6 Mayıs 2011 Cuma

Taş - Kağıt - Makas-- Ayfer Tunç

tkm

"... düşmanlık beslemek sanıldığı kadar kolay bir şey değil, hele ortada belli bir sebep yokken. Bir kırgınlık olmalı, bir haksızlık, bir acı ya da en azından elden kaçırılmış bir şey olmalı ki kendimizi avutabilmek için bir düşmanlığa sığınabilelim." (s. 12)

"Ruhum karanlığı seviyordu sadece, ben de bunları yazıyordum, yazdıklarım kimseyi ilgilendirmiyordu, hepsi bu. Birçokları gibi küstüm. Ama kimlere küs olduğumuda bilmiyordum. Hayat hakkında zaten bir karara varamıyordum, iyi mi kötü mü, gerekli mi değil mi, değer mi değmez mi.." (s. 12)

""..içimdeki o kalın buzun, kırılmaya kalkışsa ince dikenler halinde ortalığa dağılıp tene batacak, her yeri kan gölüne çevirecek olan o buzun eridiğini; düşmanlık, çıkar, yılgınlık, bezginlik, şehvet, sebepsiz kötülük, kin, keder, aşk, heyecan, sahte aile mutluluğu, korku, karşılıksız sevgi, umutsuzluk ve bunlara benzer daha bir yığın karışık duygudan patlamak üzere olan; bütün bu kirli, kederli ve acıklı taraflarıyla karanlığı seven ruhumu besleyen arka bahçelerden oluşmuş bu uzun koridorun, aslında başka türlü de okunabileceğini hissettim." ( 14-15)

"Başım ağrısa da iki hap içmeye kalksam, gözüm ilaçların tamamına takılırdı; yüksekten bakarken bazen yer çekerdi beni; ellerimi yıkarken bileklerimin içinde kalınca ve şişkin duran damarlarımdan parmaklarımı alamazdım, delinmesi halinde kanımın bir anda boşalacağını düşünürdüm. Beni engelleyen şeyin ne olduğunu hiç bir zaman bilemeyeceğim. Galiba kendime yaşamak için nedenim yok derken, aslında ölmek için nedenimin olmadığını görüyordum. ben kimdim ki ölecek?" (s. 21)

"Sevmenin insanı böylesine var edebileceğine inanmazdım, yaşadım; sevmenin yokluğu fikrinin bile insanı yok edebileceğine de . Onu da yaşadım." (s. 33)

"... uyurken bana sırtını dönüyordu. Oysa yüzünü dönsün istiyordum. Sırtını dönmüş insan acı verir; hem kendine hem  de o sırta bakana. Sırta bakan kendini yalnız hisseder, sırtını dönen içine kapanmış demektir." (s. 52)

"Biz sahici gibi duran ama sahici olmayan bir hayat istedik." (s. 57)

"İnsan ya kendi kendine konuşur, ya da kendi kendine yazar. Kendi kendine konuşmayı mkbul saymazlar. Oysa ki ne fark var ki arada?" (s. 75)

"Belki bir gün bu defteri eline geçirecek meşhul kişi: sanma ki aklı, suyu çekilmiş bir kafatasının içinde bir avuç kar gibi hızla eriyen bir adamın defterini okumaktasın. Kafatasımın suyunun çekildiği doğru. Islanmış da kurumuş, kuruyup da çekmiş bir tahta parçasını andırıyor kafatasım, ama içinde kurşun kadar ağır bir şey var.

Adımın bir öneminin olmadığını ben de biliyorum. Ama şu satırları yazan ele sahip vücut bir ad taşıyor. Ad vücudu var kılar.

Gerçek bir hayat hikâyesi olarak değil, gülüp geçtiğin basit romanlar gibi oku beni.

Bir iz kalsın ardımda , ama okunduğu anda unutulacak bir iz.

Unutulmayacak bir iz bırakan adamlarda değilim." (s. 76)

"Aynı şeyleri yazmaktan sıkılıp bıraktım.
bu defa olağandışı bir şey yok hayatımda Hatta her şey fazla olağan
Belki yine aynı şeyleri yazarım:
Bugün hiçbir şey olmadı.
Bugün de hiçbir şey olmadı.
Bugün de.
Sonraki sayfalara da (" ") işareti koyarım." (s. 77)

"Akşam olurken evden sokağı seyrettim. Perdeler çekilmiş, evlerin ışıkları yanmış, hava soğuk... Sokakta, her biri bir köşede titreşen kedilerin ve köpeklerin yalnızlığı içime dokundu.
Hayvanların yalnızlığı içime dokununca salak dedim kendi kendime bu onların doğası, sen kendine bak.
İnsanınkine keder diyoruz ama" (s. 77)

"Kendime zamaının ipini koparma diyorum. Ama bu hiç kolay değil. İnsan uyuyakalıyor, uyanınca aradan aylar geçmiş gibi oluyor. Zamanı nerede bıraktığını hatırlamak çok güç.
...
Uyuklamak parça parça ölmek, uyumaksa yekpare ölüm. Bu aralar hep uyukluyorum. Vücudumdan büyük parçalar kaybetmişim gibi hissediyorum kendimi. Gece olduğunda kayıp parçalarım karanlığa karışıyor." (s. 80)

"Okyanusun içinde kendi soluğunu tüketerek kaybolan bir denizaltıdır ev, canlılar geçer pencerenin önünden, su götürür yeryüzünü." (s. 90)

"Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar." (s.92)

"Diyelim ki geldi, istediğim kadın. Lar hatta. Ne istiyorum bir kadından ben? Bunu çok düşündüm.
Aşk aramıyorum artık, çok aradım vaktiyle. Dinlemeye değer bir kadının anlatacakları, hayatın melankolik bir toplam olduğunu göstersin bana, yeter. Fazlasını kaldıramam. Ne gelir elimizden insan olmaktan başka.
... deli değilim, bilerek içe döndüm, eve, ev rahimdir.
Ama derinimdeki doğruyu söylemek gerekirse, hayatım acı bile vermeyen upuzun bir sıkıntıdan ibaret." (s. 102)

"Sizi ve kendimi suda yüzen yağ tanesine benzettim. Kendine benzeyen bir damla arayan ve bir türlü suya karışamayan iki yağ damlası. Yüzüyoruz işte suda. Başıboş. Öyle parçalanmışız ki artık daha fazla parçalanmak ölmek demek. Ama yine de varız ve belli oluyoruz suyun üstünde." (s. 103)

"Sevinçli şaşırmalar insanı genç gösteriyor" (s. 104)

"Düşündüm, BİR HAYAT NEDİR?
Başlar ve biter, BİR HAYAT NEDİR?
Acı ve tatlıdır, unutulur hepsi, BİR HAYAT NEDİR?
Emin olmasam da 'hayat bir iz bırakmaktır' diyebilirim
Mezar taşı bir iz sayılır mı, emin değilim
Razı olan için mezar taşı bir izdir.
Ben razı değilim.
Gerçi elimden ne gelir?" (s. 112)

"Baba neyse de, insan, annesinin dokunaklı bir aşk hikâyesi olsun istiyor. O hikâyenin içinde büyüdüğü rahme işlemiş olduğuna, aşkla beslenerek doğduğuna inanmak, günahkârca bile olsa aşkı tatmış bir kadının çocuğu olmak ne güzel bir duygudur kimbilir." (s. 120)

"Aşk lanet gibidir, kuşaklar boyunca devam eder" (s. 124)

"Aşk olmayan evde, giderek azalıp yok olan bir parfüm, buharlaşarak uçup giden su gibi eşyanın tuhu da yok oluyor. Maddenin anlamı kalıyor geriye. tek başına ve aşksız yaşayan bir adamın evinde ise eşya evin efendisi kesiliyor. Musluklar bozuluyor, sandalyeler eklem yerlerinden ayrılıyor, koltuklar ihtiyarladıkça ufalan insanlar gibi küçülüyor sanki. Eşya yalnızlıkta çok ses veriyor.
...
Aşksız beden insanı sadece üzer." (s. 126)

"Bir kadının gittiği evden belli olur. Kadın giderken düzeni götürür bir kere. Yaşayan ev sarsılır. Ev dediğimiz şey küçük büyük elementlerden oluşur. Kadın olan evde, erkeğin anlayamayacağı bir denge vardır elementler arasında. Erkek her birine vakıf olduğunu düşünse bile, onların nasıl bişr uyumla işlediğini bilemez. Kadın gidince evin dokusu bozulur, susuz kalmış çiçeğe benzer, solar. Küçük şeylerin izi silinir. Eşyaların dili tutulur, ev sağırlaşır." (s. 131)

"İhanet cesurca bir duygu, çok şehvetli, tedirginlik ve korku da var içinde, belli belirsiz bir pişmanlık. İnsanın başını döndürüyor. İhaneti çekici kılan şeyin şehvet olduğunu sanırlar; şehvet seldir, sürükleyendir, doğru; ama asıl çekici olan cesaretmiş meğer.

Cesaret insana iyi geliyor: sana ihanet edebiliyorsam dünyaya hükmedebilirim, bir.İhanet ederken cesaret, şehvet, korku, pişmanlık duyuyorsam; sen varsın demektir ki; işte bu çok önemli, iki.
Annemin babama hiç ihanet etmediğinden eminim.
Yıllar geçtikçe babamın ardından neden bu kadar çok kanıt bıraktığını daha iyi anlıyorum: Bul, anla, isyan et, n'olur! Böylece var olsun aramızda bir şey.

Kanıtlar ortadaydı. Bunca evin sahibiyken babamın adına kiralanmış bir dairenin mahsus ortada bırakılmış kontratı, açılmayan tuhaf paketler, kol düğmesinin kaybolan tekinin günler sonra ortaya çıkışı, eve geç vakit gelmeler; hangi kapıyı açtığı bilinmeyen anahtarlar; gizli gece telefonları, hakkında bilgi verilmeyen şehir dışı seyahatleri ve diğer bildik izler. (s. 146 - 148)



T-M-Kk

5 yorum:

GEZİ/YORUM... dedi ki...

Kitap hakkındaki notlarını zevkle okudum tamamını okumam lazım.. teşekkkürler yazgüneşi izlemeye aldım seni :)

derindenizbaligi dedi ki...

Şimdi görüşmediğim bir arkadaşım var. Kadın Argosu Sözlüğü filan yazdı. Sözlüğü yazdığı dönemde, Ayfer Tunç da bu kitabını -yanlış hatırlamıyorsam- yazmıştı. Yayınevi Ayfer Tunç'un kitabına öncelik verdi diye benim arkadaş çok kızmıştı. Onu hatırladım. Dedikodu oldu, çok ayıp di mi ? Ama napim yazmadan duramadım. Zaten bizbizeyiz şurada =) ihihihihii

duygu dedi ki...

"Sevmenin insanı böylesine var edebileceğine inanmazdım, yaşadım; sevmenin yokluğu fikrinin bile insanı yok edebileceğine de . Onu da yaşadım",
"Aşk lanet gibidir, kuşaklar boyunca devam eder",
yine nefis paylaşımlar bitanem...
sen, yazdıkların kadar okuduklarınla da eşsizsin...
keşke yalnız bunun için sevseydim seni...

Elif Gizem dedi ki...

Bu nasıl bütün bir paylaşımdır. Fotoğraflar, sözler. Çok sevdim. Alıntılara bayıldım, her birine. ama en çok s.52 deki cümle aldı beni içine. Fotoğraflar da mükemmel canım benim. Teşekkür etmeliyim sana kocaman bu paylaşım için.

Yazgüneşi dedi ki...

hepinizi öptüm
kocamanından...
iyikilerimmmmmmmmmmmm......