5 Nisan 2016 Salı

Gülümse Violeta

IMG_6117.CR2

fotoğraf: neslihan karayakaylar tamyaman


Canım Violeta,

Çok şey var anlatmak, uzun uzun yazmak istediğim. Lâkin ne vakit zihnimde dolananları söze ya da yazıya dökmeye kalksam kaybolup gidiyorum yan yana getirmeyi beceremediğimden içimde dönüp duran kelimelerin girdabında Violeta...

Sarf edemediğim kelimeler iklim büklüm olup elime, ayağıma, dilime, yüreğime, gözüme, gönlüme dolanıyorlar... Pis bir balçık gibi sıvanıp kalıyorlar dolandıkları yere... yıka yıka temizlenmiyor zift gibi yapışıp iz bırakıyorlar...

Eksik bir şey var Violeta... Hayatımda koca bir eksik var; kocaman bir kara delik.. sen biliyorsun... sen anlıyorsun...
diyebildiğim... diyebileceğim tek sensin... biliyorsun Violeta sen bana kocaman bir "iyi ki"sin...


her şeye sırtımı dönesim var inan.. ne varsa ardımda bırakasım.. olmuyor.. olamıyor oysa...

Beynim uyuşuk sanki bu ara Violeta...Öyle mecazi değil ama bildiğin fiziki uyuşukluk.. Çok yorgunum Violeta.. çok
biliyorum sen de...


tek yorgunlar değiliz şüphesiz...
sen bu satırları okurken kimbilir kaç kadın doğum yapıyor olacak yeni hayatları hayata katarak..
kimbilir kaç kadın öldürülüyor olacak sudan sebeplerle töreymiş bilmem neymiş diye...
kimbilir kaç kadın ağlıyor olacak terkedilmenin acısını hissede hissede...
kimbilir kaç kadının yüreği pırpır ediyor olacak yeni bir aşka düşmenin sevinciyle..
kimbilir kaç kadın mutfakta yemek yapıyor olacak hergün aynı yaşamı yaşamaktan bıkmış haliyle... kaç kadın sevişiyor olacak deli bir esriklikle kimbilir..
kaç kadın bitsin bir an önce bu işkence diye sıkıyor olacak dişlerini yatakta kimbilir...
kaç kadın doğum günü pastasındaki mumları üflüyor olacak kimbilir...
kimbilir kaç kadın tek başına kadeh kaldırıyor olacak yeni yaşına
kaç kadın masturbasyon yapıyor olacak sevdiğinin hayaliyle gizilice kimbilir..
kimbilir kaç kadın ağlıyor olacak bir mezar taşının dibinde...
kimbilir kaç kadın kapatıcılarla örtüyor olacak göz altı morluklarını..
kaç kadın kendi bedenine sarılıp tek kendinden medet umuyor olacak kimbilir
kimbilir Violeta
kimbilir

kadın olmak zor violeta..

ama sen de ben de hiç şikayet etmedik kadınlığımızdan değil mi?
hiç etmedik... hep gururlandık..
zor da olsa ayakta kalmak kadın başına
kaldık violeta

ama violeta biliyor musun ki ben bugünlerde güçlü olmak istemiyorum..
zayıf olayım korunmaya muhtaç
ve beni korumaya canatanlarım olsun istiyorum..

evet haklısın ben bu değilim... ben hayata böyle bakmam violeta
sen gibi...
biz böyle algılamayız yaşamı biliyorum
ama çok yorgunum be violeta..
azıcık zayıflık dinlendirir gibi geliyor bazen ne yalan söyleyim...

bilmiyorum ki violeta ne yapmalı..
içimdeki liseli kız aşık olmuştu violeta.. öyle masumdu ki.. öyle doluydu ki o aşkla.. içi içine sığmıyordu... şu kırklı yaşlardaki mantıklı kadını elinin tersiyle itivermişti kenara... gel gör ki ... incindi o liseli kız
o yaşların masumiyeti.. o yaşların ne ise o olunanlığıyla sevilir mi bu yaşta be violeta...
gömdüm kazma kürek o liseli kızı boğup önce
döndüm kırkların o ağırbaşlı aşklarına...
ama o liseli kız çok acıdı çok ağladı be violeta kaşla göz arasında.. kıyamadım hiç ben ona...

hep yarım yarım sanki hayatımızda bir şeyler violeta
bir sürü yarım biriktirmişiz ya o yarımlar bir araya gelip bir tam etmiyor ama..
buna karşın bir çok da tamımız var violeta yahu..
bardağa dolu taraftan bakmadın mı yaşanmıyor şu kavanoz diplide anasını satayım....

herşeye rağmen violeta
gülümseyeceğim bu gece
senin için
hadi violeta
sen de..
gülümse...

kıymetle..

Eleadora..



28 Mart 2016 Pazartesi

Eleadora'nın Violeta'ya iç dökmeleri I

fotoğraf: neslihan k. t. 


Canım Violeta,*

Hayatta her şeyin her zaman kötü gitmeyebileceğini bana hatırlatanım... biliyorsun ben içim sıkışıp kafam bulandıkça sana sayıklarım....
bilirim ki...
anlarsın..

Şu acayip hayat seni de beni de yormaya programlı ne de olsa..

yorulup dururken bugün düşündüm.... Seni ve Beni..
Biz dedim
biz iki iyi kadın -evet Violeta iyi kadınlarız ama itiraz etme hemen-  nerede yanlış yapıyoruz.?..
Hayatta yorulmamak için hiç bir şeyi umursamadan her güne yeniden başlayabilmek adına herşeyi formatlayamıyor oluşumuza içlendim Violeta.. Şaka değil inan eni konu içlendim bildiğin.. Sıfırlasak her şeyi.. geçip gitse içyangınlarımız..
Olmaz biliyorum..
aslında biraz da anladım ben sorunumuzu
biz Violeta severken öyle sıkı bastırıyoruz ki sevdiğimizi bağrımıza.. ama öyle sıkı..

 kırıyoruz işte o zaman onları

sevdiklerimizi...

çıt diye kırıyoruz.. Sevgimizin kuvvetinin biz farkında değiliz Violeta..

bana sorarsan işte bu yüzden
tam da bu sebeple

 kim varsa sevdiğimiz.. uzağımıza düşüyor can havliyle...

 Bir birbirimizi kıramadık ne kadar sıkı sarılırsak sarılalım Violeta.. Çivi çiviyi sökemedi... her sarılışta daha derine gitti birbirimizdeki diğerinin çivisi..

-İyi ki-...


Violeta...
paramparça hissediyorum... un ufak..
canım yanıyor bugün..
biliyorum söyleme..
seninki de..

kıymetle...


-Eleadora-**



*Violeta: menekşe (ispanyolca)
**Eleadora : Güneşin hediyesi (ispanyolca)

14 Mart 2016 Pazartesi

Güvenpark patlamasının düşündürttükleri...

Lanetli bir coğrafya burası.... tarih boyunca hedef olmuş.. kanlı pazarlıklara sahne olmuş hep....
şanssızlığımız bu coğrafyada dünyaya gelmiş olmak..

evimin çok yakınında bir ay içinde 3. patlama bu... bir tanesinin tam ortasına düşmekten on dakika ile kurtulduk kızımla.. o seferinde kurtulmuş olmamız bir dahakine patlamayacağımız anlamına gelmiyor..
benim, bizim, ölenlerin, yaralananların, hiç birisinin hayatının zere önemi yok sebep olanların gözünde..
lanetleriz
geçer gider
unutulur..

unutuluyor haklılar
unutacağız evet
bundan bir hafta sonra yeniden neşeli fotoğraflarımızı falan paylaşmaya başlayacağız sosyal medya hesaplarımızda
kadeh kaldıracağız
doğum günleri kutlayacağız
yaptık daha önce
yine yapacağız
aksi halde yaşayamayız çünkü..

terörün amacı zaten ölmüş olanları cezalandırmak değil ki..
hayatta kalanları korkutmak..
eğer perde çekmez.. şu anda hissetmekte olduğumuz acıyı kesintisiz hissetmeye devam edersek
yaşayamayız
çıldırırız
zaten ruh sağlıklarımız hasarlı hep..
yaralı bereli..
duyarlı insan bir avuç kaldık... o da endişeli, huzursuz...
bir kısım şuursuz tamamen.. bana dokunmayan yılan bin yaşasın kıvamında ona kömür ve makarna veren efendisinin yaptıklarını alkışlayarak yaşayıp gidiyor..
zaten öyle dar bir alanda öyle vizyonsuz yaşıyor ki, patlaa olan yerlere yolu bile düşmüyor.. ve olan biteni umursamadan yayın yasağı gerekçesiyle duyarsızlıkta tavan yapıp eller havaya tadını bozmayan tv kanallarında dizilerle evlenme programları dandik yarışmalarla uyuşup oturuyor mal gibi...
mal gibi değil aslında
malın ta kendisi
biz bi avuç duyarlı insan çekiyoruz acıyı
biz ölüyoruz
biz yaralanıyoruz..
biz korkuyoruz
ölmekten zerre korkmuyorum
tek korkum sevdiklerim ölmesin zamansız bok yoluna, sakat kalmasın ya da..
bir de ölememek... arafta kalmak..
bir de ondan korkuyorum işte..
yoksa ölüm nedir ki.. önünde sonunda öleceğiz işte...

ama şimdi ben nasıl endişelenmem
yarın on yaşında kızımı servise bindirip okula göndereceğim
kocamı işe
kendimi geçtim..
ama tek kendisi yok ki insanın hayatta...

üniversite sınavına girdi bir yığın genç bugün
ayların emeği..
sınav sonrası genelde dershaneler bölgesi ya kızılay
arkadaşlarıyla dershanelerinde buluştular, kafa dağıtmaya cafelere gittiler..
18:45
tam otobüs duraklarına dağılıp evlerine dönme saatleri....
şimdi o çocukların bir kısmı sınav sonucunu hiç öğrenemeyecek..
dereceye girecek belki
en istediği fakülteyi tutacak belki puanı.. sevinemeyecek
belki çok düşük gelecek puanı hayalkırıklığına uğrayamayacak....

hep bu lanetli coğrafya yüzünden... hep...

hiç huzur bulmadı bu coğrafyada yaşayan insanlık... tarih boyunca
en büyük şanssızlığımız burada doğmuş olmak işte...

lanet olsun....


10 Mart 2016 Perşembe

Aşka Dair...

Bir gün bir şiir okuyorsun ve hayrete kapılıyorsun.. Bir başkası olamayacak ölçüde sensin o şiir.. Dize dize sen dizmişsin sanki yaşadığın aşkı kelimelere... 
Senin çektiğin özlem ifade edilmiş, senin çektiğin acılar yansıyor her kelimesinden... Hani şimdi "o"na dair bir cümle kur deseler bu şiirin içindeki cümlelerden başkası olma ihtimali yokmuşçasına... 
Şiir olmaz da yazı olur öykü olur şarkı olur... Ama aşk yaşamış her kişiye bu illaki olur... İşte o zaman anlıyorsun ki sana onca benzersiz anlatılamaz ölçüde eşsiz gelen o aşkın var ya... Hiç de eşsiz değildir aslında... Fark ediyorsun ki hepi topu üç bilemedin beş formatı var bu aşkın.. Her kişi birini yaşıyor yazıyor anlatıyor... 
Sonra aynı formatı yaşadığın birinin sözcükleriyle yüz yüze gelince tokat yemiş gibi oluyorsun... Beni izleyen biri mi var diye paranoyalar bile yapıyorsun... 
Zamanla anlıyorsun...
Eşsiz falan olmadığını hislerinin...
Aşkın bıraktığı hasar yetmez gibi bir de bu gerçekten inciniyorsun.. 
Bari... diyorsun bari.., benzersiz olsaydı ... Sonra ona da omuz silkiyorsun... Kaldığın yerden yaşamaya devam ediyorsun..  
Olur olmaz bir zaman olur olmaz bir yerde yeniden aşık oluyor, yeniden eşsiz sanıyor, yeniden yanılıyorsun...
İnsanoğlu sen bu aşk denen zıkkıma hep yeniliyorsun...



1 Mart 2016 Salı

hayat bazen

hayat çok acayip... çok
en çok başıma gelmez dediğin zamanda başına geliyor en olmadık şey...
iyi bazen
bazen kötü..

bazen de ayırt edemiyorsun.. o anda başına gelen iyi mi? kötü mü?..

Bu hayat denen genelde yormaya yönelikmiş gibi hissettirse de..
çok bunaldığın, çok köşeye sıkıştığın bir anda olmadık bir aralıktan sızan mis gibi temiz havayla kocaman taze bir nefes aldırıveriyor bazen insana..

o anı hissettirip
o anı yaşatıp
sonrasının hesabını yapmak bile istemediği anlar hediye ediyor insana..

hayat bazen bunu yapıyor
evet..

yapsın da

anlamı kalmıyor aksi halde..



24 Şubat 2016 Çarşamba

Küçük Filozof

14 Şubat benim için sadece Sevgililer günü değil, defalarca yazdım daha önceleri de. Büü'nün bana evlenme teklif ettiği gün..
Dolayısıyla severim ben kutlamayı..
Kapitalizm falan diyorlarya.. Kapitalizmin her tuzağı bu kadar masum olsa keşke..
Neyse konumuz bu değil şimdi..

Ailecek yemeğe gittik 14 Şubat akşamı... Ben büü ve capon balığı..
Biz rakı içiyoruz caponika şarap kadehinde vişne suyu... Neşemiz yerinde (bu ülkede insan ne kadar neşelenebilirse o kadar işte)

Sohbet ediyoruz...
Konu nerden geldiyse geldi, cennet muhabbetine geldi..
Capon balığı konu hakkında fikir beyan etmek istedi..

Üç aşağı beş yukatı aynen Defne'nin anlattığı gibi aktarmak istiyorum.. O yüzden onun ağzından alıntılayacağım..

"Hani dinlerde hep ölünce cennete gidileceğinden söz ediliyor ya.. O cenneti de öyle bir anlatıyorlar ki.. Her istediğini yapabileceksin; her şey çok güzel olacak, her istediğinde her istediğin önüne gelecek falan... Ama bana sorarsan öylesi mutlu etmez insanı... Mutluluk bir çabanın sonunda gelirse mutluluk oluyor... Mesela ben çizim yapmayı seviyorum ya.. Çok uğraşıyorum yapıyorum bir sürü, çalışıyorum bunu sonunda biri güzel olunca çok mutlu oluyorum. oysa o önüme gelseydi, elime kalemi aldığım an şahane çizebilseydim hiç önemi olmazdı benim için. O anlatılan cennet mutlu bir yer olamaz işte bu yüzden"

evet evet o söyledi bunları, bizim zerre yönlendirmemiz olmadan, tamamen kendi fikirleri..... yığınla yetişkinin varamadığı noktaya 10 yaşında varmış Defne.. Bülent'le bakakaldık...

Naaaan dedim Büü'ye
minik bi filozof doğurmuşum ya la.....

güzel bir gelecek sağlayabiliriz umarım sana minik cin cadım.. Umarım.. Öyle korkuyorum ki bu coğrayada doğurup büyütmek zorunda kalmışlığımdan dolayı seni...




21 Ocak 2016 Perşembe

Bülbülü Öldürmek / Harper Lee

Bülbülü Öldürmek ta çocukluğumda okumuş olduğum bir roman. Harper Lee'nin yayımlanmış tek romanı idi. Ta ki yenilerde Tesbih Ağacının Gölgesinde yayımlanana değin...

Bülbülü Öldürmekteki baş karaker Scout'un büyümüş halini anlatıldığı roman...

Bülbülü Öldürmek ilk okuduğumda da aklımda izler bırakan etkileyici bir roman olmuştu benim için. Tesbih Ağacının Gölgesinde'yi okumadan hatırlamak istediğimden yeniden okudum. Yine çok zevl alarak bir çırpıda okuyup bitirdim.

İnternette gezinirken kitabın bir çok kişi tarafından özetinin yazılmış olduğunu buldum.
Bir tanesini buraya geçireceğim. Madem yapılmış ben tekrar uzun uzun yapmayım diye :)

çok mutembelim neeey :D



Bülbülü Öldürmek Harper Lee


Scout’un ağabeyi Jem’in on üç yaşındayken kolu kırılmıştır. Aralarında kolunun neden kırıldığını konusunda farklı nedenler söylerler. Babaları Atticus ikisinin de haklı olduğunu söyler. Evde Jem, Scout, babaları Atticus ve aşçıları Calpurnia ile birlikte Maycomb isimli küçük bir kasabada yaşamaktadırlar. Anneleri onlar küçükken ölmüştür. 

Her yaz mahalle komşularının yeğeni Dill gelir ve onunla oynarlar. Bütün yaz komşuları Boo Radley’i dışarı çıkarmak için uğraşırlar. Babaları Atticus bir avukattır ve çok yoğun çalışmaktadır. O yıl Scout okula başlar. Öğretmeni okumayı bildiğini fark edince ona kızar okumasını yasaklar. Okula gitmek istemez, babası akşamları okuyacaklarına söz verince okula gitmeye ikna olur. Ama okulda çok sıkıntı yaşamakta diğer öğrenciler de onunla dalga geçmektedir. 

Okula giderlerken önünden geçtikleri bir ağaca birileri hediyeler ve şeker koyar ancak Nathan Radley ağaçtaki o kovuğu çimentoyla kapatır. Dill o yaz yine gelir ama Scout’la çok oynamazlar artık. O da Bayan Maude’nin terasında yaz boyunca ikindi vakitleri oturarak onunla sohbet eder. 

O kış ihtiyar Bayan Radley ölür. Bayan Maude’ nin evinde yangın çıkar, çocuklar ve komşular ona yardımcı olurlar. O sıralar Atticus’un zenci bir adamın davasına bakması istenir. Bu duruma Maycomb’ lular çok tepki gösterirler. Okuldaki çocuklar da Scout ve Jem’le dalga geçer. Babaları aldırış etmemelerini ve dik durmalarını söyler. Komşuları Bayan Dubose’dan ikisi de çok korkmaktadırlar ama Bayan Dubose babalarının bu davaya bakmasıyla ilgili laf edince Jem Bayan Dubose’un bahçesindeki çiçekleri yolar ve dağıtır. Babaları özür dilemesini ister Jem den. Bayan Dubose Jem’in her gün gelip kendisine kitap okumasını ister. Scout’ la beraber her gün gidip kitap okur ama Bayan Dubose kısa bir zaman sonra ölür. Babaları Bayan Dubose’ un çok yaşlı ve hasta olduğunu yıllardır ağrılarını dindirmek için morfin kullandığını, artık acılarının dindiğini söyler. 

Bir gün Calpurnia çocukları kendi gittiği kiliseye götürür. Çocuklar orda diğer zencilerle tanışır ve onların iyi insanlar olduklarını öğrenir. Babalarının davasına baktığı Tom Robinson Bay Ewell’in kızına tecavüzden suçlanmaktadır. Ama işin aslında kız Tom’ a iftira atmaktadır ama zenci olması sebebiyle kimse inanmaz. O sıralar çocuklara göz kulak olmak için Alexandra Hala gelir. Scout’un bir erkek gibi davranmasını istemez, atık bir hanımefendi gibi davranması gerektiğini söyler, elbise giydirmeye çalışır. 

Mahkeme günü gelince tüm Maycomb sanki panayır izlemeye gider gibi mahkemeye izlemeye gider. Gizlice Scout, Jem ve Dill de mahkemeyi izlemeye giderler. Herkesin ifadeleri alınır. Ancak jüri üyeleri Tom’u, tüm deliller aksini gösterse de, suçlu bulur. O dönemlerde bir zenci suçlu bulunursa cezası idamdır. Ancak Atticus'un başarılı savunmasıyla aslında Tom'un suçsuzluğu neredeyse ispatlanmıştır ve Atticus temyize gidecek ve sonucunda davayı kazanacağından emindir. Temyiz mahkemesine kadar hapishanede beklemesi gereken Tom bir gün bahçeye hava almaya çıkartıldığında paniğe kapılarak kaçmaya kalkışınca vurularak öldürülür. Çocuklar bu duruma çok üzülürler. 

Ekim ayının sonlarında okulda bir gösteri yapılacaktır, Scout jambon kılığına girecektir. O gün akşam Jem’ le ikisi giderler. Dönüşte yol çok karanlıktır, Scout kıyafeti çıkarmak ister. O esnada birisi çocuklara saldırır. Daha sonra ise aniden adam durur biri gelir ve onları kurtarır. Çocuklar karanlıktan kimseyi göremezler. Babaları gelir, Jem’in kolu kırılmıştır. Onu tedaviye alırlar. Scout abisi için çok endişelenir. Ama doktor ve babası iyi olacağını söylerler. Bu esnada çocuklara saldıran Bay Ewell’ in ekmek bıçağı karnına saplanmış cansız bir şekilde yerde yatmakta olduğunu görürler. Atticus Jem’ in yapmış olmasından endişelenir ama Bay Ewell çocukları öldürmeye çalışırken ayağı takılmış ve bıçağın üzerine düşmüştür. Şerif Bay Tate olayı aydınlatır, kimsenin suçlu olmadığını söyler. Bay Ewel Tom'un kızına tecavüz ettiğini iddia eden kişidir ve bu saldırıtyı Atticus yalanını ortaya çıkarttığı için düzenlemiştir.  Çocukları kurtaransa Boo Radley’ dir. Scout onu görünce çok sevinir. Ağaç kovuğuna hediyeleri koyanın da Boo olduğunu anlar. Scout onunla terasta oturur. Babasına Boo’ nun çok iyi bir insan olduğunu söyler.