10 Kasım 2010 Çarşamba

ATAMıza Saygıyla.......

BENİM NÂCİZ VÜCÛDUM ELBET BİR GÜN TOPRAK OLACAKTIR;



FAKAT, TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR"


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK











DÜNYA VAROLDUĞU SÜRECE KUTSAL EMANETİNİN BEKÇİLERİYİZ.... ATAM



"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Dipteki Not:
Nefis yüzüğünü giderayak bana armağan ediveren ruhikizim canımın parçası DUYGUCANIM
yine
yeni
yeniden
binlerce teşekkür
kucak kucak öpücük sana..

9 Kasım 2010 Salı

6 Kasım 2010 Cumartesi

5'likten 38'liğe Hayat Dersi

Dün sabah banyoda gözlüğümü düşürüp camında kocaman bir çatlak oluşturmamla başladı süreç...

Eski gözlüğü takıp gittim işe
ya nımarası yetersiz tabi..
neyse idare ediyorum bir şekilde


zaten ocak ta kontrolüm vardı
gözlük çıkacak
lensler geri gelecek
her şey yoluna girecekti...


dedik ocağa ne kaldı
yeniden gözlüğe gerek kalmaz belki


gittik bugün


ancak
bu muayene ciddi hayal kırıklığı oldu Yazgüneşine...
zira kornea epiteli bir daha lens kullanımına izin vermeyecek bir incelikte..
yani lens hayallerim suya düştü...
ciddi bir şok oldu bana


çıktık arabada giderken tutamadım kendimi ağladım azıcık
defne çaktı tabi arkadan hemen
ve şu diyalog yaşandı:


D: Annne neden ağlıyosun nooldu
N: Yok kızım ağlamıyoum
D: sesin ağlanmış ağlamış geliyo nooldu
N: Dokor abi bir daha hiç lens takamayacağımı söyledi ve ben de üzüldüm o yüzden, geçer şimdi
D: annne çok üzüldümmm, hiç mi..
N: sanırım öyle tatlım
.......
.....
...
..
.

D: anne boşver
Nasılsa yaşlanıp öleceksin bir gün..
ölünce gözlerin kapanacak zaten
o zaman ne gözlük gerekecek
ne de lens..
uyuyuuuup gideceksin..........


Nes - Büü:
.....................................




5 yaşındaki kızından
38 lik koca bebek annesine
-bir kez daha-
hayat dersi......






Dipteki Not:
Bu arada geride kalan 1 sene içerisinde 3.5 yaşından beridir mevcudiyetinden haberdar olduğum astigmatın artık olmadığı çıktı ortaya
nassı yani?!!!
benim reikiler hedef sapmasına uğradı sanırım
miyop yerine astigmata mı odaklandılar nedir...
enteresan...

5 Kasım 2010 Cuma

Peki....

Seni seviyordum ve korkuyordum bu sevgiden...
Bir gün bitecekti şüphesiz... Hep biterdi ama ben başlangıç noktasına saplanıyordum. hangi zaman dilimiydi sel olup akmaya başlaması gönlümün sana doğru...


sanki


sanki illa ki anımsamalıydım...
İlk gördüğüm andı muhtemelen seni... Sesinin tınısının büyüsüne ilk kapıldığım an...Mantığım inatla reddetme eğilimi gösterdiğinden, bunu gerçek ilan edemiyorum iç dünyamda galiba.. Mantık: "Olmaz, ilk görüşte olmuş olamaz" diye bağırsa da çığlık çığlığa... Dinlemiyordu ki maneviyat, "bağır dur" diyordu mantığa "yırt kendini istediğin kadar... Konu aşksa, kim takar seni..."


Hani ne olacaktı ne vakit ve ne şekilde kapıldığımı aşkına anımsasam ki?


Ama işte... Söz dinletemiyordum iç dünyama... Reddediyordu dış dünyadan müdahalelerimi...


Kendime kendimle işkence ediyordum sanki.. Kendimle hırpalıyor, kendimle yıpratıyordum kendimi...
Kendi kendimleydi dalaşım... Sana yansıyordu..
Sana yansımasına engel olamadığım her iç kavga içimi bir parça daha kanatıyordu...


Benliğimin en kuytusuna sakladığım en mahrem parçasını paylaşmaya zorlamıştım seni...
Sonrası utanç denizi....
En küflü, en gizli, en gizemli, en savunmasız halimle... apaçık, çırılçıplak bıraktım karşında beni...
Bu utanç denizinde çırpınmamın sonucu pişmanlık olmalıydı evet, belki...
Ama
Ama ben hiç pişman olmadım ki...
Sevdim diye
Sevdiğime yüreğimin haritasını serdim diye pişmanlık duymak yazmıyordu kitabımda, konulmamıştı yoğurulurken hamuruma...
Bırakabilseydin sen de...
izin verebilseydin sevgime; sıcacık bir battaniye gibi yayılıverseydi üzerine... Sarıp sarmalayıp kuşatsaydı dört yanından seni gönlümüzün kış mevsiminde.. Elbette eninde sonunda geleceğinden ilkbahar.. Vakti geldiğinde naftalinlenip kaldırılacaktı nasılsa battaniye de havaların ısınmasıyla...
Önce yıkardık tertemiz birlikte...Sonra naftalinler sarar sarmalar kaldırırdık yüklüğe... Kimbilir hangi kışta, hangi bedenleri sarmalayıversin diye...
Ama sen
örtmeyi reddettin işte sevgi battaniyemi, sarmalandığın başka battaniyelerin vardı.. Biliyorum benimki fazla geldi...
Yıpranmıştı, tertemiz yıkanıp, naftalinlenip kaldırılmıştı evet yüklüğe,
ama kullanılmışlığı vardı işte yine de....


yanlış zamandı
yanlış adamdın
yanlış kadındım
olmadı...


En çok
ama en çok neyi isterdim bilir miydin?


sana seni bir an için bile olsa benim gözümden gösterebilmeyi...
olmayacak düştü evet, ütopyaydı evet
hani olabilseydi...
hak verirdin hatalarıma en azından bir anlığına belki...


hani bir de
görebilseydim neydi, nedendi, ne zamandı başlangıcı...
kimbilir belki de bir faydası olmayacaktı...
ve aslında belki de bu noktaya odaklanmamın tek sebebi zihnimin bu sorunun net bir yanıtı olmayacağını adım gibi bilmesiydi...
böyle sağlıyordum belki bu sevdanın sularında ha battım ha çıktım ikileminde sürüklenmeyi...
istemiyordum galiba esasen ben senden gitmeyi
elbette biliyordum senin bana hiç gelmediğini
ve asla gelmeyeceğini






ama
ben inatla arzu ediyordum en azından sevgimi alıp kabul etmeni...
etmedin...
avuçlarımda kalakaldı


umuyordum yakıp yüreğimin köşesine  koyduğum mumların kendi kendine eriyip bitmesine müsade etmeni..
etmedin...
söndürdün bir nefeste...





gönderdin senden beni....
söylenecek söz kalmamıştı bu durumda bana..
başımı alıp iki elimin arasına sarfededildiğim tek kelimeydi...
peki...

4 Kasım 2010 Perşembe

YİNE AYLARDAN KASIM.....


sen hiçbir zaman dillendirmemiş olsan da
Belli edemesen de duygularını
-hani yetiştirilme tarzın ve hayatın sana cilveleri muhalefeti-
Biliyorum
Prensestim işte bir zamanlar ben de..

çünkü her kız çocuk
-kocaman kadın olup, kendi çocuk doğursa bile-
hep çocuk
ve hep prenses kalır babasının gözünde...

gittin
bundan üç yıl önce
...

gittin
ve benim masalım bitti
-hale bak ne hızlı zaman... Dün gibi içimden bir parçanın çok can acıtarak kopartılıp, kanata kanata çekilip alındığı o an-

Üç sene evveli
tam da bugün
sabaha karşı...

sen gittin
ben büyüdüm...

bir gecede....

ne çocuktum artık; ne de prenses

çocuk kalırmış meğer bir insan babası yanındaysa yaşı 60 olsa da
sen gttin bitti masalım
düştü başımdan prenses tacım...
buruştu kabarık roblarım
dağıldı oyuncaklarım..


3 yıl önce
tam da bugün
sabaha karşı
gittin
ben büyüdüm...


meğer bilmezmişim
bir gecede büyünürmüş
öğrendim...

ve tam da üç yıl önce bugün kopan o parça içimden
eksik halâ
hep eksik kalacak işte...

Geçer demişlerdi o zaman
Geçer
Unutulur...
Dalarsın hayat gailesine dediler
Doğanın kanunu dediler...
ses çıkarmadım
ama

biliyordum geçmeyeceğini
geçmedi

biliyordum unutmayacağımı
unutmadım

dalmadım mı hayat gailesine...
daldım elbette

kabullenmiyor muyum doğa kanunlarını
şüphesiz boynum kıldan ince...

lâkin
eksilen parça
halâ eksik işte...
hep eksik kalacak
gerçek bu
ve aslında yaşam denen denen süreç de bundan ibaret iştebir bütün olarak başlayıp
eksile eksile ulaşıyoruz sonuna...

Anlatacak çok şey var sana
verilecek çok haber
de
benim dermanım yok aslında...
hem hissediyorsundur sen
biliyorum...

biliyorum
an geliyor kumru olup konuyorsun balkonuma
an geliyor yağmur olup ıslatıyorsun saçımı
an geliyor güneş olup doğuyorsun karanlığıma
an geliyor yıldız olup göz kırpıyorsun bana
an geliyor elin omzumda sıkıp usulca güç veriyorsun bana
an geliyor sesin kulağımda fısıldıyorsun hafifçe....

aslında
ne istiyorum biliyor musun baba

senin gitmemiş olduğun
benim gerçekten çocuk olduğum yılları...
ne hayal ama


evet biliyorum... olmaz ki


sen gittin bir sonbahar zamanı
ben büyüdüm
aylardan kasımdı


şimdi



"yine aylardan Kasım

sanki sende kaldı bir yarım
her nefesim her anım,
sanadır canım.
...
yine dalmışım aynada yüzüm ağlar
yine dalmışım elimde fotoğraflar...."


Kesin ayrılık yok
biliyorum
zamanı gelince ellerimiz birleşecek yine..
...
ben
...
ben sadece
...
özlüyorum....

Her zaman olduğu gibi
Her zaman olacağı gibi

SENİ ÇOK SEVİYORUM.....


3 Kasım 2010 Çarşamba

suskunsam...

suskunsam bil ki
Bitiyorum işte...
Suskunsam ve dalıp dalıp gidiyorsam uzaklara...
Bitiyorum demektir işte anlasana...
suskunsam
yorgunum demektir artık savaş vermekten... sana gelmekten...

"Affedilen vazgeçilendir, o affedildi çünkü ondan vazgeçildi"

diyor ya şair

Affetmişim demek ki...
suskunsam
vazgeçmişim demek ki...

Hişşşşşştttttttttt
Artık sükûnet..
sen de sus iyisi mi
hişşşşt sus sevgili.....

1 Kasım 2010 Pazartesi

DERİN izler bırakan DUYGUsal zamanlar

TATİLİMİZİ ŞÖLENE ÇEVİREN
ÇOK ÖZEL VE GÜZEL
BİR KADIN


VE
ÇOK ÖZEL VE GÜZEL
BİR ÇOCUĞA


İTHAFTIR....

SALUT..
DOSTLUĞA....

Bir gün
Bir anda
Hiç olmadık bir yerde
Karşına biri çıkar...
içinde kelebekler uçuşan biri...


ve
Dünyan değişir...


Yazışırsın....
Konuşursun...
Paylaşırsın...
Aynı anda güler...
Aynı anda gözyaşı dökersin...

Bir şeyden söz edersin
çok basit bir şey bile olabilir...
ve
o
Ben de
der..
ve
o
Bir şeyden söz eder
çok basit bir şey olabilir...
ve
sen
Ben de
dersin...

Hayatta en değerlin vardır birtane
Onun da vardır bir tane en değerlisi...

Durup durup
yok canım
dersin
gerçek olamaz
Düş gördüm belki de...

ama
hayat denen zıkkım
hep kötü gitmez ya
Bir bakarsın
günün birinde
gerçek olmuş düşün...





sevinirsin..



en değerlinle

en değerlisi ise...

en az

sen

ve

o

kadar

ruhikizi olmuştur bile...

şaşırırsın...




işte
kimileri gün gelir sana
DERİN izler bırakarak DUYGUsal zamanlar
yaşatıverir


 


gülümsersin...