29 Mayıs 2012 Salı

Fotoğraf"çılığa" içerden bakınca.....

tamamen şahsi bir gözlemim olarak söylüyorum ki; Türk insanının dikkat çekici bir tarafı var bence... Başkalarının yaptıkları ile olması gerekenin üzerinde ilgilenmeleri, yapılan işleri negatif bakış açısından bakarak dibine kadar irdelemeleri bu sözünü ettiğim taraf.

İçine kendi çapımda girmeye çalıştıkça fark ettim ki bu durum fotoğraf camiasında da farklı değil. İnsanların çoğunluğu yaptıkları işle anılmanın -anılabilmenin- o kadar da peşinde değilken (elbette bunun tamamen aksi istikamette yoluna devam eden isimler var.. olmaz mı, Onları tenzih ediyorum, ki zaten onlar kendilerini bildiklerinden üstlerine alınmazlar ;)) başkalarının yaptıklarını yerme, yerden yere vurma derdindeler. "Eleştiri derdindeler" demiyorum, dikkat çekerim, o tamamen farklı ve olmazsa olmaz bir konu, biliyorum. Sözünü ettiğim bildiğiniz yerme, hatta bazı zamanlar vardığı boyut çamur atma..

Örnekse:

"İş mi onun yaptığı... süsle püsle güzel kadınları koy stüdyoya çek.. herkes yapar onu hadi bir eylem çeksin... bir aksiyon da görelim .. çıkaracaksın stüdyosundan gerçek dünyaya görecek gününü"

ya da

"sümüklü çocuk çek çek nereye kadar, duygu sömürüsünden başka bir şey değil, fakir insanı çekmek kolay tabi ağzı var dili yok.. git kenar mahallelere çek dur.. bir kompozisyon mu yaratmış ortam ışık hazırlığı mı yapmış.. bir kaç soru soracaksın ışık yansımasıyla falan ilgili kalacak  bodong diye oh olacak"

ya da

"iphonography de neyin nesi oluyormuş ki.. zengin burjuva özentilerinin yeni oyuncağı... iki teknik terimim,ile alaşağı ediveririm şaftı kayar o şımarıkların"

ya da

"lomography mi.... Hıh...
marka adı kullanarak fotoğrafçı mı olunur nikonography diyor muyum ben... şimdi bir yazı yayımlarım yerden yere vururum bunları şaaaap diye şapa otursunlar da alsınlar boylarının ölçüsünü"

ya da

"Photoshopla çektikleri beş para etmez fotoğrafları makyajlayıp makyajlayıp insanları kandırmaktan başka napıyo ki bunlar, analog çekip karanlık odaya bi girsinler de görelim boylarının ölçüsünü... hey gidiiii..."

ya da

"takmış film de film, teknoloji özürlüyüm kafam basmıyor demiyor da... analog makinaymış, yok gelecek analogdaymış.. hııı tabi tabi.. ben salağım demek zor tabi.."

ya da

"doğummuş... düğünmüş... millet evleniyo doğuruyo, bu da kendine rant kapısı açmış kasılıyor.. fotoğrafın da adını kirletiyor.. rezillik.. tadı kalmadı hiçbir şeyin"

ya da

ya da

diye uzaaaaaaar gider bu liste...

Benim bu yergi takıntılı yurdum insanına hep sorasım geliyor...
"yahu tamam, bozdun, lafı soktun, şapa oturttun, geçirdin, bodong diye kaldı, söyleyecek laf bırakmadın.. Aferin...
de
 Sen ne yaptın bu arada?
yaptıklarını ne kadar tanıttın?
ne yapıyorsun?
karşındakini bozmaktan eline ne geçti, ne kazandın?
onu bunu kenara bırakıp kendini yaptığın işle öne çıkarmayı denesen? Başkalarını karalayarak kendini sütten çıkma ak kaşık yapma çabası da neyin nesi?..

öyle ya da böyle
iyi ya da kötü
sen beğenebilirsin ya da beğenmeyebilir.. onaylarsın ya da çok karşısındır..
hayat denen şey de tam böyle bir şey değil mi aslında? Herkes her konuda aynı şeyler için iyi aynı şeyler kötü dese.. herkes aynı şeylerin peşinden gitse "sanat" diye bir şey var olabilir miydi ki?
beğenmiyorsun
tamam
tarzın değil
eyvallah
zaten yapan da herkes olduğu gibi kabullenip beğensin diye yapmıyor ki.. senin çok değer verdiğin bir çalışmayı da o beğenmeyecek belki
olamaz mı?
bana kalırsa burada dikkat çekici olan o kişiler, senin bakış açının birebir zıttı da olsa
bir şeyler üretiyor, çaba, emek, zaman veriyor o işe..
sevdikleri, iyi hissettikleri bir hobinin ya da ihtiyaçları olan parayı kazanabilecekleri bir ekmek kapısının ardından gidiyorlar..
takdir edip beğenip alkışlamak zorunda değilsin elbette..
kabullenmek zorunda da değilsin şüphesiz
ama çok yanlış olduklarını dahi düşünüyorsan da dırdırdırdır arkalarından atıp tutacağına.. yap bakalım doğrusunu, koy ortaya de ki "bakın bu işin böyle yapılması da var"
öylelikle ispatla çok haklıysan haklılığını..

Laf ile peynir gemisi yürütmeye bunca debelenen bir başka toplum daha var mıdır acaba diye merak ediyorum sık sık...

Hep söyledikleriyle var oluyor adam oluyor insanlar, oysa yaptıklarıyla akılda kalabilenleri özlüyorum ben.. yaptıklarıyla yaşadığı zaman zarfında kendine "güzel insan" dedirtebilenleri...
heyhat
kalmadı ki onlardan pek fazla...
onlardan sandıkları da çoğu zaman eline patlıyor insanın ya... neyse... başka mevzu o da.

birbirimizin canını yakmaya harcadığımız zaman ve enerjinin yarısını gerçekten adamakıllı bir şeyler üretmeye harcasak....
ohooooooo ihya olurdu bu ülke..
Bence....


ben ne mi yapıyorum?

yöntemleri, yolları, akımları bakış açılarını izleyip tanımaya gayret ediyorum
hoşuma gideni izlemeye devam edip
gitmeyenle yolarımı ayırıyorum

ama en çok

kimi zaman

çekerek


kimi zaman

çektirerek




bu işten "zevk" alıyorum...
tadına varıyorum...


Bir fıkra geldi aklıma tüm bunları yazınca..
onu paylaşarak koyayım noktayı bu yazıya..
laf nereye giderse artık
Anlayana.......


" Adamın biri ölür ve cehenneme gider, şöyle bir bakar her ülkenin cehennem çukuru var. Her çukur ağzına kadar dışkı ile dolu, içinde de o ülkenin cehenemmlik insanları Her çukurun başında bir tane Zebani çukurdan tırmanarak çıkmak isteyenlerin başına vurur ve geri çukura düşürür. Biraz daha ilerlediğinde bir çukur dikkatini çeker,  Zebanisi yoktur. Hemen oradaki Zebanilerin birine “Burada niye Zebani yok” diye sorar. Cevap ilginçtir, “Haa o mu Türkiyenin çukuru o Zebaniye gerek yok, orada birisi biraz çabalayıp yukarıya çıkmak istese paçasından tutarak aşağıya geri çekiyorlar zaten” der."

7 yorum:

derindenizbaligi dedi ki...

fıkra güzelmiş. halimizi çok güzel özetlemiş =) herkesin ne dediğinin ne önemi var ? önemli olan bizim kendimizi iyi hissetmemiz, zamanımızı iyi değerlendirmemiz değil mi ? Gerisi boş. Aynen devam ;)

Nehir İda dedi ki...

Fıkra o kadar güzel özetlemiş ki anlattıklarını. Cidden garip bir hazımsızlığımız var.
Keşke senin kadar zaman ayırabilsem ve yetenekli olabilsem benim için de tutku ama! işte ama da kalıyorum.
Yaptıkların çok güzel, emeğin takdire layık. Ee göz var anlamayana da uğurlar olsun.

shirin serkan dedi ki...

valla o kadar haklısınız ki.. çok üzücü bir durum gerçekten.. fıkra da hem çok komik hem çok anlamlı..
"birbirimizin canını yakmaya harcadığımız zaman ve enerjinin yarısını gerçekten adamakıllı bir şeyler üretmeye harcasak ihya olurdu bu ülke" duvarlara asmaya layık çok güzel söz. tebrikler bu güzel yazı için..

Yazgüneşi dedi ki...

bitanesi
aynen ;)
tıssss (pitona atıf ;) anladın sen )

yeteneksiz olduğunu hiç ama hiç zannetmiyorum Ebru
bence sen iyi bir fotoğrafçı olacaksın dediydi dersin bak ;)

Serkan.. öyle gerçekten nasıl da can yakmayı seven bir millet olduk
eskiden böyle değildi.. böyle önemli değerleri yitirmek ne fena...

nil dedi ki...

mailler falan geliyor ya okuyamıyorum bile ben, gerçekten de eleştirmeye sürekli ne gerek var, herkes bir ucundan tutsun işte..bazısı için kendi hayatına renk katmakla sınırlıdır, misal ben, bazısı için başkalarının hayatına da dokunmak isteğiyle geniştir fotoğraf sevgisi, herkesin bir katkısı vardır ama sonuçta. bırakın herkes istediği derinlikte, tarzda ve teknikte mutlu olsun :)
eline sağlık nescan ,)

Yazgüneşi dedi ki...

Hmmm Nil'im kadrajlarına bakınca aslında sadece kendi hayatına renk katmasan da sergilerde falan görünsen istiyorum ben..
özellikle gezi karelerin nefisitoooo..

öper sarılırım :)

nil dedi ki...

amaniiin teşekkür ederim :)
sendeki kadar büyük bir aşk değil bende kuzum tarttım kendimi, fotoğrafın gezentilik kısmı ağır basıyor bende, öyle evde fon hazırla, kurgu yap vs yok, olmuyor.. zaten ne gerek var ki, sen gibi layıkıyla yapanlar varken :)