21 Şubat 2017 Salı

çelınçta 4. gün (4. Çocukluk kahramanın kimdir?)

Eveeeet buyrun bakalım günlerden dördüncüyeee...

neymiş konumuz

ÇOCUKLUK KAHRAMANIN KİMDİR...

Öncelikle elbette annem... -o doğduğum günden beri kahramanım, hep de öyle kalacak.. ömrü uzun olsun caniçim benim..

fotoğraf 1973 ağustosu 1. doğum günüme 10 gün kala..
kahramanım annişim, ablacanım.. ve yine nokta ağız göz burunsuz bendeniz...

Öyle çok da gözümde büyüttüğüm birisi olmamış düşündüm de.. (babababba egoya bak egoya, ne kahraman olcekler nan benim yanımda der gibi :P)
bir kaç sanal karakter var..

Bir tanesi Küçük Prens, o hem ilk aşkım hem de gönlümün kahramanıdır.. Çocukken de öyleydi, hâlâ da öyle... döner döner okurum kitaptan alıntılar...




Bir başkası Mandrake...
ayyy çok saçma evet
ama gerçek..
deli gibi severdim.. Şimdiki zaman insanları bilmezler mandrakeyi
kendisi bir çizgi kahramandır
sihirbaz...
Kankası vardı Türkçeye nedense Abdullah diye çevirmişlerdi adını ama orijinali Lothar zenci bir prensti kendisi...
sevgilisi vardı Mandrakenin Narda, bir de aşçısı karakuşak sahibi Hojo..

Mandrekenin kubbeli falan çetrefilli yollardan ulaşılabilen uzay üssü gibi acayip bir evi vardı Xanadu...
çok severdim o evi, orada yaşadığımı falan hayal ederdim.. sihirli küpü vardı bi de ... çok fantasrik gelirdi bana

Baş düşmanı Luciphor Mandrake'nin ikiz kardeşi Derek'i yoldan çıkartıp kötü yapmıştı..
Kurgu bir hayli Star wars havasında aslında
aydınlık ve karanlık taraf çok bariz..




Bir de döne döne okuduğum bir kitabım vardı, kaç defa okudum anımsamıyorum bile..
Marry Poppins.. uçan dadı..
ne özenirdim onun dadısı olduğu veletlere... 
kitabım duruyordu hâlâ .. geçen sene defnoş da okudu aynı kitabı :)
Nasıl severmişsem, bir zaman kılıktan kılığa girerek kendimi fotoğrafladığım "mış gibi" projesinde Marry Poppins-miş gibi bile olmuştum .. :D




Ve bir de Tom Sawyer'dan Huckleberry Finn... ne özenirdim o çocuğun o özgür yaşantısına.




ruhum özgür doğmuşum ben, farkındasınız di mi?

sihirbazlar
uçan kadınlar
gezegen gezegen gezen prens
serseri oğlan çocukları

na kız çocuğusun, özensene şeker kız candy olsun, ne bileyim pamuk prensesmiş, sinderellaymış falan...

ayyy yok ne sevimsiz... 
erkek budalası aptal karakterler..
evlenip sonsuza kadar mutlu yaşama budalası tipler
ıyyyy
kusunçç..
.



20 Şubat 2017 Pazartesi

çelınç'ta 3. gün (3. Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?)

Bugün üçüncü gün ve ben hala istikrarı bozmadım..
sonuna varacak gibiyim bu meydan okumanın
hadi bakalım Nes kim tutar seni heyheeeeeyyyy..

YEDİ YAŞ PANTOLONUNU BULSAK CEBİNDEN NE ÇIKARDI

hıhıhımmmm...
öncelikle ben pantolon giyer miydim yahu?

elbise daha çok
ama ara ara pantolon da giyerdim düşününce.. sık değil

neyse işte şu ya da bu
cebinde ne olurdu..

kıvır zıvır bir süre şey elbette..

illaki bir parça tebeşir.. yazma çizme merakı çocukluktan geliyormuş zaar.. asfaltlara bir şeyler yazıktırıp çiziktirmeye bayılırdım ben..

bitmiş gazlı kalemlerin içini çıkartıp boşaltır sonra onları kısalan kalemlerimize uzatıcı yapardık ilkokuldaki can dostum Aslı ile..
onları da ceplerimize atardık lazım olunca kullanalım diye

pisliiik nemruttt insan ayıran sevimsiz itici bir öğretmenimiz vardı.. Adı da melih
en önde oturuyorduk bir de kadının gözünün önünde..
Aslı ile bir gün bütün o biriktirdiğimiz içi boş gazlı kalemleri rengarek ard arda ekleyip tren gibi uzatmışız da uzatmışız kıkırdıyoruz, melih bi gördü okudu canımıza..
sinir krizi geçirmişti
koca koca yüzükler takar kızınca o yüzüklerle küt küt kafamıza vururdu..
oyulmuştu o gün bizim kafalar
kalem artıkları da sökülüp hoop cebe haliyle

üzerinde arı maya resmi olan kokulu silgiler vardı
pek severdik..


silgiyi bir yüzeye sürte sürte koca bir yığın silgi kırıntısı oluşturup onu da uhu ile karıştırıp mıncık mıncık oynardık..
bizim zamanımızda  oyun hamuru vardı da biz mi oynamadık
peeeeh.
yaratıcıymışız işte hamurumuzu kendimiz imal ediyormuşuz..
o sümüğe benzer pis renkli topçuklar da ceplerde yerini alırdı elbette..

uhunun bizzat kendisi de olurdu cepte
çünkü tenefüslerde parmağımıza sürüp koşarken çarpmış gibi yapıp gıcık olduğumuz kızların önlüğüne bulaştırırdık..
(bu çelınç kötü oldu yaaa ne pislik bir çocuk olduğum afişe oldu..abboooo)
ahahahahahha
hep derim kadının en büyük düşmanı yine kadın diye....

ama cezamı buldum ben  bu edepsizliğimde
bir defasında yüz üstü yapıştım yere operasyon anında ve ön dişimin ucu kırıldı
uzun yıllar eksik dişle gezdim
daha yenilerde kuzenim ışınlı dolgu ile kapattı orayı :D

tipitip ve cincin sakızları vardı

bayılırdım karikatürlerine
şimdi baktım da


hiç komik değil :P
çocukluk işte

bu sakızların kağıtları da elbette ceplerde...

sürekli söz ettiğim çocukluk çetemiz dörtlü evden patates ve kibrit aşırıp meşhur arsamızda ateş yakar patates közler sonra onları doğru düzgün pişmemiş vaziyette çıkartır pis pis yerdik...
oyyyy şimdiki psikopat anneler görse kalpten gider eminim..
hiç ölmedik :D

bir defasında bir yaz günü kuru otlar tutuştu arsada
yayıldı mı etrafa
itfaiye geldi.. biz dördümüz kenarda duruyoruz kuzu kuzu
sordu itfaiyecilerden biri kim yaktı gördünüz mü diye
"yok görmedik biz oynuyoduk burda kimse gelmedi
ama çok kırık cam var onlardan olmuştur" demiştik
babababba akla bak hele
fen sınavında sorsalar apışır kalırdık ama orada bülbül gibi şakımışız :D

neyse uzatmayım
yaz aylarında da ceplerde böyle kibrit patates falan olurdu işte sakız şeker kağıtlarına ek olarak...

tam beter böcekmişim ben yahu...

tam 7 yaş değil ama 4 yaş Nagihanın doğum gününe ait bir fotoğraf  buldum bu post için
doğum günü diye Hayvanat Bahçesine götürmüşlerdi bizi..
üstelik de pantolunum var üstümde..

ayyy tipe yaaa tipe
tam zihni sinir :D

19 Şubat 2017 Pazar

Çelınç'ta 2. gün ( Çocukluk eğlencen neydi?)

Pazar koşturmacası içerisinde 2. gün yazım için biraz gecikmiş olabilirim, ama azimliyim yazıp tamamlayacağım..

2. gün sorumuz şöyleli:

ÇOCUKLUK EĞLENCEN NEYDİ?

eyvah eyvah, bu soru fena... çok fena.
Ben çocukluğunu şu bir dakikasını bile boşa geçirmeden dibine kadar doya doya yaşayan insanlar vardır ya
hah işte
tam onlardan bir tanesiyim...
O kadar eğlenceli bir çocukluk geçirdim ki nereden başlayıp neyi anlatacağım ki şimdi..
oyyyyy
umarım kaptırıp bayacak kadar çok yazmam
özetlemeye çalışacağım...

Doğduğum zamandan 8 yaşımda kaybedene kadar en büyük eğlencem babaannemdi. Bizimle yaşıyordu, ne severdim.. sıkılmadan yılmadan gık demeden oynardı benimle saatlerce...
Annem bir yerlere, gezmeye, alış verişe falan gideceği zaman ablam hep onunla gitmek isterdi ben babaannemin dizi dibinden ayrılmazdım... Pişti oynardık.. kasten valeye hep lave derdi ben de şişe dibi zihni sinir gözlüklerimle yılmadan her defasında düzeltirdim
babaaaaane lave diil vale vaaaaale....
melek gibi kadındı babaannem... çok üzücü bir hayat hikayesi var, üç evladını toprağa vermiş elleriyle falan.. gülmezdi pek..
tek güldürebilen onu bendim.. asla küfür etmezdi, değil küfür kötü söz söylemezdi. en ağır lafı "Allah layığını versin" idi o derece..
ama ben nerden öğrenmişsem öğrenmişim, bir şeyi kafasına taktı mı
-sitteret babaaane derdim
çok gülerdi... küfürbaz olacağım el kadarkenden belliymiş.. :D

6 yaşına kadar emekteki evde de nefis çocukluk geçirdim ama esas en büyük eğlenceler bahçeliye taşındıktan ve bizim çete ile kanka olduktan sonra başladı..
kışın ödevleri falan hallettikten sonra ya ben özlemlere giderdim, ya o bize gelirdi, en büyük eğlencemiz kağıt bebek oynamaktı...
şebnem bebekler vardı o zamanlar
sakladım ben onları, defne anlayacak yaşa gelince verdim eline ama hiç ilgisini çekmedi. bizim jenerasyon için etkiliymiş demek ki...
annelerimizden yalvar yakar burda dergilerinden isterdik, uygun kıyafetleri kesip kağıt bebeklerimize elbise yapmak için...
bütün odaya yayılır saatlerce oynardık..


Kağıt bebeklerime en güzel kıyafetlerini giydirip poz vermişim onlarla burada.. sene 1985

yaz aylarında sabahın köründen akşam babalar işten dönene kadar sokakta olurduk....türlü çeşit oyun icat etmiştik, arka bahçede "cadıcılık" oynardık mesela.. Kendi uydurduğumuz bir oyundu, Ve her zaman cadı ben olurdum elbette...(şaşırdık mı? --aslaaaaaaa)
ama esas eğlence bu oyunlar değil muzurluktu..
evet evet muzurluk
bayılırdık muzurluğa
arka bahçede buluşup ne muzurluk yapalım diye düşünüp, bir şeyler bulur sonra icraata geçerdik...
öyle mahalledeki binaların zillerine basıp kaçmak gibi sıradan şeyler değil.
her biri birer post olur bu planlı programlı muzurlukların..
bir iki örnek yazmadan geçemeyeceğim..

oynadığımız bir arsa vardı, arsanın sonunda da bi kömürlük çatısı. kömürlüğün ait olduğu bina koddan aşağıda kalıyodu biz arsada çatıya bir adımla rahatça çıkıyorduk
orada oynar azardık
giriş katta karşılıklı dairelerde oturan teyzeler de bahçede oturup bizden rahatsız olur kovalar kızarlardı hep... bi gün takip ettik ikisinin de evde olduğu zamanı, önceden hazırladığımız ince bi halatla kapılarını birbirine sıkıca bağladık, sonra da bastık zile..
açamadılar kapıları haliyle..
ne yaptılar meçhul...
bırakıp gittik öyle ....


hahah işte bu o arsa..
o kamyonetin kasasına girip neden poz vermişiz?
saçmalık diz boyunu geçsin diye muhtemelen ahahaha.
fotoğrafın sol en üst köşesinde görünen minik bir beton parçası var görebilir misiniz bilmem.. hah işte o üzerinde oynadığımız kömürlük çatısı :D fotoğrafın çekim yılı 1984

bizim çocukluğumuzda playboy dergisi yayımlanmaya başlamıştı türkçe, ama siyah poşet içinde satılırdı, muzır neşriyat diye..
birisi almış bakmış, atmış arsaya.. bulduk biz dergiyi..
çıplak kadın fotoğraflarını kesip mahalledeki arabaların yarıdan fazlasının sağ kapılarına yapıştırdık.. kaç kişi arabasına binerken sağ tarafa bakar ki :D
çoğu öyle çıktı trafiğe
biz gülmekten yerlerde haliyle..

anlat anlat bitmez ki, bu ve buna benzer ne çeşit icatlar.. pek fenaydık..
eğlence anlayışım hep bir acayipmiş :D

normal çocukların sevip eğlendiği şeylerden de zevk aldığım oluyordu elbette
kitap okumak örneğin..
okuma öğrendiğim andan itibare tutku olmuştur kitap benim için...
televizyon pek de yaygın bir şey değildi ben çocukken..
tek kanal ve akşam 6 da başlardı yayın..
şeker kız candy
heidi
falan izlemek de büyük eğlenceydi
hop hop hop değiş tontonlar vardı
ne severdim....
biraz daha büyüdüğümüzde cuma akşamları korku filmi kuşağı hastası olmuştuk, ya özlem bize gelirdi ya ben onlara beraber izlerdik.. sonra apartmana girip evine dönmesi gerekenin evine varana kadar ödü başı patlardı :D
ne eğlence ama ...


şarkı söylemeyi çok severdim bir de... kendimi assolist olarak falan mı hayal ederdim artık neydiyse..
elime saç fırçasını alır içli içli söylerdim..
sesim berbattır ama ... ahahahah..

dans etmeyi de severdim çoook.

büyünce ne olacaksın sorusuna yanıtım ise apayrı ve upuzun bir post konusu
yazayım bir ara :D

çocukluk çok güzeldi beeee.
yeniden anımsamak ne güzel oldu..
vay arkadaş
bir asır öncede kalmış gibi.. zaman ne acımasız bir hızla akıyor .. pehhhh...



18 Şubat 2017 Cumartesi

Çelınç 1. gün ( NASIL BİR APARTMANDA BÜYÜDÜN?)

uzundur blogu boşladım.
seviyorum oysa ben blogger olmayı..
tamamen tembellik..
bugün feyzbukta leylakdalı yeni bir çelınç (o şalanj diyo :)) başlatıldığından söz etmiş..(apartman sohbetleri meydan okuması)
çelınçı başlatan da ilham kedisi imiş..
hoşuma gitti, bi gaza geldim..
bahane olur hem böylelikle düzenli blog yazma alışkanlığıma dönüş yaparım belki dedim..

sorular çok nostaljik... çok eğlenceli..

ilk günün sorusundan başlayalım o zaman


1- NASIL BİR APARTMANDA BÜYÜDÜN?

Ankara'nın Emek semtinin en bilindik caddelerinden birisidir 4. cadde..
değiştirdiler ismini nice zaman evvel ama kullanan yok.. Kazakistan caddesi yaptılar ama bence hâlâ 4. cadde orası..

işte o 4. caddede bir apartman dairesinde doğmuşum ben, doğmuşum dediğim elbette hastanede doğmuşum da hastane çıkışı gidip 6 yaşıma kadar yaşadığım ev orası.. 4 katlı sobalı bir binaydı.. L salonu vardı.. doğup büyüdüğüm evin etkisi belki hâlâ hoşuma gider L salonlar.. Şimdilerde kullanılan bir mimari seçim değil. O zaman evler sobalı olduğu için tercih ediliyordu muhtemelen, ısıtılacak alanı çoğaltmak adına...
2. kaında oturduk biz o apartmanın.. hemen yanımızdaki binada en yakın arkadaşım Haldunlar otururdu. Giriş kattaydı oların evi, demirli camları vardı. Yaz akşamlarında o cama otururdu bacaklarını demirlerden aşağı sarkıtıp ben de balkona, Sohbet ederdik yatma vaktine kadar...



işte bu fotoğraf o balkonda.. Annem, Babaannem, Ablam, ben.. Burnu olmayan, ağız ve göz yerine de birer noktadan ibaret bulunan yaratık da ben :D

bizim binanın arka bahçesi vardı, oraya inerdik oynamak için. En üst katta bir amca oturuyordu, unuttum ismini.. Biz oynarken balkondan bize kabuklu taze fındık atardı...
ahahaha resmen maymun muamelesi görmüşüz ya la..
bayılırdık ama o fındıklara..
Haldunların binasının yanındaki binanın altı Şişman Pastanesiydi... Dondurma almaya giderdik oraya.

Kira eviydi orası, sonra ben 6 yaşındayken Bahçelievlerde ev alıp oraya geçtik..Anıtkabire yakın. Mutfak kapısı kocaman bir arka bahçeye açılan bir zemin kat. hilâl apartmanı :) . Annem hâlâ o evde oturuyor.. Ne güzeldir...
kızım da o bahçede büyüdü.. benim pasta ekmek yaptığım çamurlarla kızım yaptı seneler seneler sonra...
Şahane arkadaşlıklar kurdum dört afacan kızdık... Ben, Özlem, Aylin, Pelin.. çocukluk arkadaşlığı gibisi var mı.? tabi ki devam ediyor bu dostluk, hiç kopmadan...


fotoğrafta Hilal apartmanının önündeyiz bizim çete sırasıyla Aylin, Özlem, Pelin, ben, yıl 1989,..

o evde yaşadığım anılar yaz yaz bitmez ki... Okula orada başladım, ortaokul liseye orda geçtim üniversiteyi orada kazanıp okudum, bütün aşklarımı o evde yaşadım... gelin olup çıktım o evden.. ama ruhum hâlâ bağlı o eve.... yığınla birikmişlik..

evlerin de ruhu var bence... İçinde yaşananlar oluşturuyor büyük çoğunluğunu elbette ama bizzat başlı başına evlerin de var bir aurası... Kimisi sarmalar insanı, kimisi diken üstü oturtur kendisinde..
beni çocukluğumu geçirdiğim ikiev de sarıp sarmalayan cinstendi..
şanslıyım bence....



26 Aralık 2016 Pazartesi

El ele, huzura violeta...

Canım Violeta,

Ne çok oldu iç dökmeyeli sana...
Yazacak şey olmadığından değil, hayır.. biliyorsun
Yazacak enerjim olmadığından... Bir köşede sessizce oturup bir kedi gibi yaralarımı yalıyordum.. Kendimi iyileştiriyordum aklımca Violeta olduğu kadar işte..

Zaman zaman gerçekten kaldıramayacağımı zannettim yaşamakta olduklarımı... Oysa -çok iyi biliyoruz ki- bizim kaldırıp kaldıramayacağımız umurunda bile olmaz hayatın... Neyi yaşatmak istiyorsa bize... acımaz
yaşatır...

iyiyim aslında biliyor musun?
o kocaman uçsuz bucaksız boşluk dışında iyiyim... yaralarımı yalayıp iyi ederken kendimi, iyileşince, o acılar geçince geride koca bir boşluk kalacağını biliyordum.. biliyordum, bu yüzdendi iyileşmemek için direnişim...
ama an geldi kan kaybı mecbur bıraktı kendimi iyileştirmeye...
evet iyileştim
ve artık aşık değilim.... bitmez zannedilen her şey gibi bu da bitti işte...
bu iyileşme sürecinde bana en iyi gelenlerden birisi.. geçmişte yazdıklarımı okumaktı..
evet canım violeta
hep derim
-söz uçar ... yazı kalır-
ben aslında bunu hep yaparım
kuytularda yalanıp dururken... tozlu kıyı köşelerden çıkartıp okurum eski defterleri.. -bu aşk elbette kapılıp aktığım ilk aşk değildi-
neler yaşamış bu yürek derim okudukça..
nelere göğüs germiş
neleri unutmuş
neleri hazmetmiş... bu mu kalacak ebediyete.. kalmaz elbette..
kalmıyor da nitekim işte..
sen de yaz violeta.. biliyorum istiyorsun ama halin yok, kalkmıyor elin kolun
ama zor da olsa
karala iki satır be violeta.. çünkü -söz uçar yazı kalır yarınlara-
ben şu ya da bu şekilde iyileştirdim içimdeki habis uru... küçültüp küçültüp yok ettim kemoterapinin kanseri yok edişi gibi...
ve elbette her kemoterapi gibi bir yığın zarar verdi bu tedavi bünyeme..
şimdi kalan dipsiz uçsuz bucaksız kocaman bir boşluk
ve sıra bu uçsuz bucaksız boşluğa çözüm bulmakta
içim bomboş
ıpısssız
ve çok soğuk violeta..
ben sevmem ki soğuğu... güneşin kızıyım ben bilirsin... içimi üşüten soğuklardan ödüm kopar benim...
neyse violeta.. ben aslında can sıkmak ve yakınmak için başlamamıştım ki sana yazmaya.. ama öyle geniş ki omzun konu benim başım olduğunda sanki derdin tasan benimkinin bin katı değilmiş gibi öylesi sunuyorsun ki o gepgeniş omuz başını bana..
kendimi sızlanırken buluyorum işte her defasında
bağışla....

içimde kocaman bir boşluk açmak da benim seçimim değil miydi aslında?
ki çok uzun zaman oldu seçimlerimin arkasında dimdik durmayı öğreneli...
pişmanlık duymamayı yaşadıklarımdan...
bu boşluk da dolacak bir şekilde zamanı gelince elbette.. aldırma sen bana...

biliyor musun violeta hayatta en çok neye özeniyorum?
bir dönmedolabın ahengine kapılıp döne döne hep aynı tempoda ama hep huzur içinde yaşamayı başarabilen insanlara... alçalıp yükselerek, hep aynı aynı tempoda dönerek.. telaşsız...
oysa biz öyle miyiz ya?
bugi bugiler gibiyiz biz, ne zaman ne olacağı belirsiz.. aniden yere çakılabilir ya da birdenbire hızla yükselebiliriz... uzunca bir süre aynı hizada ve aynı tempoda gittikten sonra şiddetle en dibe vurabilir ya da hoplayarak en tepeye tırmanabiliriz... ya da uzunca bir süre bir yukarı bir aşağı savrulabiliriz..
violeta işte biz
ikimiz
bu yüzden hep yorgunuz...

bir dönme dolap huzuru istiyorum violeta..
hem sana
hem bana

"bir şeyi çok istersen olur" diye buyuruyor ya bazı çok bilmişler... olur mu olur belki de violeta..
hadi gel
isteyelim
çok isteyelim
birlikte, el ele, huzura....

kıymetle

eleadora


f: neslihan k. t. / kasım 2016- paris

10 Aralık 2016 Cumartesi

Ateş Oldum...

Yokluğunda her gün kızan bir  kora döndü bedenim...  
dokunmaya korkarım artık sana
Yakarım... 
yağmur olup yağsan aniden
Sağnak
O vakit sönerim
Lakin.. çamur olur sıvanırım
Yağma artık istemem
Bırak yanayım.. 

f:otoportre--aralık 2015-ankara

7 Aralık 2016 Çarşamba

Sayıklamalar 2

iyiydim bugün,
biliyordum aslında iyi olacağımı.. Kadın terapisi iyi geliyor bana
ki öğle yemeğini çok sevdiğim iki kadınla yemekti günün planı
iyi ki de..
nasıl iyi geldiler bana
- her zamanki gibi-
off ne çok konuştum ama...
kahve höpürdettik yemekten sonra.. birikmiş yığınla kırk yıla bir kırk yıllık hatır daha
eh ne olsun daha

ah elbette...
tunus caddesinden kızılaya yürüdüm onlardan ayrıldıktan sonra.. kedi sevdim yol üzerinde bir tane
tom ve jerry'nin tom'una benziyordu aynı
bir de sarman geldi koşa koşa beni
tom'u severken görünce, onu da sevdim
sarman baktı yemek yok bende verecek
dönüp gitti
tom gitmedi... uzun uzun kaşıdım kulağının arkasını
yürüdüm sonra..

iyiydim bugün
kadın terapisi..
ilaç

ah tabi ya
güneş vardı bir de..
ayaza inat...