.
Ne zaman sustuysan
orada bittiğini sandın hikâyenin.
Oysa ben,
sessizliğinin içinden geçerek yürüdüm bize doğru.
Sen çoktan vazgeçtin benden, biliyorum.
Gözlerinin kıyısından düşen
o yorgun gölgeyi tanıyorum.
Adımı eskisi gibi söylemeyişinden,
cümlelerin arasına koyduğun mesafeden.
Ama ben…
ben asla bizden vazgeçmiyorum.
Senin beni terk etmenin
hiçbir önemi yok.
Çünkü bir insan gider,
ama iki kişilik bir inanç
tek başına da yaşar bazen.
Ben bizi asla terk etmeyeceğim.
Kapısını çekip çıkmayacağım
ortak hatıralarımızın.
Birlikte güldüğümüz o masayı
boş bırakmayacağım zamana.
Belki sen başka sabahlara uyanırsın,
başka şehirlerin rüzgârına karışırsın.
Ama ben,
adımızı içinde taşıyan o küçük kıvılcımı
söndürmeyeceğim.
Çünkü “biz”
iki kişinin aynı yerde durması değildir sadece;
biri gitse bile
diğerinin kalbinde nöbet tutmasıdır.
Sen vazgeçmiş olabilirsin.
Ben vazgeçemem.
Bir gün dönersin
bir gün özlersin
bir gün kırdığın kalbin acısını anlarsın diye değil—
Sadece
sevmenin yarım bırakılacak bir şey
olmadığını bildiğim için.
