ve bu da sondan bir önceki roman..
yazılış sırasıyla değil elbette, benim okuma sırama göre
herhangi bir senkron takip etmedim okurken, denk geldiğince...
Hep aynı cümleleri kurup sıkıcı olmak istemiyorum..
Özetle Hakan Günday'ın romancılığına hayran kaldım ben..
"Zor değil, dedi kendi kendine. İnsanları anlamak zor değil. Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter. Haritalara benzerler. Ölçeklerinin nereye yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları. Sarışınlara benzeyen hayatları... Güzel ama aptal hayatları.." (s: 12-13)
"Bir insan ya gitmek ister ya da kalmak. Gidenler üzüntüyü çarşaf yapıp üzerine yatar ve o çarşafın üzerinde binbir zevk ile hayatla sevişir. Kalanlarsa, vasat hayatlarını, bir ürünün taban ve tavan fiyatlarına benzeyen taban ve tavan duygular içinde yaşayarak yerleşik düzenin sokak lambaları haline gelir. " (s: 53)
"Çocuklar karşılıklı susarlarken sıkılmazlar. genellikle yetişkinlerin sorunudur gözlerini birbirinden kaçırmak." (s: 122)
"Eskiden okuduğumuz bir yazar vardı: Jacques Rigaut. Ne diyordu biliyor musun bir cümlesinde? 'Bazen elimi yüzüme götürdüğümde bir burun, bir göz, bir ağız bulamamktan korkuyorum.' İşte böyle söylüyordu kitabında. O zamanlar benim için hiçbir şey ifade etmiyordu etmiyordu bu cümle. Ama şimdi bazen ben de korkuyorum yüzümü bulamamaktan. Hayatta sadece seni tanıyormuşum gibi geliyor. Sadece Rio'yu. Bazen başka hiçbir şey bilmediğimi düşünüyorum. Âşık olduğum insandan başka hiçbir şey bilmediğimi düşünüyorum bazen. Bu duygudan da korkuyorum. Hem de çok." (s: 175)
"
BANA, AİLEME, YAPTIKLARIMA, YAŞADIKLARIMA, HİSSETTİKLERİME, KURGULADIKLARIMA DAİR NE VARSA KISA KISA...
30 Mayıs 2014 Cuma
29 Mayıs 2014 Perşembe
Hakan Günday / Ziyan
Hakan Günday'a devam...
Bir kurgu ustası olduğuna inandığım Hakan beni Ziyan'da da şaşırtmadı..
Bir kadın için asla çekici olması olası olmayan bir konu olan "askerlik" olsun ana tema ve bir kadın sıkılmadan su gibi okuyup bitirsin..
Pes :)
Seriyi tamamladım tamamlıyorum..
Yakında Hakan artık yeni bir roman yazsa diyecek gibiyim :)
yine her çizdiğim bölümü aktaramayacağım, hayli çok..
ara ara alıntılar yapacağım:
"İntihar etmek serbest ama hayatta kalmak korkunç sonuçları olan bir suçtu. Bu yüzden dikkatli olmak gerekiyordu." (s: 25)
"Ben ruhun varlığına inanmam. Ölümden sonra hayatta kalan hiçbir şey yoktur. Beden, insan zihninin organik düzeneğidir. Çlışıyorsa, hayattaysa düşünce üretir. Beyindeki elektrik akışının sona ermesiyle ne ruh kalır ne de zihin. Nasıl bir akü, elektriğin kendisi olduğunu iddia edemezse, insan da enerjinin kaynağı olduğundan söz edemez. Ama hayalperestlik ölümlüye hastır. Tanrının yansıması olduğunu iddia etmek, ölünce ona dönmek, ölümlü bir deri çantada, ölümsüz bir ruh taşımak. Çocuklar için bütün bunlar. Anlaşılması gereken, bedenin bir depo olduğu. Boşaldığı zaman imha edilen bir depo." (s: 37)
"Gurur bazen tek noktadan kırılıyordu. Bir kemik gibi. Birbirinden ayrılan iki uç da sızlıyordu. Çevresindeki et şişiyor, içinde öfke ve üzüntü iltahapları birikiyordu. Bazen de gurur paramparça oluyordu. İşte o zaman zor kaynıyordu. Gurur parçalarını bir araya getirmek için platinler, çivilerle tutturmak gerekiyordu. Bu çivilerin en sağlamı da intikam oluyordu." (s: 54-55)
"Her gece aynı kâbusu görmek ne demek bilir misin? Önce önemsemezsin, gülersin. Sonra tedirgin olursun. Sonra uyumaktan korkarsın.
...
Bir kâbus, bir insanın hayatını kâbusa çevirebilir mi?Eğitimini yarıda bırakmasına neden olabilir mi? Onu delirtebilir mi? İnan bana hepsi olur. Hepsi olur ve sonra her şey için çok geç olur." (s: 95)
"Dünyanın bütün ordularının bütün üniformaları aynı kumaştan dikilir asker. Görünmezlik kumaşı. İçine girdiğin anda kaybolursun. Seni kimse bulamaz..." (s: 119)
"Hiçbir şeye dönüp bakma. Özellikle de kendine. Bozuk bir fotoğraftan başka bir şey göremezsin. Üzerine tek saniye binsin, sesler bile değişir. İnsan doğru hatırlayabilen bir mahluk değil. Bu yüzden hatırlamaya çalışma" (s: 145)
"genler, zamanı tanımıyordu. Zamanın onlara bir hükmü yoktu. Düz bir çizgiden çok, bir küreydi zaman. Mükemmel bir küre. Geçmiş yeterince derine gömülürse gelecekten çıkıyordu." (s: 232)
Bir kurgu ustası olduğuna inandığım Hakan beni Ziyan'da da şaşırtmadı..
Bir kadın için asla çekici olması olası olmayan bir konu olan "askerlik" olsun ana tema ve bir kadın sıkılmadan su gibi okuyup bitirsin..
Pes :)
Seriyi tamamladım tamamlıyorum..
Yakında Hakan artık yeni bir roman yazsa diyecek gibiyim :)
yine her çizdiğim bölümü aktaramayacağım, hayli çok..
ara ara alıntılar yapacağım:
"İntihar etmek serbest ama hayatta kalmak korkunç sonuçları olan bir suçtu. Bu yüzden dikkatli olmak gerekiyordu." (s: 25)
"Ben ruhun varlığına inanmam. Ölümden sonra hayatta kalan hiçbir şey yoktur. Beden, insan zihninin organik düzeneğidir. Çlışıyorsa, hayattaysa düşünce üretir. Beyindeki elektrik akışının sona ermesiyle ne ruh kalır ne de zihin. Nasıl bir akü, elektriğin kendisi olduğunu iddia edemezse, insan da enerjinin kaynağı olduğundan söz edemez. Ama hayalperestlik ölümlüye hastır. Tanrının yansıması olduğunu iddia etmek, ölünce ona dönmek, ölümlü bir deri çantada, ölümsüz bir ruh taşımak. Çocuklar için bütün bunlar. Anlaşılması gereken, bedenin bir depo olduğu. Boşaldığı zaman imha edilen bir depo." (s: 37)
"Gurur bazen tek noktadan kırılıyordu. Bir kemik gibi. Birbirinden ayrılan iki uç da sızlıyordu. Çevresindeki et şişiyor, içinde öfke ve üzüntü iltahapları birikiyordu. Bazen de gurur paramparça oluyordu. İşte o zaman zor kaynıyordu. Gurur parçalarını bir araya getirmek için platinler, çivilerle tutturmak gerekiyordu. Bu çivilerin en sağlamı da intikam oluyordu." (s: 54-55)
"Her gece aynı kâbusu görmek ne demek bilir misin? Önce önemsemezsin, gülersin. Sonra tedirgin olursun. Sonra uyumaktan korkarsın.
...
Bir kâbus, bir insanın hayatını kâbusa çevirebilir mi?Eğitimini yarıda bırakmasına neden olabilir mi? Onu delirtebilir mi? İnan bana hepsi olur. Hepsi olur ve sonra her şey için çok geç olur." (s: 95)
"Dünyanın bütün ordularının bütün üniformaları aynı kumaştan dikilir asker. Görünmezlik kumaşı. İçine girdiğin anda kaybolursun. Seni kimse bulamaz..." (s: 119)
"Hiçbir şeye dönüp bakma. Özellikle de kendine. Bozuk bir fotoğraftan başka bir şey göremezsin. Üzerine tek saniye binsin, sesler bile değişir. İnsan doğru hatırlayabilen bir mahluk değil. Bu yüzden hatırlamaya çalışma" (s: 145)
"genler, zamanı tanımıyordu. Zamanın onlara bir hükmü yoktu. Düz bir çizgiden çok, bir küreydi zaman. Mükemmel bir küre. Geçmiş yeterince derine gömülürse gelecekten çıkıyordu." (s: 232)
Bir Sergi Açılışı Akşamından....
Soma katliamı sebebiyle buruk bir açılış geçirdik…
Kokteylimizi iptal ettik, sadece açılış yaptık…
Bu sene çalışma gruplarında fotoğraflarım vardı yıl sonu
sergisinde
Fotoğrafın F leri çalışma gurubu ile “İç İçe” sergisi
yaptık.. Öznesi fotoğraf olan fotoğraflar çektik.. Üçleme yaptık
Canım Örtmenim İsa yine sonsuz destek verdi bize... Fotoğraf hayatımın en bi iyi ki si İsa örtmenim :)
Biraz kavramsal bakalım konuya istedik olabildiğince…
“İnsan gider fotoğraf kalır” demeye çalıştım ben..
Olabildiyse….
Ve vazgeçilmezim Güneş Baskı.. Sevgili Nezaket'in sonsuz destek ve çabasıyla çıktı sergi...
Her geçen gün betonlaşmamız, doğaya, kırsala savaş açmamız
sebebiyle biraz doğaya, kırsala dönelim yüzümüzü istedik “pastoral” çalıştık..
Güzel sergi oldu…
Çok net fotoğraflayamadım, baskıların scan’lerini de almadım
henüz.. ona sebep bu kareleri koyuyorum mecbur…
Bitanem yakışıklım Büücüğümün özellikle üçlemede asistanlık yaparak bana çok çabası vardı fotoğrafların oluşmasında... açılış günü de eksik etmedi nefis varlığını yanıbaşımdan ..
Bir sezonu da böyle noktaladık işte….
Daha güzel günlerde daha içten gülüşlerle süslü açılışlar
olsun dilerim….
dip not: gecenin ilerleyen saatlerinde yüksek topuklara isyan eden ayaklarıma babet huzuru sağladım.. ;) çaktırmayın :)
Etiketler:
bana dair,
fotoğraf,
hayatın içinden,
özel günler
22 Mayıs 2014 Perşembe
Acı Çekmek Özgürlükse....
"özledim" dedi kadın...
"özledim" dedi adam -ki özlediğini hiç dile getirmezdi eskiden özlese de.. Ya da, belki hiç özlememişti önceden, ilk özlemesiydi kadını belki...
sarıldı kadın...
sarıldı adam - ki öyle sarılmazdı olur olmaz, mesafeli adamdı kendi tabiriyle.. ciddiydi..
gülümsedi kadın...
gülümsedi adam - ki çatık kaşlı olmaktı imajı; gülmezdi pek.. gülümsemezdi
konuştu kadın...
konuştu adam - ki susmaktı tercihi, susardı, hep susardı
ağladı kadın...
ağladı adam - ki erkekler ağlamazdı.. asla ağlamazdı
sonra?
sonra
sonrasızlığa uğurladı kadın adamı...
sonrasızlığa uğurladı adam kadını...
köhne bir mahalle kahvesinden derinden müzik ssesi geliyordu...
"Aramakmış oysa sevmek... / Özlemekmiş oysa sevmek...
Bulup bulup yitirmekmiş / düşsel bir oyuncağı...."
Ahmet Kaya - Acilara Tutunmak paylaşan: yakinda
Etiketler:
deneme,
fotoğraf,
ruhuma dokunan notalar
16 Mayıs 2014 Cuma
.....................
f: internetten alıntı
Sözcüklerin bittiği...
ruh sağlığımı yitirdiğim
bir noktadayım ben 3 gündür...
Sözcüklerin bittiği...
ruh sağlığımı yitirdiğim
bir noktadayım ben 3 gündür...
12 Mayıs 2014 Pazartesi
"DÜNYA AĞRISI" - Ayfer Tunç
Taş-Kağıt-Makas isimli romanından sonra hep okumak istediğim, özellikle Yeşil Peri Gecesi ve Kapak Kızı isimli romanlarının beni sürekli cezbettiği bir yazar Ayfer Tunç..
Ama bazen bana böyle olr, çok istediğim halde bir türlü sırayı o kitaplara denk getiremem..
Ayfer Tunç'ta yine denk getiremedim, gittim son romanı "Dünya Ağrısı"nı aldım..
Hiç pişman olmadım hatta zaman kaybetmeden diğerleri de okunmalı dedim durdum...
okumayı istediklerime yetişemiyorum ki... pooffff
Yalnız ben Can Yayınlarında hep o klasik beyaz kapaklara alışmışım, yadırgadım bu çizgisinden çıkmış renkli kapak yaklaşımını. Vardır mutlaka bir bildikleri ama ben alışkanlıklarımdan kolay vazgeçemiyorum mudur nedir bilemedim ki...
ve her zamanki gibi altını çizdiklerimden biraz aktarayım:
"Bir gece 'Hikâyeler insanı kendi kuyusundan çıkarır, başkalarının kuyularına atar' dedi.
Mdenci 'Başkalarının kuyuları daha mı iyi?' diye sordu
'İyi diye bir şey yok. Ama insan kendi hikâyesini bilir, kendi hikâyesinden sıkılır." (s:12)
"-Hafızası insanın düşmanıdır-
...
-Unuttum, kurtulsum sanırsın ama öyle bir şey yok. Yaşanmışlıktan kurtulmak yok. Toprağa g.rene kadar takip eder seni olmuş olan " (s:12)
"...aşk bir yıldırımmış, şanslıysan çarpılırmışsın, değilsen yanındakinin başına düşermiş" (s:33)
"Anlatabilmek için anlatılacakların olgunlaşmasını beklemek lazım. Bir acıyı zamansızca anlatmak dokusunu bozar, beklemek lazım" (s:71)
"Yoksulluk ve çaresizliğin dayanılmaz bir kokusu var, ayda yılda bir yıkanıyor olmanın yol açtığı bir koku değil bu, daha derin, daha içerden, sessiz bir çığlık gibi, yoksulluğun damgası gibi, yoksullar kokularıyla işaretleniyor, bu koku insanın içini eziyor, insanı uzaklaştırıyor onlardan, yoksullardan ve itilmişlerden" (s: 79)
"Anlatmak acıyı gidermiyor ama uyuşturuyor." (s: 143)
"Geceler niye var? Geceler sorular ve cevaplar, günahlar ve itiraflar için var" (s: 184)
"Sevginin taşlaştığı yerde öfke kolay köpürüyor, sıcak suyu görünce anında kendini bırakan sabun gibi" (s: 191)
Zaman bir değirmen taşı.
...
Taşın işi dönmek sanırsın, halbuki öğütmektir." (s: 221)
"Burada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı? Dünyada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı? Yok. Dünyanın kendisi ağrı." (s:237)
"Aşırı sevilmek iyi bir şey değil... Bağımlılık yapıyor kurtulamıyorsun. İşin kötüsü kurtulmak isteyip istemediğini de bilmiyorsun. Bu yüzden sürünüyorsun, yıllarca. Aşırı sevilmek insanı süründürüyor." (s: 280)
"Saf aşk diye bir şey yok... Yeryüzünde saf olan hiçbir şey yok. Her şey bir şeyle katışık. Mdenler bile." (s: 282)
Ama bazen bana böyle olr, çok istediğim halde bir türlü sırayı o kitaplara denk getiremem..
Ayfer Tunç'ta yine denk getiremedim, gittim son romanı "Dünya Ağrısı"nı aldım..
Hiç pişman olmadım hatta zaman kaybetmeden diğerleri de okunmalı dedim durdum...
okumayı istediklerime yetişemiyorum ki... pooffff
Yalnız ben Can Yayınlarında hep o klasik beyaz kapaklara alışmışım, yadırgadım bu çizgisinden çıkmış renkli kapak yaklaşımını. Vardır mutlaka bir bildikleri ama ben alışkanlıklarımdan kolay vazgeçemiyorum mudur nedir bilemedim ki...
ve her zamanki gibi altını çizdiklerimden biraz aktarayım:
"Bir gece 'Hikâyeler insanı kendi kuyusundan çıkarır, başkalarının kuyularına atar' dedi.
Mdenci 'Başkalarının kuyuları daha mı iyi?' diye sordu
'İyi diye bir şey yok. Ama insan kendi hikâyesini bilir, kendi hikâyesinden sıkılır." (s:12)
"-Hafızası insanın düşmanıdır-
...
-Unuttum, kurtulsum sanırsın ama öyle bir şey yok. Yaşanmışlıktan kurtulmak yok. Toprağa g.rene kadar takip eder seni olmuş olan " (s:12)
"...aşk bir yıldırımmış, şanslıysan çarpılırmışsın, değilsen yanındakinin başına düşermiş" (s:33)
"Anlatabilmek için anlatılacakların olgunlaşmasını beklemek lazım. Bir acıyı zamansızca anlatmak dokusunu bozar, beklemek lazım" (s:71)
"Yoksulluk ve çaresizliğin dayanılmaz bir kokusu var, ayda yılda bir yıkanıyor olmanın yol açtığı bir koku değil bu, daha derin, daha içerden, sessiz bir çığlık gibi, yoksulluğun damgası gibi, yoksullar kokularıyla işaretleniyor, bu koku insanın içini eziyor, insanı uzaklaştırıyor onlardan, yoksullardan ve itilmişlerden" (s: 79)
"Anlatmak acıyı gidermiyor ama uyuşturuyor." (s: 143)
"Geceler niye var? Geceler sorular ve cevaplar, günahlar ve itiraflar için var" (s: 184)
"Sevginin taşlaştığı yerde öfke kolay köpürüyor, sıcak suyu görünce anında kendini bırakan sabun gibi" (s: 191)
Zaman bir değirmen taşı.
...
Taşın işi dönmek sanırsın, halbuki öğütmektir." (s: 221)
"Burada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı? Dünyada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı? Yok. Dünyanın kendisi ağrı." (s:237)
"Aşırı sevilmek iyi bir şey değil... Bağımlılık yapıyor kurtulamıyorsun. İşin kötüsü kurtulmak isteyip istemediğini de bilmiyorsun. Bu yüzden sürünüyorsun, yıllarca. Aşırı sevilmek insanı süründürüyor." (s: 280)
"Saf aşk diye bir şey yok... Yeryüzünde saf olan hiçbir şey yok. Her şey bir şeyle katışık. Mdenler bile." (s: 282)
11 Mayıs 2014 Pazar
A-N-N-E... en sıcacığı sözcüklerin
Özel günler sancılı biraz..
kimi seviyor
kimi ticari diyor
kimi yara alıyor..
ben kutlayanlardan yanayım
beni yaralayanları da oluyor (Babalar günü mesela)
ama yine de kutluyorum hep...
herkesin görüşüne saygım var..
annelikle ilgili geçen sene uzun uzun yazmıştım şu yazımda
hâlâ güncel..
hep güncel kalacak
yinelemiyorum
Annelerin en bitanesi canım Annemi..
Beni anne yapan yaşama anlamım birtanem kızımı
ÇOK SEVİYORUM
anne olan
olmayı isteyen
ol(a)masa da anneliği içinde hisseden
bütün dişilerin kutlu olsun günü......
kimi seviyor
kimi ticari diyor
kimi yara alıyor..
ben kutlayanlardan yanayım
beni yaralayanları da oluyor (Babalar günü mesela)
ama yine de kutluyorum hep...
herkesin görüşüne saygım var..
annelikle ilgili geçen sene uzun uzun yazmıştım şu yazımda
hâlâ güncel..
hep güncel kalacak
yinelemiyorum
Annelerin en bitanesi canım Annemi..
Beni anne yapan yaşama anlamım birtanem kızımı
ÇOK SEVİYORUM
anne olan
olmayı isteyen
ol(a)masa da anneliği içinde hisseden
bütün dişilerin kutlu olsun günü......
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















