hiçbir önemi yok.

Çünkü bir insan gider,

ama iki kişilik bir inanç

tek başına da yaşar bazen.


Ben bizi asla terk etmeyeceğim.

Kapısını çekip çıkmayacağım

ortak hatıralarımızın.

Birlikte güldüğümüz o masayı

boş bırakmayacağım zamana.


Belki sen başka sabahlara uyanırsın,

başka şehirlerin rüzgârına karışırsın.

Ama ben,

adımızı içinde taşıyan o küçük kıvılcımı

söndürmeyeceğim.


Çünkü “biz”

iki kişinin aynı yerde durması değildir sadece;

biri gitse bile

diğerinin kalbinde nöbet tutmasıdır.


Sen vazgeçmiş olabilirsin.

Ben vazgeçemem.

Bir gün dönersin

bir gün özlersin

bir gün kırdığın kalbin acısını anlarsın diye değil—


Sadece

sevmenin yarım bırakılacak bir şey

olmadığını bildiğim için.










18 Ocak 2026 Pazar

Muazzam Bir İhtimaldin

 Muazzam bir ihtimaldin…

İnsanlığın iyi kalabileceğine olan inancımı besliyordum seninle.

 Bir insana da koşulsuz güveniyorum, sırtımı gönül rahatlığıyla yaslıyorum dediğimdin. 

Beni yarı yolda, darda, zorda bırakmaz, o omuz bana her şartta uzanır sanıyordum her ihtiyaç duyduğumda… 

Muazzam bir ihtimaldin… 


Sadece ismini zihnimden geçirdiğimde dahi yumuşacık ılık bir rüzgar esmişçesine huzur dolardı bedenime, 

Farkına bile varmadan tatlı bir gülümseme yayılırdı yüzüme


Muazzam bir ihtimaldin… 


Herkes gitse de sen bir şekilde benimle kalırsın sanıyordum. Onca güvenilmezliğe, kötülüğe, şiddete rağmen sırf sen varsın diye güzel kalabilenler olur sanıyordum


Muazzam bir ihtimaldin… 


Hep olursun, hep kalırsın sanıyordum

Sadece ölüm girebilir diyordum aramıza


Muazzam bir ihtimaldin…

 

Kırıp dökmezdin

Çekip gitmezdin

Sanıyordum


Sadece sandığımı anladım… 


Şimdi seni değil, senin temsil ettiğin ihtimali uğurluyorum.


Çünkü kaybettiğim sen değilsin

Muazzam ihtimallerin gerçek olabileceğine olan inancım… 




24 Aralık 2025 Çarşamba

Oysa

 Oysa

adam.. böylesine sevilmenin, sevildiğini böylesine içten duymanın coşkusuyla sağırayazmıştı k'adın "git"meden çok önce.. 

 

dilsizleşmişti hissettirmeden..

 

oysa adam..

oysa adam bir gülüverse  

sadece hafifçe gülüverse..

feda edecekti kadın neyi varsa..

oysa kadın ne kadar baktıysa da yüzüne adamın.. bulamadıysa tek bir kıpırtı... darmadağılmaktan yorulduysa lime lime

 

oysa kadın...

 

öleyazmıştı öyleyse kader onlarınkini..

 

kadın oysa, adam o değildi besbelli..

 

hak verdim öyleyse..

 

kadın, hoşça kalsın diye öyleydi

 kadın oydu adam o değildi..

 oysa da reddedendi "o"luğunu

 kadın hoşçakal(a)madı

 kadın kal(a)madı....

 

 öleyazan kader değildi...

 duydum ki boya kalemlerini kal'a'mayanlara miras bırakırmış ebemkuşlakları..

 

 çoğalsınlar diye..

 

 gül'eyazsınlar diye..

 

 

 -kadın.. şimdi değil belki..ama sonrası var ya..-


 ve kadın giderken başını kaldırıp gözünü daldırıp uzak ufuklara

 göz kırptı ebemkuşaklarına

 miraslarına sahip çıkacağı bir gün yeniden gelir umuduyla

 'gül'meye mecali yoktu ya

 umut yitmezdi kalp attıkça

 gün gelirdi kadın yine gül'eyazardı

 olur ya...

NKT





5 Kasım 2025 Çarşamba

Seçimlerinden Okuyabilir İnsan Kendini


Seçimlerinden okuyabilir aslında insan kendisini.. 

okumak isterse... 

İnsan gerçekten isterse sakinleşip durup bir süre ve sonra dönüp bakabilir geçmişine

Neler seçerek bugüne geldiğine…


Çünkü insan, yaşadıklarını hatırladığı kadar, seçtiklerini de taşır içinde. Her karar, görünmez bir iz bırakır; her vazgeçiş, bir sessizlik oluşturur. Zamanla bu izler, o sessizlikler birleşir ve bir metne dönüşür — insanın kendi hikâyesine.


Ama çoğumuz okumayız onu.

Ya korkarız satır aralarındaki pişmanlıklardan, ya anımsamak istemeyiz canımızı yakanları ya da çok erken yargılarız kendimizi. Oysa insanın geçmişine dönüp bakabilmesi için durup sessizliğe bırakması gerekir biraz kendisini. Ancak dış dünyanın hengamesi, gürültüsü azaldığında, iç sesin yankısı duyulur. İşte o anda, insanı şekillendiren anlam belirir: 

“Ben neden bunu seçtim?”

Belki birini kırmamak için, belki kendini korumak için, belki de o an başka türlüsünü bilmediğinden. Her seçim, o yaşanan dönemin ruh halini yansıtır aslında; tıpkı aynaya bakınca geçen yılların iziyle yüzleşmek gibi. Geçmişteki senle bugünkü sen arasında bir mesafe var işte. O mesafeye aynada yaşlanmak zihinde olgunlaşmak diyoruz nihayetinde .


İnsan gerçekten isterse, durur, derin bir nefes alır, yavaşça geçmişine döner. Unutmaya çalıştığı anları değil, anlamaya çalıştığı anları çağırır. Çünkü anlamak, affetmenin kapısıdır. İnsan affedebildiği sürece özgürdür aslında.


Anlamları çağırıp en affedilmez sandıklarını bile affedebildiğinde fark edersin ki hayat, sonuçlardan çok seçimlerin oluşmakta…

Birini sevmişsindir, birini terk etmişsindir. Bir yoldan dönmüş, diğerine sapmışsındır. Bütün bunlar seni bugünkü sen yapmıştır ve bu noktada kendini tanımak demek, bu yolların haritasını yeniden okumak demek aslında.


İnsan, kendini başkalarının sözlerinden değil, kendi seçimlerinden okumayı öğrendiğinde; olgunlaştığını hisseder. Tam da o vakit geçmişin pişmanlıkları, öfkeleri, kırgınlıkları, nefretleri bile birer öğretmene dönüşür.


Ve sonunda, sessizce gülümser:

ve der ki, “Evet, bu benim hikâyem. Her cümlesini her satırını  kendim yazdım, tane tane seçtiklerimle…”







24 Mart 2023 Cuma

Gün ılıkça akıyor.....

 Cuma gününden yazıyorum, gün cuma ama içim pek cuma değil. Yumuşak ışıkla  dolu sakin bir gün, cuma coşkusu yok pek, hoş zaten epeydir herhangi bir şeyde herhangi bir şeyin coşkusunu bulabilmekte çok zorlanıyorum ve eminim bu toplumsal bir süreç, bana has değil yani. 

Dengesiz, tipik bir mart günü esasında, sabah ışıltılı bir berraklıkla canlı bir mavi olan gökyüzü gün içerisinde beyazlaşan gri mavi bir pus arkasına saklanmayı tercih etti.

Yine de güzel bir gün diyebiliyorum, binaların soğuk, itici, üst üste yığılmış keşmekeşine inat üzerlerini incecik bir tül gibi usulca örtmüş olan pus sayesinde kırlara has bir huzur ve sükûnet ziyaret etmiş sanki şehri.  Bu ziyaret hissi kentin onca gürültü ve hengâmesine rağmen bir sessizlik çökmüş izlenimi uyandırıyor ve bu ruhumu canlandırıyor adeta. Kırlardaymışımcasına zihnim dinleniyor.

Tam da zihnimizin en çok dinlenmeye ihtiyacı olan zamanlar. Mutlu, gamsız, genç, güzel zamanlarımdaymışım gibi düşsel bir varsayımla bakıyorum güne. Bu düşsel varsayımdan kaç yüz anı çıkartabilir insan düşünsenize.   

Lâkin anılara da çok dalasım yok zira çok kayboluyorum anı dehlizlerine kendimi bırakıverdiğim zamanlarda. Yaş ne kadar ilerlerse bu dehlizler de o kadar uzayıp derinleşiyor haliyle.

Kış bitti, bahar göz kırpıyor her ne kadar mart şuursuzluğunu yapmaktan geri durmasa da.


 Ben sakince sıcak şarap kaynatıp bir kışın daha sezon finalini yapıyorum, gün ılıkça akıyor.......







23 Mart 2023 Perşembe

MERHABA DİYELİM Mİ YENİDEN?

Yazmak bana hep iyi gelmiştir aslında, neden bunca ara verdim ben de bilmiyorum. İnsan hayatında sebeplendiremediği bin türlü şey oluyor nihayetinde yaşayıp gittiğimiz sürece. Defalarca kendime söz verip verip yazmamışlığım da var illaki. bunun muhasebesini yapmak için de gelmedim esasen. zararın neresinden dönersek kâr deyip dönelim madem. . . .

 Ne abuk sabuk süreçlerden geçtik, pandemi oldu, ekonomik kriz oldu, hala devam ediyor, 
en son depremle söylenecek sözlerin bittiği, insan kötülüğünün gerçekten de bir sınırının olamayacağının bir kez daha kuvvetlice ispatlandığı günler yaşadık. 
deprem 11 ilde oldu ama şu veya bu şekilde her birimiz enkaz altında kaldık. ruhumuz aşındı resmen... bölgede hiçbir şey bitmiş değil... ilk günlerin acısı, paniği yerini gelecek kaygısına bıraktı bilakis. deprem yetmemiş gibi bir de sel geldi ardından.

 bana hayatı sorgulattı bu deprem ve o bölgede yaşananlar. bir şeyler biriktirip duruyor olmamızın, sürekli bir alma sahip olma çabasının ne kadar anlamlı olduğunu vs 
şüphesiz yaşayanların yanında bizim travmamızın lafı bile edilemez ama sorguladık mı, sorguladık; yalan yok

 zaten benim şahsi olarak oldukça sıkıntılı bir dönemimdi sağlıksal anlamda. 
 2022 kasım ayından beri irili ufaklı bir kısmı çok ciddi bir kısmı daha basit adeta bir zincirleme hastalık tamlaması ile baş başayım. mızmızmız detaya girmeyeceğim ama diyeceğim hayli zor olduğu.. 

zaten bu durum beni aşırı yorup yıpratmışken üzerine deprem ciddi anlamda sarsılmama neden oldu, gecelerce uyumadım, kabuslarla fırladım... bedenen değil evet ama ruhen ağır bir enkazın altında kaldım. 

toparlarım, 
toparlıyorum hatta, çoğu gitti azı kaldı diyeyim.. 

 yazmaya başlamak bir anlamda bir yerden yeniden başlamak benim için. şimdi şu anda bu bilgisayarın başına oturmuş olmam çok kıymetli kendim adına.

 bir de gerçekten kendimi verebilerek okuma rutinime dönersem biraz daha kolaylaşacak her şey. evet okuyamıyorum epeydir... ne alsam elime süründürüyor, mundar ediyorum kitabı da. ama madem yazmaya başlayabildim, okumaya da dönerim.. 

sonra usul usul ruhumda açılan yaraları sarma zamanı gelir. 
olur olur 
 o da olur 

 bu kadın neler atlattı değil mi ya... 

o halde merhaba ...

11 Temmuz 2017 Salı

İçimi kıkırdatırdı sesin...


Bir sarılsan bir öpsen göçmen kuşlar yuva kuracaktı koynuma
Oysa
Çoktan gitti göçmen kuşlar, bana kalansa kara kışlar...
-ki hiç sevmem kışı..

Biliyor musun?
Sen umurumda bile değilsin zannediyordun ama
Ben senin rakı kadehini tutuşuna kadar aşıktım...
Sen hep mükemmeldin gözümde
Ben zavallı acınası bir...
Of
Her neyse...

Saçma gelecek sana..
Sesini özledim en çok
Dokunuşunu
Öpüşünü
Sarılmanı
Gülüşünü
Bakışını
Kokunu değil
Sesini...
Seni dinlemek hep çok güzeldi...
karahindiba tohumlarını üflerken heyecanlanıp yerinde duramayan çocuğun kıkırdaması gibi..
İçimi kıkırdatırdı sesin

bir gün iyi olacağım ... söz vermiyorum ama

10 şubat 2017-- NKT


fotoğraf: Neslihan K T // nisan 2010-ankara