25 Mayıs 2012 Cuma

Bir sevda Masalı...



Kitaplarla tanışıklığım çok erken başlamış olmalı... "başlamış olmalı" diyorum, çünkü ne zaman ve nasıl başladığına dair bir anı yok belleğimde.. belleğimi kurcaladığım vakit -ki 2 yaşıma kadar inebiliyorum inanmak zor gelse de.. çok ufak anı kırıntıları olsalar da var 2 yaş anı hatıralarım halâ kıyıda köşede- kitapsız bir dönem anımsayamıyorum. yani hayatımda kitap hep olagelmiş özetle... Okumayı bilmediğim dönemde bile.
çok taze duran bir hatıram var mesela. 4 hadi bilemediniz 5 yaşlarında olmalıyım en fazla.. annem alış-verişe çıkacak ve ben babaannemle evdeyim ve hastayım; çocukluğumda canıma okuyan o berbat anjinlerden birisi yapışmışken yakama, soruyor annem, "gelirken bir şey getireyim mi sana? ne istersin?" "kitap getir" diyorum. Renkli resimli çocuk kitaplarından değil, çizimli kitaplardan. O zamanlar vardı bilmem halâ var mıdır? Daha çok ergen çocuk kitapları öyle olurdu. Genelde yazılı ama arada sayfalarda elle çizilmiş resimler içerirdi. O kitaplara bayılırdım. Çünkü matbaa mürekkebi kokarlardı, işte o kokuya bayılırdım -halâ bayılırım..-... ve o çizimleri de boya kalemlerimle boyardım.. ona da bayılırdım..
O boyadığım ve kokladığım kitapları sonraki yıllarda defalarca okudum ve hatta bir kısmını saklamış annem, kızım doğunca verdi bana..
Kızım da benim gibi..
armut dibine düşüyor gerçekten de sanırım.
Şu sevimsiz alış-veriş merkezlerine ne kadar sokmak istemediysem ve direndiysem de bir noktada mecbur kalıyor insan ve benim kızım da istiyor zaman zaman oralara gitmeyi bütün diğer yaşıtları gibi. Bir yere kadar direnip bir yerde pes ediyor insan işte. Ama oralara gittiğimizde bir çok çocuk gibi talebi oyuncakçılar ya da lunapark özentisi tuhaf sallanan şeylerin (bir tabir bulamadım o tuhaf cisimciklere, ona sebep şey dedim :) olduğu mekânları değil de kitapçıları talep ediyor kızım. Kitapçısına girmeden terk edebildiğimiz bir alış-veriş merkezi olmadı sanırım henüz.
Gözümdeki sorundan dolayı çok okumamı önlemeye çalışırdı anne-babam.. inatla gizli gizli okurdum.. şimdilerde aynı sorun kızımda var ve ben onun elinden kitap çekiyorum içim parçalanarak.. gerçi o da benim yaptığımı yapıyor.. kaçamak okuyor yani...
anne-babamın beni kitap okumaktan men etmeye çalışırken nasıl da berbat hissettiklerini şimdilerde anlayabiliyorum, ne kızardım o zamanlar... Eminim Defne de bana kızıyor.. ve dilerim benim ne hissettiğimi hiç anlayamaz.. yani bu göz rahatsızlığı torunuma da sirayet etmez.

Bu kitap merakım çok erken boyumdan büyük kitaplar da okuttu bana.. Ortaokulda elimde Stendal'ın Kızıl ile Kara'sını gören Türkçe öğretmenimin tepkisi de hiç unutamadığım anılarımdandır. Anlamadan okuyor olduğumu düşünüp test etmişti beni hatta..
Yola bunca erken çıktığım halde, o kadar gerilerdeyim ki aslında.. Okunacak ne çok kitap var ve hergün binlercesi çıkıyor diye dertlendiğim olmuyor da değil.
Yaş ilerledikçe daha seçerek okumaya başlıyor insan. Bir de nisbeten daha olgun yaşlarda nasıl hissedeceğim acaba merakı ile yeniden okuduklarım ve okumak istediklerim...

Ve yine okumakla ilgili, yaşım kırka ramak kaldığı şu zamanda, tam olarak algıladığım bir tesbitim var ki: Ben okumayan insanlarla anlaşamıyorum. Önyargılı ya da sınıflayıcı olmak gibi faşizan bir yaklaşım değil yaptığım. Sadece geçmiş hayatıma dönüp baktığımda yapabildiğim bir tesbit. Okumayan, okumayı anlamsız bulan kimi insanlarla zaman zaman yollarımız kesişmiş şu ya da bu sebeplerle ve "arkadaş" zannettiğim olmuş kendimi.. ve mutlaka ama mutlaka bitmiş bu iletişim bir yerde.. ama şiddetli geçimsizlik sonucu ama yumuşak geçişlerle lâkin illa ki bitmiş... yürümemiş.
hani pek meşhur bir klişe vardır ya
"okumuyorsan tartışmayalım"
öyle olmuş benim geçmişimde.. geleceğimde de böyle olacak olabilir... önyargılayıp güdülerimi kendimi şartlamak istemiyorum.. ona sebep kesinlikle böyle olur demiyorum
ama olma ihtimali de yüksek görünüyor galiba....

Bir sevda masalı okumak..
sonu olmayan..
Şehrazatın masalları misal.....

iyi ki de.....


(dipteki not: fotoğraflar: neslihan karayakaylar tamyaman / 2011-anıttepe ankara)

3 yorum:

kitap eylemcisi dedi ki...

ne kadar güzel, ne kadar anlamlı ve ne kadar özel anlatmışsınız, hem kitapları, hem kendinizi:)Sevgiyle kalın

Nehir İda dedi ki...

Çok hoş olmuş bu konu.
İdanın oyuncak sepetine kitap koymuştum daha yürümüyordu. Evimizde bir oda zaten böyle düzenlenmiş. Asla yırtmadı her an bir yere uzanıp alabileceği uzaklıkta kitap vardır.

Canım ortaokula giderken odamızın (kardeşimle ortak) penceresi vardı ve oradan ışık ta annemlerin odasına yansırdı annem daha yatmadın mııı diye bağırırdı. O camı siyah hırkayla kapatırdım:)

Şimdi okuma hızımdan hoşnut değilim bahanesi yok sadece yetişememek. Toparlanmayı umuyorum:)

Öptüm

Yazgüneşi dedi ki...

kitap eylemcisi çoook teşekkürler:)

ebrucanım... öperim..

bi de ben de memnun değilim bu ara ki performansımdan ve bahanesi yok evet haklısın
olsun toparlarız ;)