4 Mayıs 2016 Çarşamba

Devrilmeyiz Violeta....

Canım Violeta,

Aklımda kaç gündür yazmak.. Gitmedi elim sözcüklere... Hem çok iç dökmek isteyip de hem de bundan kaçmayı istemek falan gibi ruh hallerindeyim....
hoş sen de farklı değilsin benden biliyorum..
ama yaz Violeta yaz..
bak yazıyorum ben
çünkü kelimeler ilaç.. çünkü nasıl da sağaltıyor insanı sözcüklerin dünyasında salınmak... içine biriken zehir parmak uçlarından akıp gdiveriyor yazdıkça..
Ağlamak en güzeli
ama ağlayamıyorum madem.. madem inatçı göz yaşları akmıyor dışarı.. zehir zehir birikiyor içime..
o zaman sözcüklere sığınmak en güzeli...

Ah Violeta.. Nasıl zor yenilgiyi kabul etmek... Yenildim, yenildin... yenildik Violeta...
Savaştım aklımca, yanlış stratejiyle belli ki.. Savaşımı da elime yüzüme bulaştırdım işte.. Beceremedim.. Hiç beceremiyorum.. İlk değil, son da olmayacak belki.. Dilerim olsun..

Dedin ya bana Violeta.. "Senin hayatta yenildiğin tek şeymiş aşk" diye.. "başka birine dönüşüyorsun aşık olunca" işte tam da öyle..
Sevince sevdiğine sımsıkı sarılmaktan kıranlardanız demiştim daha önce hatırlarsın..
İşte öyle Violeta.. Sımsıkı sarılıp un ufak ettim işte yine.. Aktı gitti parmaklarımın arasından.. Yine ellerim bomboş..
abartarak seven ben, sevilmeyi beceremiyorum işte...

yenildim Violeta... ben yine aşka yenildim..
oysa söylemiştim en başında.. beni sevme, kendini bana sevdirme demiştim... ben aşık olunca şuurumu kaybederim.. çok acı çekerim.. çektirme demiştim...
dinletemedim..
akacak kan damarda durmuyor işte.. yine kanayacakmışım..
kanıyorum ılık ılık..
usul usul...

olsun varsın
bu da geçer
her yara hep kabuklanır...
belli belirsiz bir iz kalır...

bizi biz yapan da aslında taşıdığımız izler değil mi be Violeta..

Kızgın ya da kırgın değilim ... tuhaf..
biraz eksik, biraz yaralı, bir hayli üzgün...
o kadar.
seninle benzeşmediğimiz sayılı konudan biri de bu belki.. kızıp kırılıp kin güdemiyorum ben... unutuyorum.. senin zehir hafızan izin vermiyor buna...

bir yap-bozun yan yana gelmiş iki parçası gibiyiz.. bir tarafımız köşelere dayalı.. birbirimize uyup tamamladığımız gibi devamımızı tamamlayamıyoruz bir türlü.. hangi parça gelse koynumuza.. uymuyor...

olsun be Violeta.. Birbirimize dayanıp yola devam..
sen bir deniz esintisi gibisin bana.. hep es Violeta.. hep es...

daha akacak kan varsa damarda.. o da akar

yine severiz
yine yeniliriz
yine devrilmeyiz..

yanyanayız ya
hiç devrilmeyiz Violeta..

kıymetle..

Eleadora...



5 Nisan 2016 Salı

Gülümse Violeta

IMG_6117.CR2

fotoğraf: neslihan karayakaylar tamyaman


Canım Violeta,

Çok şey var anlatmak, uzun uzun yazmak istediğim. Lâkin ne vakit zihnimde dolananları söze ya da yazıya dökmeye kalksam kaybolup gidiyorum yan yana getirmeyi beceremediğimden içimde dönüp duran kelimelerin girdabında Violeta...

Sarf edemediğim kelimeler iklim büklüm olup elime, ayağıma, dilime, yüreğime, gözüme, gönlüme dolanıyorlar... Pis bir balçık gibi sıvanıp kalıyorlar dolandıkları yere... yıka yıka temizlenmiyor zift gibi yapışıp iz bırakıyorlar...

Eksik bir şey var Violeta... Hayatımda koca bir eksik var; kocaman bir kara delik.. sen biliyorsun... sen anlıyorsun...
diyebildiğim... diyebileceğim tek sensin... biliyorsun Violeta sen bana kocaman bir "iyi ki"sin...


her şeye sırtımı dönesim var inan.. ne varsa ardımda bırakasım.. olmuyor.. olamıyor oysa...

Beynim uyuşuk sanki bu ara Violeta...Öyle mecazi değil ama bildiğin fiziki uyuşukluk.. Çok yorgunum Violeta.. çok
biliyorum sen de...


tek yorgunlar değiliz şüphesiz...
sen bu satırları okurken kimbilir kaç kadın doğum yapıyor olacak yeni hayatları hayata katarak..
kimbilir kaç kadın öldürülüyor olacak sudan sebeplerle töreymiş bilmem neymiş diye...
kimbilir kaç kadın ağlıyor olacak terkedilmenin acısını hissede hissede...
kimbilir kaç kadının yüreği pırpır ediyor olacak yeni bir aşka düşmenin sevinciyle..
kimbilir kaç kadın mutfakta yemek yapıyor olacak hergün aynı yaşamı yaşamaktan bıkmış haliyle... kaç kadın sevişiyor olacak deli bir esriklikle kimbilir..
kaç kadın bitsin bir an önce bu işkence diye sıkıyor olacak dişlerini yatakta kimbilir...
kaç kadın doğum günü pastasındaki mumları üflüyor olacak kimbilir...
kimbilir kaç kadın tek başına kadeh kaldırıyor olacak yeni yaşına
kaç kadın masturbasyon yapıyor olacak sevdiğinin hayaliyle gizilice kimbilir..
kimbilir kaç kadın ağlıyor olacak bir mezar taşının dibinde...
kimbilir kaç kadın kapatıcılarla örtüyor olacak göz altı morluklarını..
kaç kadın kendi bedenine sarılıp tek kendinden medet umuyor olacak kimbilir
kimbilir Violeta
kimbilir

kadın olmak zor violeta..

ama sen de ben de hiç şikayet etmedik kadınlığımızdan değil mi?
hiç etmedik... hep gururlandık..
zor da olsa ayakta kalmak kadın başına
kaldık violeta

ama violeta biliyor musun ki ben bugünlerde güçlü olmak istemiyorum..
zayıf olayım korunmaya muhtaç
ve beni korumaya canatanlarım olsun istiyorum..

evet haklısın ben bu değilim... ben hayata böyle bakmam violeta
sen gibi...
biz böyle algılamayız yaşamı biliyorum
ama çok yorgunum be violeta..
azıcık zayıflık dinlendirir gibi geliyor bazen ne yalan söyleyim...

bilmiyorum ki violeta ne yapmalı..
içimdeki liseli kız aşık olmuştu violeta.. öyle masumdu ki.. öyle doluydu ki o aşkla.. içi içine sığmıyordu... şu kırklı yaşlardaki mantıklı kadını elinin tersiyle itivermişti kenara... gel gör ki ... incindi o liseli kız
o yaşların masumiyeti.. o yaşların ne ise o olunanlığıyla sevilir mi bu yaşta be violeta...
gömdüm kazma kürek o liseli kızı boğup önce
döndüm kırkların o ağırbaşlı aşklarına...
ama o liseli kız çok acıdı çok ağladı be violeta kaşla göz arasında.. kıyamadım hiç ben ona...

hep yarım yarım sanki hayatımızda bir şeyler violeta
bir sürü yarım biriktirmişiz ya o yarımlar bir araya gelip bir tam etmiyor ama..
buna karşın bir çok da tamımız var violeta yahu..
bardağa dolu taraftan bakmadın mı yaşanmıyor şu kavanoz diplide anasını satayım....

herşeye rağmen violeta
gülümseyeceğim bu gece
senin için
hadi violeta
sen de..
gülümse...

kıymetle..

Eleadora..



28 Mart 2016 Pazartesi

Eleadora'nın Violeta'ya iç dökmeleri I

fotoğraf: neslihan k. t. 


Canım Violeta,*

Hayatta her şeyin her zaman kötü gitmeyebileceğini bana hatırlatanım... biliyorsun ben içim sıkışıp kafam bulandıkça sana sayıklarım....
bilirim ki...
anlarsın..

Şu acayip hayat seni de beni de yormaya programlı ne de olsa..

yorulup dururken bugün düşündüm.... Seni ve Beni..
Biz dedim
biz iki iyi kadın -evet Violeta iyi kadınlarız ama itiraz etme hemen-  nerede yanlış yapıyoruz.?..
Hayatta yorulmamak için hiç bir şeyi umursamadan her güne yeniden başlayabilmek adına herşeyi formatlayamıyor oluşumuza içlendim Violeta.. Şaka değil inan eni konu içlendim bildiğin.. Sıfırlasak her şeyi.. geçip gitse içyangınlarımız..
Olmaz biliyorum..
aslında biraz da anladım ben sorunumuzu
biz Violeta severken öyle sıkı bastırıyoruz ki sevdiğimizi bağrımıza.. ama öyle sıkı..

 kırıyoruz işte o zaman onları

sevdiklerimizi...

çıt diye kırıyoruz.. Sevgimizin kuvvetinin biz farkında değiliz Violeta..

bana sorarsan işte bu yüzden
tam da bu sebeple

 kim varsa sevdiğimiz.. uzağımıza düşüyor can havliyle...

 Bir birbirimizi kıramadık ne kadar sıkı sarılırsak sarılalım Violeta.. Çivi çiviyi sökemedi... her sarılışta daha derine gitti birbirimizdeki diğerinin çivisi..

-İyi ki-...


Violeta...
paramparça hissediyorum... un ufak..
canım yanıyor bugün..
biliyorum söyleme..
seninki de..

kıymetle...


-Eleadora-**



*Violeta: menekşe (ispanyolca)
**Eleadora : Güneşin hediyesi (ispanyolca)

14 Mart 2016 Pazartesi

Güvenpark patlamasının düşündürttükleri...

Lanetli bir coğrafya burası.... tarih boyunca hedef olmuş.. kanlı pazarlıklara sahne olmuş hep....
şanssızlığımız bu coğrafyada dünyaya gelmiş olmak..

evimin çok yakınında bir ay içinde 3. patlama bu... bir tanesinin tam ortasına düşmekten on dakika ile kurtulduk kızımla.. o seferinde kurtulmuş olmamız bir dahakine patlamayacağımız anlamına gelmiyor..
benim, bizim, ölenlerin, yaralananların, hiç birisinin hayatının zere önemi yok sebep olanların gözünde..
lanetleriz
geçer gider
unutulur..

unutuluyor haklılar
unutacağız evet
bundan bir hafta sonra yeniden neşeli fotoğraflarımızı falan paylaşmaya başlayacağız sosyal medya hesaplarımızda
kadeh kaldıracağız
doğum günleri kutlayacağız
yaptık daha önce
yine yapacağız
aksi halde yaşayamayız çünkü..

terörün amacı zaten ölmüş olanları cezalandırmak değil ki..
hayatta kalanları korkutmak..
eğer perde çekmez.. şu anda hissetmekte olduğumuz acıyı kesintisiz hissetmeye devam edersek
yaşayamayız
çıldırırız
zaten ruh sağlıklarımız hasarlı hep..
yaralı bereli..
duyarlı insan bir avuç kaldık... o da endişeli, huzursuz...
bir kısım şuursuz tamamen.. bana dokunmayan yılan bin yaşasın kıvamında ona kömür ve makarna veren efendisinin yaptıklarını alkışlayarak yaşayıp gidiyor..
zaten öyle dar bir alanda öyle vizyonsuz yaşıyor ki, patlaa olan yerlere yolu bile düşmüyor.. ve olan biteni umursamadan yayın yasağı gerekçesiyle duyarsızlıkta tavan yapıp eller havaya tadını bozmayan tv kanallarında dizilerle evlenme programları dandik yarışmalarla uyuşup oturuyor mal gibi...
mal gibi değil aslında
malın ta kendisi
biz bi avuç duyarlı insan çekiyoruz acıyı
biz ölüyoruz
biz yaralanıyoruz..
biz korkuyoruz
ölmekten zerre korkmuyorum
tek korkum sevdiklerim ölmesin zamansız bok yoluna, sakat kalmasın ya da..
bir de ölememek... arafta kalmak..
bir de ondan korkuyorum işte..
yoksa ölüm nedir ki.. önünde sonunda öleceğiz işte...

ama şimdi ben nasıl endişelenmem
yarın on yaşında kızımı servise bindirip okula göndereceğim
kocamı işe
kendimi geçtim..
ama tek kendisi yok ki insanın hayatta...

üniversite sınavına girdi bir yığın genç bugün
ayların emeği..
sınav sonrası genelde dershaneler bölgesi ya kızılay
arkadaşlarıyla dershanelerinde buluştular, kafa dağıtmaya cafelere gittiler..
18:45
tam otobüs duraklarına dağılıp evlerine dönme saatleri....
şimdi o çocukların bir kısmı sınav sonucunu hiç öğrenemeyecek..
dereceye girecek belki
en istediği fakülteyi tutacak belki puanı.. sevinemeyecek
belki çok düşük gelecek puanı hayalkırıklığına uğrayamayacak....

hep bu lanetli coğrafya yüzünden... hep...

hiç huzur bulmadı bu coğrafyada yaşayan insanlık... tarih boyunca
en büyük şanssızlığımız burada doğmuş olmak işte...

lanet olsun....


10 Mart 2016 Perşembe

Aşka Dair...

Bir gün bir şiir okuyorsun ve hayrete kapılıyorsun.. Bir başkası olamayacak ölçüde sensin o şiir.. Dize dize sen dizmişsin sanki yaşadığın aşkı kelimelere... 
Senin çektiğin özlem ifade edilmiş, senin çektiğin acılar yansıyor her kelimesinden... Hani şimdi "o"na dair bir cümle kur deseler bu şiirin içindeki cümlelerden başkası olma ihtimali yokmuşçasına... 
Şiir olmaz da yazı olur öykü olur şarkı olur... Ama aşk yaşamış her kişiye bu illaki olur... İşte o zaman anlıyorsun ki sana onca benzersiz anlatılamaz ölçüde eşsiz gelen o aşkın var ya... Hiç de eşsiz değildir aslında... Fark ediyorsun ki hepi topu üç bilemedin beş formatı var bu aşkın.. Her kişi birini yaşıyor yazıyor anlatıyor... 
Sonra aynı formatı yaşadığın birinin sözcükleriyle yüz yüze gelince tokat yemiş gibi oluyorsun... Beni izleyen biri mi var diye paranoyalar bile yapıyorsun... 
Zamanla anlıyorsun...
Eşsiz falan olmadığını hislerinin...
Aşkın bıraktığı hasar yetmez gibi bir de bu gerçekten inciniyorsun.. 
Bari... diyorsun bari.., benzersiz olsaydı ... Sonra ona da omuz silkiyorsun... Kaldığın yerden yaşamaya devam ediyorsun..  
Olur olmaz bir zaman olur olmaz bir yerde yeniden aşık oluyor, yeniden eşsiz sanıyor, yeniden yanılıyorsun...
İnsanoğlu sen bu aşk denen zıkkıma hep yeniliyorsun...



1 Mart 2016 Salı

hayat bazen

hayat çok acayip... çok
en çok başıma gelmez dediğin zamanda başına geliyor en olmadık şey...
iyi bazen
bazen kötü..

bazen de ayırt edemiyorsun.. o anda başına gelen iyi mi? kötü mü?..

Bu hayat denen genelde yormaya yönelikmiş gibi hissettirse de..
çok bunaldığın, çok köşeye sıkıştığın bir anda olmadık bir aralıktan sızan mis gibi temiz havayla kocaman taze bir nefes aldırıveriyor bazen insana..

o anı hissettirip
o anı yaşatıp
sonrasının hesabını yapmak bile istemediği anlar hediye ediyor insana..

hayat bazen bunu yapıyor
evet..

yapsın da

anlamı kalmıyor aksi halde..



24 Şubat 2016 Çarşamba

Küçük Filozof

14 Şubat benim için sadece Sevgililer günü değil, defalarca yazdım daha önceleri de. Büü'nün bana evlenme teklif ettiği gün..
Dolayısıyla severim ben kutlamayı..
Kapitalizm falan diyorlarya.. Kapitalizmin her tuzağı bu kadar masum olsa keşke..
Neyse konumuz bu değil şimdi..

Ailecek yemeğe gittik 14 Şubat akşamı... Ben büü ve capon balığı..
Biz rakı içiyoruz caponika şarap kadehinde vişne suyu... Neşemiz yerinde (bu ülkede insan ne kadar neşelenebilirse o kadar işte)

Sohbet ediyoruz...
Konu nerden geldiyse geldi, cennet muhabbetine geldi..
Capon balığı konu hakkında fikir beyan etmek istedi..

Üç aşağı beş yukatı aynen Defne'nin anlattığı gibi aktarmak istiyorum.. O yüzden onun ağzından alıntılayacağım..

"Hani dinlerde hep ölünce cennete gidileceğinden söz ediliyor ya.. O cenneti de öyle bir anlatıyorlar ki.. Her istediğini yapabileceksin; her şey çok güzel olacak, her istediğinde her istediğin önüne gelecek falan... Ama bana sorarsan öylesi mutlu etmez insanı... Mutluluk bir çabanın sonunda gelirse mutluluk oluyor... Mesela ben çizim yapmayı seviyorum ya.. Çok uğraşıyorum yapıyorum bir sürü, çalışıyorum bunu sonunda biri güzel olunca çok mutlu oluyorum. oysa o önüme gelseydi, elime kalemi aldığım an şahane çizebilseydim hiç önemi olmazdı benim için. O anlatılan cennet mutlu bir yer olamaz işte bu yüzden"

evet evet o söyledi bunları, bizim zerre yönlendirmemiz olmadan, tamamen kendi fikirleri..... yığınla yetişkinin varamadığı noktaya 10 yaşında varmış Defne.. Bülent'le bakakaldık...

Naaaan dedim Büü'ye
minik bi filozof doğurmuşum ya la.....

güzel bir gelecek sağlayabiliriz umarım sana minik cin cadım.. Umarım.. Öyle korkuyorum ki bu coğrayada doğurup büyütmek zorunda kalmışlığımdan dolayı seni...