7 Eylül 2011 Çarşamba

Başkalarının Acısına Bakmak - Susan Sontag

"Fotoğraflar, ayrıcalıklı kesimlerin ve hayatlarını emniyet altına almış olanların görmezlikten gelmeyi tercih edeceği konuları'gerçek' (ya da 'daha gerçek') kılmanın bir vasıtasıdır." (s. 5-6)

"...savaşın neye benzediğini fotoğrafların kendileri söylüyor. ... Savaş yırtar, savaş parçalar. Savaş iç deşer, savaş bağırsakları söküp boşaltır. Savaş teni yakıp kavurur. Savaş organları bedenden koparır. Savaş yıkıp yok eder." (s. 6)

"... belirli bir durumda silahlı mğcadelenin alternatifi bulunmadığını savunanlara bakarsanız, şiddet ona bel bağlayan herkesi bir şehit ya da kahraman katına yükseltebilir.

Aslında, modern hayatın (belirli bir mesafeden, fotoğraflar aracılığıyla) başkalarının acısına bakmak açısından sunduğu sayısız fırsatın çok çeşitli yararları vardır. Bir vahşeti resimleyen görüntüler kolaylıkla birbirine zıt tepkiler uyandurabilir. bu bir barış çağrısı olabilir. ya da sadece, fotoğrafik bilgilerin sürekli belleğe atılıp üst üste yığılması sonucunda, yaşanan korkunç şeylere dair kafa karışıklığı yaratabilir." (s. 11-12)

“Bazı insanlar uzun süre, korku yeterince canlı biçimde hissettirilebilirse, çoğu insanın bir öfke barutu haline gelerek en sonunda savaşın ne kadar çılgınca bir macera olduğunu kavrayacağına inandılar.” (s.13)


“Başka bir ülkede meydana gelen felaketlerin seyircisi olmak, gazeteciler diye bilinen profesyonel, uzman turistlerin bir buçuk asrı aşkın sürelik maceralarında gittikçe katlanan birikimleriyle doğrudan ilintili olan, esaslı bir modern deneyimdir. Öyle ki, artık savaşlar hepimizin oturma odalarında sükûnet içinde seyredilip dinlenen görüntü ve seslere dönüşmüş durumdadır. Bunu beraberinde getirdiği olgulardan biri, başka bir yerde gelişen olaylar hakkındaki enformasyonun (ki bu enformasyonun adına ‘haberler’ denmektedir) aslan payının her zaman çatışma ve şiddet görüntülerine ait olduğudur. Tabloid gazetelerin ve yirmi dört saat manşet patlatan haber programlarının baş tacı ettikleri düstur şudur: ‘Kan varsa, iş yapar.’ İlginçtir, her türlü sefaletin görüş alanımıza girmesinden itibaren, bu manzaralara vereceğimiz tepkiler de şefkat duyma, hiddete kapılma, için için sevinme ya da onaylama arasında gidip gelmektedir.” (s. 17-18)

“Başka yerlerde yaşayan ve haber olarak dikkatle seçilen, savaşlarda biriken acıların farkında olmak, bu anlamıyla kurgusal bir farkındalıktır. Acı görüntüleri önce kameraların kaydettiği biçimiyle bize aktarılır, çok sayıda insan tarafından izlenir ve hiç de uzun olmayan bir zaman dilimi sonunda gözlerimizin önünden çekilir. Yazılı bir metnin aksine fotoğraf, yalnızca tek bir dile sahiptir ve potansiyeli itibariyle gelecekte de başka bir dili olmayacaktır.” (s. 19)

"Bütün yaşantıların ortasında sözcüklerin, düşüncelerin ağırlığını taşıyacağını düşünmek son derece zorlaşmış bulunuyor. Savaş, sözcükleri tüketip bitirdi; sözcükler iyice zayıfladı, sözcüklerin ileri tutar bir tarafı kalmadı. (Henry James)


Fotoğrafların bugün hayal gücünü aşan bir ağırlığı vardır; tıpkı dün basılı sözcüklerin, daha önce de konuşma dilinin olduğu gibi. Çünkü baştan sona gerçek görünüyorlar. (Walter Lippmann)

Fotoğrafın üstünlüğü, birbiriyle çelişkili iki ayrı özelliği birleştirebilmesiydi. Onların objektifliğine kimse bir şey diyemezdi. Yine de fotoğraflarda hep bir bakış açısı olurdu. Ortaya kayıt yapan bir makine olduğundan, gerçek olan bir şeyi kaydediyor, böylece ortada onları çeken bir kişi olduğu için de, gerçek olan bir şeye tanıklık ediyorlardı." (s.25)

"Fotoğraf sanatı, meslekî eğitimin ve deneyimle geçen yılların, eğitimsiz ve deneyimsiz kişiler karşısında aşılmaz bir üstünlük sağlamadığı tek büyük sanat dalıdır." (s. 28)

"...acı çeken bedenleri gösteren resimlere karşı duyulan iştahlı merak, neredeyse çıplak bedenlere gösterilen arzulu merak kadar şiddetlidir." (s. 40)
"Biz her zaman fotoğrafçının aşk ve ölüm evinde bir casus olmasını, fotoğrafı çekilenlerin de kameranın farkında olmamalarını, kendilerini bırakmış, en doğal halleriyle kalmalarını arzu ederiz. Fotoğraf sanatının ne olduğu ve ne olabileceği konusundaki hiçbir derinlikli yaklaşım, uyanık bir fotoğrafçının bir hareketin/eylemin ortasında yakaladığı beklenmedik bir anın resminin verdiği tatmin duygusunu zayıflatamaz." (s.55)

"Düşmanı bir anlığına donduran ölümcül bir silah ile büyük bir tarihsel olayı en ince ayrıntılarına kadar korumaya çalışan fotoğraf makinası, aynı aklın ürünüdür. (Ernst Jünger)" (s.67)

"Fotoğraflar, nesneleri ne olursa olsun, hep dönüştürücü bir etki yaparlar; herhangi bir şey, bir görüntü halini aldığında, gerçek hayatta olmadığı şekilde güzel -korkutucu, dayanılmaz- olabilir pekala." (s.76)

"Fotoğraflar, yansıttıkları görüntüleri objektif kılarlar. Fotoğraflar görüntüledikleri herhangi bir olayı ya da kişiyi, sahip olunabilecek bir şey haline getirirler. Ayrıca gerçekliğin saydam bir dökümü olarak çok kıymetli sayılmalarına rağmen, fotoğrafların bir tüe simya rolü oynadıkları söylenebilir.
Bir şey bir fotoğrafta genellikle daha iyi görünür ya da daha iyi göründüğü düşünülür. Doğrusunu isterseniz, şeylerin normal görünüşlerini iyileştirmek fotoğraf sanatının temel işlevlerinden birisidir." (s. 81)

"... insan her zaman uyumlu olmaya meyilli bir yaratıktır. Gerçek hayatta korkuya ve dehşete nasıl alışılabiliyorsa, bazı görüntülerin uyandıracağı korkulara da rahatlıkla alışılabilir." (s. 82-83)

"Problem, insanların fotoğraflar vasıtasıyla geçmişlerini hatırlamalarında değil, sadece fotoğrafları hatırlamalarındadır. Fotoğraflarla hatırlama, diğer anlama ve hatırlama biçimlerini gölgede bırakır." (s.89)

"Bizim, savaşın neye benzediğini gerçekten tasavvur etmemiz mümkün değildir. Biz savaşın ne kadar korkunç, ne kadar dehşetengiz bir şey olduğunu ve ne kadar normal hala geldiğini tahayyül edemeyiz. Fakat, bir süre ateş altında kalmış ve yanı başında başkaları vurulup düşerken ölümün pençesinden kurtulmuş her talihli askerin değişmez duygularla hissettiği budur. Ve haklı olan onlardır." (s.126)

"Edebiyat özgürlüğün ta kendisidir." (s. 129)


"İçsel hayat yeni olana güvenmemeye meyilldir. Dolayısıyla, güçlü biçimde beslenmiş bir içsel hayat yeniye karşı özellikle direnç gösterecektir. Bize hep eski ile yeni arasında bir seçim yapmamız gerektiği söylenir. Aslında biz, ikisini birden seçmeliyiz. Hayat, eski ile yeni arasındaki bir dizi anlaşmadan ibaret değilse başka nedir ki?" (s.144)

"Bir yazar, kanımca, dünyada neler olup bittiğiyle ilgilenen birisidir; yani, insanoğlunun ne kadar sefil olabileceğini anlamaya, bunu içselleştirmeye ve bu gerçekle bağ kurmaya çalışan, ama bu anlama çabasıyla da yozlaşmaya, sinik ve yüzeysel biri olarak kalmamaya gayret gösteren birisidir.

Edebiyat, bize dünyanın neye benzediğini anlatabilir." (s.146)

"Bizim ya da bizden olmayanlara karşı bir sempati besleyemezsek nasıl insanlar oluruz? En azından bazı anlarda kendimizi unutmayı başaramazsak nasıl insanlar oluruz? Yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı bilemezsek nasıl insanlar oluruz? Ya affetmeyi bilmezsek? O zaman olduğumuzdan başka bir şey haline gelmez miyiz?" (s.146)

"Edebiyat, daha büyük bir hayata, yani özgürlük alanına giriş pasaportuydu.
Edebiyat özgürlüktür. Özellikle de birer değer olarak okumanın ve içedönüklüğün ayaklar altına alındığı bir çağda edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir!" (s.151)

hiştt beyefendi.. evet evet siz...

Hişşt Beyefendi...

evet evet siz yeşil gömlekli bey...
hem zaten sizden başka bey var mı kuzum baksanıza etrafa...
Hoş laf işte benimki de; bey yok da birçok hanım var gibi konuştum farketmeden işte...

Heyecanlandım kusura bakmayın... heyecan hep saçmalatır böyle bana... Okul yıllarımda sırf bu heyecan yüzünden geçer not alamadığım sınavlar olmuştur inanın.

haa evet evet
uzattım sözü bağışlayın
neden seslendim size ve bu heyecan niye değil mi ya...

eee haklsınız elbette merak etmekte

siz beyefendi
siz
çok benziyorsunuz da ona
bunca heyecan da aslında bundan kaynaklandı işte..
yanlış anlayıp kusura bakmayın da..
neyse
çok oyaladım sizi
başınızı dinliyordunuz sakince...
uğurlar olsun bayım..
selametle...


dipteki not: modelliği için Büü'cüğüme teşekkürlerimle

Büü'nün Nes kutusu

Bahsettim sanırım
evde bir torlanıp toparlanma hummasıdır gidiyor
anlatırım bir ara sebebini..
bu esnada Büü'nün kutusunu buldum
Büü'nün Nes kutusu




Büü'de benden birikenler kutusu
Yeni değil yazma merakı bende
oldum olası var..
ilişkimizin başladığı günden itibaren yazdım Büü'ye..
sayfalarca, kartlarca, kimi sitem dolu
kimi aşk
kimi öfke
kimi neşe
binlerce onbinlerce cümle
milyonlarca kelime...


saklamış o da ne var ne yok Nes kutusuna
Açıp yaydım halının ortasına




Film şeridi derler ya hani
hah ondan işte...
dile kolay
22 Ocak 1999'dan ta bugüne kadar...

İşte ben kağıda karta deftere kalemle yazmayı bu yüzden seviyorum
bu yüzden vazgeçemiyorum...
bilgisayar ekranını halıya yayamaz ki insan...

bundan işte sanal aşk yaşadım diyenleri anlayamıyor oluşum..
dokungan kadınım deyişlerim bu yüzden

hey gidi yahu...

bir aşk hikâyesinin özeti sanki
henüz bitmemiş
ve umarım hiç bitmeyecek olan....






6 Eylül 2011 Salı

Tanıştırayım: Sayın iyi Saatte Olsunlarım....

Hani olur ya bazen..
İnsanın öylesine durduk yere
ortada sebep filan da yokken
içi sıkılır
yüreği daralır hani
Hah bildiniz di mi
İlla ki bir zaman herkese olur
İşte şimdilerde ben o psikoloji içerisindeyim...
Sebep dense
yok net bir sebep
hayatımızda gerçekleşen kimi köklü değişiklikler bir etken belki
lâkin sıkıntılı değil bilakis hoş mevzular bu değişiklik tabir ettiklerim
"ee kadın o zaman noluyosun"
diyeceksiniz
çekinmeyiniz deyiniz
zira ben de diyorum kendime...
Böyle kendimi dağ bayır vurasım falan var
hayır olsun inşallah..

kocaman bayram tatili boyunca bir yere kıpırdamadan ankara'ya hapsolmak mı yaptı ki beni böyle
hani aslında şikayetçi falan da değildim ki
iyi geldi zannediyordum bilakis
evde yapılacak mühim toparlama işleri vardı
çoğunu hallettim
yük kalktı evden
ve dolayısıyla benim sırtımdan

yok yok bu da olamaz sebep..

diyette oluşum mudur peki?
hani yiyemeyince sinir basar ya insanı
ama canı yemek isteyen zat-ı şahane yiyemiyorsa sinirli olur di mi ya
benim iştahım kapandı bodrum dönüşü
öyle birden cart diye
canım zerre yemekmiş tatlıymış falan istemiyor ve diyet de bu yüzden harika gidiyor
halihazırda hayli kilo verdiğimden aynaya yeniden bakabilir hale bile geldim hatta


Hmmm yaz bitiyo ya
ondan zaar..
hoş sonbahara da itirazım yok aslında
hani renklerine aşık olduğum bir mevsimdir

elbette dün bugün yarın ve daima ilk tercihim YAZ olacaktır o tartışılmaz da
ikinci tercih dense direk sonbahar derim..

belki de hüzün var diye bu mevsimde
hakikaten bu GÜZ pek hüzünlü bir mevsim...

hüzünlü evet ama ben hüznü severim
kasvet sevmediğim
kasvetli bulmuyorum ki Ankara'nın sonbaharını...
bir de uzun sürer genelde
ılıcık hava
kıtırdayan yapraklar falan
hiç de fena değil
hatta
resmen güzel canım işte



Eeeeee ne zıkkıma darlanıyosun kadın


manyak mısın?
di mi ama

iyi saatte olsunlar bastı bell ki


la havleeeeeeeeeeeeeee

3 Eylül 2011 Cumartesi

Yaz bitti....

y

usul usul uzaklaşıyor işte YAZ..
Ah en sevdiğim mevsim..
Nasıl da gelmenle gitmen bir okuyor yine..
Daha uzun kalsan keşke....

"Yaz Geçer Yine Gelir
Yaz Geçer iyi Gelir Sözcükler"

demiş ya Murathan Üstat..
iyi demiş
güzel demiş de

Yaz geçip, geri gelirken bir parça daha zaman alıp götürmez mi ömrümüzden..
zaten

"yaz bitti



bitmeyen şeyler kaldı geride






yaz bitti


yaz bitti


yüksek sesle söylüyorum bunu kendime


her yerde söylendiği gibi


yaz bitti


yaz bitti


hiç bir şey hiç bir şey


hiç bir şey


yalnızca üşüyorum şimdi"

dizelerini de bize getiren yine bizzat kendisi değil midir Murahtan üstadın...?

Diyecek söz yok ki bu dizelerin üzerine
Ben ne söylesem yavan kalmayacak mı işte...

Hoşgeldin demeli iyisi mi
Eylül'e
Hüznün mevsimine
Hazan'a



Blogger da ne eskik Mim'i

Lütfi Mutluer mimlemişti beni.. (teşekkürler kendisine beni de anımsadığı için :))
Demişti ki
Blogger da neler olsun istersiniz?

ben aslında öyle çok teknolojik falan bir tip değilim.
hayatta kullandığım en teknik şeyler
cep telefonu - sadece konuşup mesaj yazıp okuma işlevlerini
dijital fotoğraf makinesi - ki 13 Eylül'de karanlık oda dersim başlayacak ayy ne heyecanlıyım, içim içime sığmaz, analog makine ile çalışılacak yani ;)
bir de bilgisayar işte

ama bilmem öyle ıcığını cıcığını
bloggerda da ne olsa desem eğreti duracak şimdi üstümde

ben yazı yazabiliyor muyum?
evet
fotoğraf yükleyebiliyor muyum?
evet

e başka da ne yapılır bilmiyorum ki :P

hani fotoğraf yükleme sırasında limit doldu cart curt yapıyor bazen
ona kıl oluyorum
o konuya bir çözüm gelse nefis olur deyim ben..

Valla çok tatmin edici bir cevap veremedim.

Mim'i yönlendirme konusu ise şöyle olsun
Blogger da eksiklikler olduğunu düşünen tüm takipçilerim alıp cevaplasın
pratik bir pas atma yöntemi oldu sanırım ;)

2 Eylül 2011 Cuma

Tenimi Tüketmediğinden Vazgeçmeyeceğim Senden....

Kesif bir çürümüşlük kokusu var havada... Yoz herşey... Neye... Kime elimi atsam -sözüm meclisten dışarı tabi, hayatımın vazgeçilmezleri kapsam dışı bu olduğunda konu- azıcık eşeledim  mi kapkara zift çıkıyor altından...
Beni bilirsin Lodos...
Salak görünürüm karşıya, hani...
Nasıl desem.. şey gibi..
"aman naparsak yapalım hayatımızda bu nasılsa" rahatlığını sağlamak gibi
elimde olmadan...
Var böyle bir huyum...
Vazgeç dedin defalarca tamam.. haklıydın.. her zaman olduğun gibi...
Seni anlamakta zorlanıyorum Lodos.. Bir adam nasıl olur da
hep
ama hep haklı olabilir ki..
neyse..
ne diyordum
YOZ her şey...
Tüketim toplumu olduk,
aşkmış sevgiymiş tüketeli nice oldu ya zaten
tenleri de tüketir olduk sanki bir süredir

işte buna sebep tenimin tenine her dokunuşta esrimesi
tüketmezsin çünkü
tüketemeyeceğinden değil
istesen tüketirsin sende herkes gibi
tüketmeyeceğinden
işte bu yüzden vazgeçmiyorum Lodos Sen vazgeç desen de
Vazgeçemeyeceğimden değil
istersem vazgeçerim bende herkes gibi
Vazgeçmeyeceğimden...

ama elbette bu yine de değiştirmiyor -her zamanki gibi- haklı olduğun gerçeğini

bazen düşünmüyor değilim hani
sen Lodos
Sen hakikaten dünyalı değilsin belki......













Dipteki Not: Modellerim Özge - Scott Little çiftine teşekkürlerimle...