9 Kasım 2014 Pazar

Güz'ün Henüz Uğramadığı Diyarlara bir Güz Kaçamağı II...

Bizim Güz kaçamağına kaldığımız yerden devam o zaman:

30 Ekim'de Kınık tarafına gittik..
Xanthos -ki UNESCO Dünya Mirası listesinde bir antik kent-
Yine bir dönem Likya'nın başkenti olan bir kent
Aslına bakılırsa fazla bir şey kalmamış bu eşsiz kentten geriye :(
1838'de Xanthos'u ilk İngiliz Charles Fellows keşfetmiş ve taşınabilir ne varsa çalıp İngiltireye götürmüş.. Eserler British Museum'da sergileniyor.. Bir eserin çalıntı olduğu biline biline göğüslerini gere gere nasıl sergilerler ve soyulan taraf da buna kılını kıpırdatmadan öööööyle uzaktan nasıl bakar benim yıllardır aklımın alamadığı bir mevzuu..

Yağmaya rağmen yine de göz alıcı bir kent



Xanthos bana kalırsa onurun da timsali bir yerde..
Roma saldırısında kentleri düşünce teslim olup esir düşmeyi reddederek tiyatroda bir araya toplanıp kendilerini yakmışlar...
Geriye şu dizeleri bırakarak....

"evlerimizi mezar yaptık, mezarlarımızı ev
yıkıldı evlerimiz, yağmalandı mezarlarımız
dağların doruğuna çıktık, toprağın altına girdik
suların altında kaldık, gelip buldular bizi
bozdular birliğimizi, alt üst ettiler bizi
biz ki; analarımızı, kadınlarımızın ve ölülerimizin uğruna
biz ki; onurumuz ve özgürlüğümüz uğruna
toplu ölümleri yeğleyen bu toprağın insanları
bir ateş bıraktık
hiç sönmeyen ve sönmeyecek olan"

Öyle ki Brütüs ağlamış kente girip manzarayla karşılaşınca....



Sonraki adres
Letoon
Likya'nın bir dönem dinsel ve politik merkezi olmuş bir kent..

Mitolojiye göre Zeus'un sevgililerinden birisi olan Koios ve Pheobe'nin kızı Leto Zeus'un karısı Hera'nın hışmına uğrayarak Zeus'tan olan çocukları Artemis ve Apollon'u doğurduktan sonra kaçıp Letoon'a geliyor ve onları orada yıkamak istiyor fakat kentin halkı Leto'yu kabullenmeyince kızıp tüm halkı kurbağaya çeviriyor...
O kurbağalar zamanla kaplumbağaya mı dönüştü bilinmez tek bir kurbağa bile göremediğimiz antik kentte sürüler halinde yaşayan kaplumbağalar var.. Bizim hayvan hastası capon balığı boş durmayıp yakaladı hemen elbet birisini :)



Letoon alanında bir yığın oyuklu oturak var.. Bunlar neymiş deyince öğrendim ki dünyanın en büyük antik tuvaleti imiş...Çok fantastik.. :)
diğer yandan o zamanlar belli ki Likya halkı aklını fikrini bel altı ile bozmamış insanlardan oluşmaktaymış ki böylece topluca ihtiyaç gidermeyi normal karşılıyorlarmış.. Enteresan..


Xanthos'un başkent olduğu dönemde Letoon milli festivallerin yapıldığı kentmiş ayrıca...


En göze çarpan yapısı Apollon Tapınağı


ve elbette hemen hemen her antik kentte olduğu gibi tiyatrosu...


Letoon'dan çıkıp yöneldik Patara'ya

Patara'da Likya'da üç oy hakkında sahip olunan kentlerden.. Ve tatataaaam bilin bakalım ne imişşş.. Bildiniz bir dönem Likya'nın başkenti imiş.. Ne kararsızmış şu Likyalılar da yahu :)

İlk inşa edildiğinde çok önemli bir liman kentiymiş. Deniz ticareti Patara'dan yürütülüyormuş ve fakat zamanla limana kum dolmaya başlayınca kent önemini yitirmiş.. Yıllar içinde kalıntıların çoğu kumlar altında kalmış, restorasyondan sonra ortaya çıkartılmışlar...



 Liman yapıları ise sular altında kalmış zamanla...

Bizim meşhur Noel Baba St. Nicholous'ın da Patara doğumlu olduğu sanılmaktaymış ayrıca..
Liman kenti olduğu zamanlar Akdenizin en önemli hububat depolarından birisi de bu kentte imiş.
ve tabi yine olmazsa olmaz tiyatromuz baş köşede...


Dünya üzerinde ayakta kalmış olan bilinen en eski demokratik parlamento binası da bu kentte
2010 yılında TBMM tarafından restore edilmiş lakin yazık ki bana kalırsa restorasyon aşırı abartılmış...



zannedersiniz ki o bina şimdilerde jilet gibi inşa edilip oraya konduruluvermiş.. çok eğreti duruyor bence...
dam üstünde saksağan..
bir bakın ama haksız mıyım?

yine de kendimi dünyanın en eski meclisinin kürsüsüne çıkmaktan alamadığım doğrudur.. Politikayı da hiiiiç sevmem ama.. hayret !!!
portre çekmeyi severim ve elimin altındaki en basit model de kendimim ya ondan zaar..
ondandır ondan :)



Artık Patara kumsalı caretta caretta üreme alanı.. Defne'nin hayranlık duyduğu bir kumsalı var.. Ben kum deniz sevmiyorum insanın burun deliklerine kadar doluşuyor o kum ince ince.. temizlenebilirsen ne ala..
Çok rüzgar vardı uçuş uçuş.. yetişkinler olarak hiçbirimizin gözü yemedi denize girmeye ama capon balığı.. adı üstünde balık, attı kendini o dalgalara yine..




ben kumlara ayak izi çıkartmanın tadını yaşadım ona göz kulak olurken..
Defne iyi bir yüzücüdür ama deniz çok deliydi ayıramadım çocuktan gözümü..



Dönüşte Kalkan'a uğrayıp birer içki içelim dedik...



Günü Kalkan'da batırdık..



sonra yuvaya dönüp otele duş için uğrayıp yine yemek için Kaş gecelerine yürüdük....


Devam Edecek.....

Dipteki Not: Fotoğrafların tamamı tarafımdan çekilmiştir. En ufak bir sanatsal kaygı ya da iddia içermeyip tamemen "anı" amaçlıdırlar ve fakat yine de emeğe saygı anlamında aşırılmaması, izinsiz kullanılmaması doğru bir yöntem olacaktır...

6 yorum:

fermina daza dedi ki...

Ay aklın yolu bir işte, o Patara'daki meclis binası beni de sinir etti, gıcır gıcır yapmışlar restore ediyoruz diye.
Xanthos'tan uçanların da dahil olduğu bir yığın eser var dışarda, çoğu müzenin de elinde ferman var, eserlerin Osmanlı dışına taşınmasına izin veren. Kağıt üzerinde "çalıntı" değil yani o eserler. O yüzden durumlar biraz karışık, geri almak zorlu bir süreç.
Bir de adamlar çıkıp "Ee size geri veriyoruz, müzenizden çalıyorlar" deyince verecek cevabımız yok. Bak şu haber mesela, tam ibretlik.
http://www.radikal.com.tr/hayat/calinan_kanatli_denizati_brosu_bulundu-1108758
Yani mesela Bergama'dan Berlin'e yürümüş sunağa, bir de üstüne para verip bakmak bana da çok koyuyor ama bir yandan da üzerinden dozer geçirmeyecekler, bir gece ansızın yanmayacak, betonla restore edilmeyecek diye seviniyorum.
Allah insana bizim memlekette tarih sevgisi vermesin, lanet gibi bir şey :D

Yazgüneşi dedi ki...

yaa evet çok haklısın
sonra restore ediyoruz diye gıcır gıcırdatırlar ne bileyim
dozerle dalıp AVM yaparlar falan..
tarih kaçırıldığı yerde özenli korunuyor aslında...

ishak paşa sarayının son restorasyonunu gördün mü? eyvah eyvah eyvah yani..

aynını 12 ada için de diyorum
egede yunanlılarda olan adalar
hiçbirinde su yok
atinadan taşıma su ile mis gbi hepsi
bizde kalaydı vay haline pislikten yanına yanaşılmazdı
ne üzücü

Şahin Shirin Erdem dedi ki...

fotolar harika.. ellerine sağlık..
çalıntı eserlerin müzelerde utanılmadan sergilenmesi valla benim de çok tuhafıma giden bir şey.
tarihi eser çalıp getirirseniz satın alırız mesajını vermiş oluyorlar bir güzel.
restorasyon aynen dediğin gibi kötü olmuş. restorasyondan çok, çevredeki tarihi eserlere benzemesine özen gösterilmiş yeni bir yapı gibi duruyor. restorasyon uzmanları katılıyorlardır bu işlere.ama nasıl böyle oluyor, anlamak mümkün değil.

Yazgüneşi dedi ki...

Teşekkürler Şahin Shrin Erdem..
restorasyon konusu bu ülkede gerçekten içler acısı... neredeyse tarihi bina pencerelerine pimapen yapacaklar .. o noktya gidiyoruz ..

derindenizbaligi dedi ki...

Restorasyon konusunda gerçekten tam bir faciayız. Kaş'taki Antik Tiyatro'yu da güya restore ettiler. Tiyatro o hale gelmiş ki, sanki orası boş araziymiş, belediye de 6 ayda oraya antik görünümlü bir turistik tiyatro yaptırmış. Restorasyonsuz hali ne güzeldi oysa. Tiyatronun adeta dili vardı. Konuşurdu. Şimdi cansız, ruhsuz, dilsiz, tarihsiz bir yapı olmuş maalesef.

Yazgüneşi dedi ki...

derindenizbalığı yaa inanmıyorum orayı da mı restore ettiler..
hay bin kunduz
iyi ki gidip de sinirimi bozmamışım :(

İshak Paşa Sarayının son halini gördün mü sen esas?
bi pencerelere pimapen takmadıkları kalmış
offf ofof