bir tuhaf şehir şu ankara..
adı üstünde var bir "kara"lık bünyesinde
an-kara, en-kara...
içinde yaşayıp giderken çok pis, çok gri, çok bıkkınlık verici, hep kaçıp gitmeyi istetici...
lakin
uzaklaştın mı kucak dolusu özleme dönüveren..
ben tatiller ve çok kısa bir dönem bursa da çalıştığım dönem sayılmazsa ayrılmadım hiç bu kentten
ama ayrılan çok dostum oldu
hepsi özledi
biliyorum ben de duramayıp çekip gideceğim bir gün
mutlaka gideceğim
ama yine biliyorum ki gidince de çok özleyeceğim..
ankaralı olmanın laneti bu sanırım..
ankaradaysan göremezsin pek güzelliklerini.. grisi, karası, kasveti batar durur gözüne
en çok denizsizliği koyar mesela bana
ya
bir gitsen
neleri neleri düşer aklına..
ama şimdi bir itirafta bulunacağım

bu kocaman bayram tatili boyunca bir yerlere gidememek çok koymuştu başta..
pek sinirlenmiştim bir yerlere kaçamayışımıza sebep olan mevzulara..
ikinci gün günübirlik akçakocaya kaçırdım kızımla kocamı biraz da metazori, deniz görmesem denize değmesem çatlayıverecektim sanki.. gördüm değdim ilaç gibi geldi
o ayrı
ama itiraf kısmı şimdi
ben sevdim bu tatilde ankarada kalakalmış olmayı
neden mi?
bilmiyorum ki..
zaten
yaşı 41 lemişken
ben çözememişim hiç kendimi
siz nerde çözeceksiniz..
he deyin geçin en iyisi
ben öyle yapıyorum zira bana...
hem kim ne derse desin
yağmur güzel yağar bu kente.....