3 Mayıs 2014 Cumartesi

AZİL -- Hakan Günday

Hakan Günay okumaya geç başlayanlardanım..
"Az" ile başladım -ki bence çok doğru bir şeçimmiş-
Kendine has tarzı insanı fena çarpıyor...
Son bitirdiğim "Azil"
Daha kat edilecek yolum var ama Hakan Günday'ın yazma hızına yetişebileceğimi umuyorum. Okumadığım romanı kalmasın istediğim yazarlardan kesinlikle.
Okuduğum her romanı olağaüstü kurgusu ile yazarına şapka çıkarttırdı bana..
Azil'de de durum değişmedi...
"Bu kurguları nasıl yapıyor bu adam arkadaş yaaaa" dedim mi?
valla da dedim...

Biraz alıntı da paylaşayım kitaptan..  elbette altı çizili cümlelerin tamamı değil yine.. tamamı bir hayli çok zira
ve önerir misin diyen var ise cevabım:
kesinlikle..


"Tek başına işlenen suç bir göktaşıdır. Sırtında sadece sahibine yer vardır. Ancak suç, var olan en güçlü tutkaldır. Suçun işlenmesinde payı olanların her biri, birbirine yapışır. Her ne kadar birbirlerinden kaçmaya çalışsalar da suç çekimi onların ayrılmasını engeller. Sanıldığı gibi suçun işlendiği yere değil, birbirlerine dönerler. Çünkü suç güvenli ve güvenilir değildir. Güvensizlik, yirmi dört saatlik gözetimler gerektirir. Suç ortakları birbirini gözetler." (s: 13)

"Sayesinde var olduğumuz zamanın seni taşımasına izin ver. Unutma ki zaman, gidecek yeri olmayanların evidir. Sadece zaman onları ileriye taşır. Ölümcül bir hastalığa sahip olan ile intahar etmekten yorgun düşenin ortak noktası, ilerleyen zamanda geri gidiyorlarmış gibi görünmeleridir. Ancak bu, ilerleyen bir trenin sadece son vagonuna kadar yürümeye benzer. Sonrası yoktur. Beden sahibi olan, ilerlemek zorundadır. Zamana güven. Yaşarken asla varamayacağın yerlere seni o götürür." (s: 15)

"Sevgi tırmananları birbirine bağlayan bir halattı. Biri düşerse diğerinin hayatta kalması için halatın kesilmesi gerekiyordu. Ancak sevgi, kesilemeyecek kadar kalın bir halattı ve sonunda herkes düşerdi. Aptallar sevdikleriyle düşer, kötüler sevdiklerini aşağı çeker." (s: 19)

"Hiçbir hayal, gerçekleşmediği sürece mutlak değildir." (S: 23)

"Aynı zihinde yer alan karşıt düşünceler birbirini yok eder ve ışığa dönüşürler." (s: 28)

"Çelişki seni öldürür, çelişki işkencedir. Çelişki buz tutmuş bir göldür. Çelişki buz tutmuş gölün çatladığı andır. Çelişki göldeki çatlağa saplanıp donmaya başlamandır. Çelişki, yardım istemek için açtığın ağzına dolan sudur." (s: 29)

"Her şey ve herkes ışık yayar. Sonuç, nedenlerin aydınlattığı noktada, nedense sonuçların aydınlattığı noktadadır." (s: 30)

"Düşünceler mükemmel ancak davranışlar kusurludur." (s: 31)

"Hiçbir davranış, düşüncenin gerçek tercümesi değildir." (s: 31)

"Zihin sınırları içinde, düşüncenin duygudan başka düşmanı yoktu ve sen bunun farkındaydın." (s: 32)

"İlişkilerin zaman içinde sıcaklığını yitirmesi doğaldır. Geçmişe özlem duymak, sadece zaman kaybıdır." (s: 41)

"Tanrı'nın Tanrısı yok. Biz ona inanıyoruz ama hiçbir şeye inanmıyor. Belki de tek gerçek tanrısız, Tanrı'nın kendisi, tanrısızlık Tanrı'ya mahsus! Bu yüzden kurallarda asalet ve adalet arama! Çünkü Tanrı ne asil ne de adil olmak zorunda!" (s: 70)

"İnsanlığın bin bir çabayla iki bin yılda yarattığı ahlak, elli yılda televizyon tarafından çiğnenmiş ve on yılda da internet tarafından yutulmuştu. Dokuz yaşındaki kızların babalarıyla seviştiği uzun metrajlı filmleri, yanlışlıkla bir kez görenler, gözlerini ekrandan bir daha ayıramıyordu. İletişimin internetle yaygınlaşması, bireyin suçla karşılaşmasını tesadüf olmaktan çıkarmıştı. Toplum gözünde suç olan, bireyin dünyasında vazgeçilmez hale gelmişti. Toplum ile birey arasında genişleyen ahlak farkı, ikisinin de hastalanmasının temel nedeniydi. Toplum ile bireyin arasına teknoloji girmişti." (s: 103)

"İyilik, ilk öğretilendi ancak gerçek değildi. Yaratılması olanaksız eserler gibi, iyilik de bilinen boyutlar dahilinde var olamayacak kadar hayaliydi." (s: 149)

"Müslüman olduğunuzu varsayarak söylüyorum: Allahsızlık, Allah'a mahsustur. İnsanın kaybetmekten korktuğu bir Tanrısı, ancak Tanrı'nın tükenmeyen insanları vardır. Dolayısıyla sorgulanması gereken Tanrı'ya atfedilen niteliklerdir. Tanrı'nın varlığı yerine iyiliği ya da kötülüğü hakkında kuşkuya düşmek gerekir. Unutmamak gerekir ki Allah'ın dediğinin olduğu bir dünyada yaşıyor ve her saniye ölen bebeklere tanıklık ediyoruz. Üzerinde düşünülmesi gereken iki soru var: Birincisi: Günümüz dünyası kimin eseridir? İnsanın mı Tanrı'nın mı? İkincisi: İnsanlığın mutsuzluğu, kutsal bir gereklilik midir? Yanıtlarını düşünmeye cesaret etmek, insanın kendine doğru atacağı ilk adım olacaktır." (S: 150-151)

4 yorum:

kitap eylemcisi dedi ki...

ben de az'la başlamıştım , sonra hepsini okudum , pek çok kişi Kinyas ve Kayra dese de bence en iyisi AZ:)

Yazgüneşi dedi ki...

Kinyas ve Kayra'da okuduklarımdan.. Ama bence de okuduklarım içinde en iyisi Az..
Kinyas ve Kayra'da Celine 'in Gecenin Sonuna Yolculuk'undan bahsediliyor ve Azil'in başında da aynı kitaptan alıntı var. Gecenin sonuna yolculuğu okuyunca Kinyas ve Kayra'yı yazarken kesinlikle o romandan feyz aldığını hissettim. Briz hiç bir benzerlik yok konu ya da kurgu ya da yazım tekniği açısından ama ben o hisse kapıldım işte.. :)
özet: bence de magnum opusu Hakan'ın AZ

matias dedi ki...

hey yaz,
herkes gucup gitmis
bir biz mi kalmısız yılları sayfalara tasıyan..

Yazgüneşi dedi ki...

Öyle olmuş be Matias..
gitmeyip kalalım..
inat değil mi :)