30 Mart 2011 Çarşamba

Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey - Mine SÖĞÜT

madamarthurbey

"Kaderle başa çıkmanın tek yolu, ona kafa tutmaktır" (s.12)

"Kanadığı ilk gün, kimsenin karısı olmayay ant içmiş küçük ve asi bir kızın büyümüş hali. Bitirmeye tenezzül etmeden terk ettiği okullarda okutulan hiçbir şeye inanmayan, öğrenmek istediği her şeyi, istekle koynuna girdiği müşterilerinin çıorılçıplak hallerinde bulan ve dünyanın çok büyük, zamanın çok geniş olduğunu seze seze, hayatın içinde ağır ağır ilerleyen, her gün baktığı pencereden her seferinde tekrar tekrar intihar eden, yorgun ve beklentisiz bir orospu. Bugün ölse... Yeryüzünde hiçbir şey değişmez.

Kimsesizlik sanıldığı gibi güçten düşürücü bir zafiyet değildir. Aksine insana güç verir. ... Çöplüğe terk edildiğini bilerek büyüyen çocuk, kim olduğunu düşünür?

Hayat Nagehan için kocaman bir çöplük. İçi birilerinin artıklarıyla dolu. O, o artıklardan kendine bir ziyafet sofrası kurmayı biliyor. Kaderle oyun oynayan, kaderi ciddiye almayan, hayatı, başına gelenleri ve gelebilecekleri meraklı gözlerle seyrden ve kendini bildi bileli sevişerek para kazanan, tanrı başta olmak üzere hiç kimseye güvenmeyen bir kadın. Kendine bile güvenmeyen." (s. 13)

" En iyi, terk edişleri okumayı bilir. İstekli ya da isteksiz terk edişleri. alelacele gidişleri. Bir daha geri dönmeyişleri. Bir bebekken terk edilişi. Doğurduğu bebekleri de o terk etti. Tanır. En iyi terkleri tanır." (s. 14)

"Falcılar geleceği görürler mi, yoksa oluştururlar mı?
Falcılar gelecek inşa ederler. İstekleri ve sezgileriyle büyü yapar, olacakları olur kılarlar. Olmazları da olur kılarlar. Falcının isteğiyle sezgisi bir olur, dünyayı döndürür. Yıldızları söndürür. Falcı fala bakmayagörsün, falcı hayal kurmayagörsün, her muhtemel, tek tek gerçeğe dönüşür." (s.14-15)

"... saman kağıdına zehir gibi yayılan mürekkepli kalemle kelimeler yazıyor.
Zehirli kelimeler
Yazıyor
Her kelime bir öncekini bir sonrakine bağlamakla yükümlü. Bir hikâye anlatıyor. Aslında olmayan bir olay, aslında yaşamamış insanlar. O, yalan bir dünya yaratmakla mükellef bir yazar. Evinde tek başına. Tüm dünya karşısında . Kaleminin ucundan mürekkeple birlikte tehlike de akıyor kağıdın üzerine. Tehlikeli ve usul usul . Yazıyor. Yazdıklarının kokusunu duyuyor. Cümleleri is kokuyor. Biraz ikrli sanki. Çöpe atılmış şeylerin birbirine karışmış asitli kokusu gibi. vazgeçilmiş şeylerin. Başkalarının şeylerinin. Kokusu. İçine çekiyor. Genzi yanıyor. Gözleri yaşarıyor. Dünyanın tüm endişeleri genzinden içeri akıyor. Kokuyla birlikte. Yorgun. yeni bir romana başlamakla, her şeyden vazgeçip gitmek arasında bocalıyor. Yaşamakla ölmek arasında... bocalıyor. Her zaman bu böyle.
Her zaman... şimd,ki zaman
Kelimeleri, aç bir hayvanın  sivri dişleri arasından korka korka çekip çıkartıyor. Her hamlede bir yanı ölüyor. her hamlede kelimeler etine batıyor. Akan kanda ölüm var. Eğer o kanı durduramazsa yazamaz. Ama etini kanatmazsa da yazamaz. Kelimeler... bilenmemiş jiletler gibiler. Paslı ve tehlikeli.

Kelimeler kadar tehlikeli bir şey daha var bu sefer hayatında: Fotoğraflar. Sahaflardan toplanmışeski fotoğraflar. İnce ve parlak ve kaygan kâğıtlara basılmışlar. Önce. Çok önce. O doğmadan önce . Her nasılsa o zamandan bu zamana yırtılmadan kalmışlar. Parmaklarını zamanın göze görünmez varlığını kimyasına hapsetmiş, inceliğine rağmen dayanıklı, eskiliğine rağmen zamansız, gerçekliğine rağmen artık sanki hayalî olan o kâğıtların ipeksi yüzeyinde gezdiriyor. Aklını ürperten bir serinlik. Artık olmayan insanların, sürmeyen hayatların serinliği. Ölümün serinliği.
Üşüyor.
Yaşanmış ve bitmiş sayısız hayata, ayıplanabilir bir merakla, yeniden yeniden yeniden bakıyor. Gözlerini dikip. Gözlerini kısıp. Uzaklardan yankılanan sesleri duymaya çalışıyor. Fotoğrafın çekildiği anda söylenen sözleri. Uzaktan seslenmeleri. O duruşun ardından atılan adımları. Öncesindeki tedirginlikleri Karnında tuhaf bir sancı. Suçluluk. sararmış kağıtların üzerine zapt olmuş, öncesi ve sonrası belirsiz anlarla baş başa kalmak korkutucu. Zaman bu fotoğraflarda gömülmemiş bir ölü gibi. Artık gömülmek ister gibi. tedirgin. Bu fotoğraflar, bütün eski ve kimsesiz fotoğraflar, sanki ondan bir şey istiyorlarBir mezarı kazıp ölüyü dışarı çıkartmasını, dudaklarını çürümüş bedenlerdeki dudaklara dayayıp içlerine yeniden hayat üflemesinin... bir ölüyü öpmesini.. istiyorlar sanki. Talepkâr. Talepkârlar.

İçlerinde gizli anlamlar barındıran ve sesle birleşip kılıktan kılığa girebilen, yazıya sıkıştırıldıklarında hep ama hep yetersiz kalarak onu da acizleştiren kelimeleri sevmediği gibifotoğrafları da sevmiyor.

Neden ânı sabitlemek ister insan? Neyi, hapsetme arzusudur bu? Zamanı mı? O geniş, o sonsuz, o başlangıçsız, o tanrısal zamanı mı? Hiç anlayamadığı, anlayamayacağı için de ölesiye korktuğu zamanı? Zapt etmek ister? İnsan? Neden? Bugününe anına yaşadığı hayata sahip çıkmayı beceremezken, geçmişin elini kolunu bağlayarak, olmuş bitmiş geçmiş gitmiş bir ânı durdurmanın anlamı ne? Madem tarih tekerrürden oluşuyor, madem geçmişten hiç ama hiç ders alınmıyor... insanın amansız arsızlığı" (s. 19-20-21)

"Geçmişi fotoğraflardan öğrenmek mümkün mü? ne anlatabilir bugün bize, çoktan ölmüş bu insanların durgun ve suskun suretleri? sadece zamanın geçip gittiğini ve her şeyin bir gün bittiğini. Herkes ölür. her şey biter. Ama y,ne de hayatta aslolan telaştır. İstektir.
Olcayto hissediyor, istemekten vazgeçtiği gün özgürleşecek." (s. 21)

"Kaçakların gözden ırak, kimsenin bilmediği uzak yerlerde yepyeni kimliklerle kendilerine bambaşka bir yaşam kurdukları doğrudur. Ama bazen. Bazen de kaçaklar hiçbir yere gitmezler. Oldukları noktada donar kalır ve üzerlerine yapışan zamanın kabuklaşmış kirinin altına saklanırlar. Unutuşa gizlenirler. Bir örümcek gibi. Sinsice beklerler. Birinin hata yapmasını, ağa takılmasını." (s. 26)

"Savaşın suçlusu mu olurmuş? savaşın kendisi suçtur. Dost da düşman da savaşta topyekûn kurban. Kendinize gelin hâkimler! Kimi yargılıyorsunuz? Vicdanı mı? Vicdan hiç yargılanır mı? Öldürmenin haklı nedenleri ya da haksız nedenleri olabilir mi ki öldürenleri ikiye ayırıyorsunuz? iyi niyetli meşru katiller ve kötü niyetli katli vacip katiller diye. Tüm katiller kurbandır. Kurbandır. Kurbandır. Hâkimler savaş suçlusu savaşan değil, savaşı çıkarandır! Gücünüz yetiyorsa onları yargılayın burada!" (s.37)

"... dünyada cennet hayali kurmanın bir ahmaklık oldğunu düşünüyor. Gerçek insan cehennemde hayatta kalmanın yollarını kollayabilendir." (s.42)

"Kuşları zamansız uyandırmak uğursuzluktur." (s.63)

"... tanrısal sanılan her şey aslında raslantısaldır ve rastlantılar hiç yabana atılmamalıdır" (s.74)

İnsanlar gerçekleri ne kadar hatırlar, ne kadar birebir nakledebilirler?

Her gerçek her zihinde yeni bir gerçekliğe bürünür. Kimse kimsenin hikâyesini anlatamaz. Herkes herkesin hikâyesini yeniden yazar. Anılar izafi. Tıpkı zaman gibi. Biz nasıl yaşarsak anılarımızda öyle oluşur. Tüm huylarımız bulaşır anılara. Tüm hayallerimiz ve beklentilerimiz. Kinimiz biçimlendirir onları. Öfkemiz kabartır. Kneidmize güvensizliğimiz yontar sonra. Kötücül ne varsa bünyemizde, hafızamıza sirayet eder. O yüzden kimse kimsenin greçek hikâyesini anlatamaz. Herkes herkese yeniden yeniden yeniden gerçekler yazar. Tek doğru olmadığı gibi tek tarih de yoktur o yüzden. Onun kişisel tarihi bile, belki de, bin tane.

O zaman gerçek ne?

Bir anlık kıvılcım. Olup bittiği anda var olan. Sonrası külliyen hatıra. Hem yaşayn için, hem o yaşama tanık olan için. Tarih hafızadan kâğıda geçerken bile kulaktan kulağa oyunundaki kelimeler gibi girdaplara kapılır. Hallerden hallere dönüşür. Kaybolur.

Gerçek hep kaybolur." (s.74-75)

"'Kimim ben?'
İşte yeryüzünün en tehlikeli sorularından biri. İnsan kim olduğunu düşünmeye başladığı anda başkalaşır. Herkesten bambaşka olur. Kendi gibi olanlarla olmayanlar arasında savaşlar çıkartır. Ve ait olmadığı ya da ait olduğu kimliklerden silahlar yapar. Dağları uçurur, ormanları yakar. Dünya bir gün aniden dönmeyi durdurursa, müsebibi bu soru olacaktır. Ya da bu soruya verilen bir cevap. Minasebetsiz bir cevap." (s.87)

"Geçmişe dönüp bir şeyleri değiştirmek mümkün değilse, o zaman gelecekler ilgili beklentileri altüst edebilir insan. Asıl güç de budur." (s.89) 

"Bir yazar gibi düşünmek, olmamış ve muhtemelen asla olmayack hayaller kurmaktır. Tanrının kitabını yırtıp atmaktır. Geleceğe baş kaldırmak, kaderle alay etmektir." (s.92)

"izini sürdüğü hayatupupuzn bir koridor gibi.Arada kapılar var. Hangi kapıyı açsa karşısında bir koridor daha. kapılardan odalara geçse, her oda içinde bir oda, her oda dışında bir oda daha. Manasız bir labirentin tuzağında kıvranıyor. Hiçbir yere varmayanupuzun ve amaçsız bir hayatın peşine düştü. Böyle bir hayat mümkün mü?" (s.98)

"Bir şey anlamaya çalışırken ona dönüşebilir insan. Tıpkı nefret ettiği veya çok sevdiği şeye de dönüşebileceği gibi. İnsanın dönüşebilirliği tehlikelidir, çünkü bunu kontrol edemez.Bu dönmedolap istekle değil olabilirlikle döner." (s.98)

"Yazarın işi, gerçeği baştan çıkartmak değil midir? Akılları kanatlandırmak? Hayalleri bir tanrı gibi gerçek kılmak? Yzarlık başlı başına bir muktedirlik değil midir?Bir yazar herşeyi ama herşeyi yapabilir. Sadece cesarete ihtiyacı var. sadece bu roman için değil. Her zaman her şey için." S.100)

"Kadınlar üzüldükleri, sevindikleri, meraklandıkları, vaz geçtikleri, yıldıklsrı, telaşlandıkları, kırldıkları, kızdıkları zamanlar hep yemek yaparlar. Baharat kavanozlarını açıp açıp kaparlar. Tencereleri tekrar tekrar yıkarlar, bıçakla parmaklarını keser ve en azından bir bardak kırarlar. Kadınadamların temel  eksiği sanıldığı gibi rahimleri değildir. Onların kadınsı eğretilemeleri eksiktir. İçe atmaları ve başka yerden çıkartmaları eksiktir. O yüzden sokakta avaz avaz bağıran bir kadınadam gördüğünüzde hiç yadırgamazsınız. Ama avaz avaz bağıran bir kadın herkese dudak ısırtır. Kadınlar sokakta avaz avaz bağırmazlar. Hele ki bu ülkede. Kadınlar ölürken bile etekleri açılmasın diye uğraşır ve evdeyapayalnızken bile sütyen takarlar. Kusursuz bir kadınadamı gerçek bir kadından ayırnanın tek yolu hareketlerindeki rahatlıktır. Orospuluğun bile bir edebi vardırç Kadınadamlığın yoktur)" (s.108-109)

"Geçmiş ve gelecek matruşkalar gibi birbirinin içinden çıkarlar. Birbirlerinin içine girerler. Geçmişin içinde gelecek, geleceğin içinde geçmiş. Dünü binbir şekilde yorumlayabilir insan. Yarını da binbir şekilde hayal edebilir; Ama ya bugün göbeği düne bağlı olan ve damarlarında yarının kanı akan bugün? Gözün kendi bedenini asla başkalarının gördüğü gibi göremeyişi, kulağın kendi sesini başkalarının duyduğu gibi duyamayışı nasıl eksikbırakırsa insanı, dünle yarın arasında gidip gelen sağduyu da o anı yakalayamaz ve bununbedelini düne ve yarına ödetir." (s.134-135)

"Maria'ya okulda öyle öğrettiler. Yaşam heptir, ölüm hiç. Tanrı yoktur, şeytan hiç. Madam Arthur Bey hem tanrı hem şeytan; o yüzden artık hiç hiç hiç hiç. Peki hayat Maria'ya ne öğretti? Okuldakileri onayladı mı hayat Maria?
Hayır hayat ona okulda öğretilen ne varsa aksini öğretti. Kitaplara yazılan her şey sayfalardan yerlere döküldü. Ayaklar altında ezildi. Yitti......" (s. 138)

12 yorum:

amak-ı hayal dedi ki...

Güzel bir kitaba benziyor:)

derindenizbaligi dedi ki...

fotoğrafa bayıldım ben. kurgusu nefis olmuş.

Yazgüneşi dedi ki...

sevgili amak-ı hayalüben gerçekten çok sevdim...

ayşesi bitanesiiii çook teşekkür ederim canımcım.. öpüldüüün

gunes dedi ki...

çok sevdim.

Yazgüneşi dedi ki...

:))
hoşgeldin :)

gunes dedi ki...

:))
hoşbulduk :)

nil dedi ki...

çok ilgimi çekti, sanırım yeni bir yazarla tanışacağım.... fotoğrafa dair içeriğindeki anlatım ile kurgunsa çok bütünlemiş, sanki kitabı okuduğun anı sabitlemek, saklamak istemişsin gibi... emeğine sağlık yazgüneşim :)

Yazgüneşi dedi ki...

Canım, ben ilk buluşmaya getireyim kitabı sana..
enteresan kurgsu olan bir kitap
sürükleyici
yani en azından beni sürükledi
fotoğrafla alakalı bakış açısı benimki ile uyuşmasa da
karşı bakış açısının derinine inmek de hoş oldu ama :)

nil dedi ki...

çok sevinirim, öpücükler bonuslu olur :)))

Yazgüneşi dedi ki...

e anlaştık o halde ;)

Kaymaklı Kadayıf dedi ki...

fotoğraf yine çok çok güzel

beenmaya dedi ki...

fotoğraf nasıl güzel nasıl da uygun olmuş kitaba...

bu arada kırmızı zaman'ı okudun mu?