İlkyaz değiyor şehrin omzuna,
usulca çözülüyor kışın düğümleri.
Bir martı geçiyor göğün mavi defterinden,
beni anlatıyor, adımı yazmadan.
İstanbul bugün eski bir şarkı adeta;
yarısı hatıra, yarısı umut.
Vapur izlerinde dağılan güneş,
ince altınlar serpiyor sulara.
Bir zamanlar içimi üşüten ne varsa
çekilip gidiyor kıyılardan.
Rüzgâr dolaşırken saçlarımda
yeniden öğreniyorum hafiflemeyi.
Martılar bilir;
aynı göğü bin kere dolaşsan da
başka bir hikâyedir her dönüş.
İnsan da böyle işte;
bambaşka mevsimler yaşar aynı kalpte.
İlkyaz damlıyor güne.
Ne acelesi var, ne gecikiyor.
Bir pencere açılıyor içimde,
Boğaz’a bakan sessiz bir pencere.
Ve ben,
İstanbul’un kalabalığında
kendime doğru yürürken,
uzakta dönen bir martının kanadında
umut kırıntıları görüyorum.
Belki budur mutluluk;
denizin tuzunu, göğün mavisini,
geçmişin gölgesini ve yarının ışığını
taşıyabilmek aynı nefeste.
Martı geçiyor.
İstanbul parlıyor.
İlkyaz, hiçbir şey söylemeden
kalbime yerleşiyor.
Neslihan K. T.
7 Haziran 2026 / İstanbul

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder