17 Ekim 2012 Çarşamba

YAŞAMA UĞRAŞI (1935-1950) Cesare Pavase

BENCE ÖZEL BİR KİTAP BU...
O KADAR ÇOK ALTI ÇİZİLİ CÜMLE İÇERİYOR Kİ ELİMDEKİ OKUNMUŞ, SİNDİRE SİNDİRE OKUNSUN DERKEN HAYLİ YIPRANMIŞ KİTAP
HEPSİNİ AKTARMAM MÜMKÜN OLAMADI
BU KADARI BİLE UZUN ZAMAN ALDI....
BİLİYORUM Kİ KİMSE OTURUP OKUMUYOR BU ALINTILARIMI VE ASLINDA BEN DE BUNLARI BİRİSİ OKUSUNDAN ÇOK KENDİME HATIRLATMA OLSUN ZAMAN ZAMAN DÖNÜP BAKAYIM DİYE YAZIYORUM...
NEYSE..
KİTABI OKUYUN DERİM
PİŞMAN OLMAZSINIZ DERİM...


"şiir, şiir üstüne konuşarak değil, uğrunda emek vererek ortaya çıkar" (s. 16)

"özü yenilemek için biçim değiştirme düşüncesi acınası bir özenti gibi geliyor bana." (s. 16)

"Zihnimiz kendini belli bir yaratma çarkına kaptırdığında, bu çarktan kurtulmak için ona karşı çıkacak eşit bir güç gerekir ve ancak böyle bir güçle zihnin o tekdüze, kendini tekrar eden ürünleri yerine yepyeni tadı olan, denenmemiş bir aşının ürünleri verilebilir." (s. 20)

"sanatçı için dayanılmaz bir şey varsa, o da başlama duygusunu yitirmesidir." (s. 23)

"sanat eserleri çoğunlukla duygulardan -durgun denizin kesin betimlemesi- yaratılır, sonra bağıntıların keşfiyle bu deniz yer yer köpürüp dalgalanır. Tipil şiir gerçeklikten uzak olabilir ve (biz nasıl mikroplarla yaşıyorsak) bu şiir de buraya kadar katışıksız benzetim parçalarından (duygu), düşüncelereden (mantık) ve rasgele bağıntılardan (şiir) meydana gelebilir. Bundan daha saltık bir birleşim ise belki de çekilmez ve budalaca bir sonuç çıkarır ortaya" (s.24)

"Günlük, sıradan tekdüze betimlemelerin sıkıcılığından kıurtulmanın bir yolu da cinsel duyumların aracılığıyla kendini aşağılamanın çekiciliğine kapılmaktır." (s. 29)

"sanat ederinin değerikurallara uymalarında değil, nitelik ve emeçları ne olursa olsun, sanatçının kural ya da beğeninin beklediği şeyi vermeyi araştırırken geliştirip ortaya çıkardığı yapıdadır." (s.30)

"Sanatçı, beyniyle, geleceğin gözünde değersiz sayılacak amaçları için çalışır, ama böyle yaparak 'beyni'yeni düşünsel gerçeklikleri o konularda herhangi eleştirel bir görüş ortaya çıkmadan yaratabilir." (s. 31)

"Ne zaman bir güçlükle ya da acıyla karşılaşsam, hep intiharı düşünmeye yargılı olduğumu biliyorum. Beni korkutan da bu: temel ilkem intihar, gerçekleştiremediğim, hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğim , ama düşüncesi duyarlığımı okşayan intihar". (s. 42)

"Önce bilinen, ama henüz tümüyle kavranmamış olan ders.İnsanın kendini içtenliğe vermesi, mutlak bir şey içinde benliğini yitirmesi, başka her şeyi görmezlikten gelmesi son derece zevkli bir şey; ama -işin asıl önemli yanı da bu- zevkli ve bu yüzden de sakınılması gereken bir şey." (s. 43)

"Bir haksızlığa uğramanın  acısı güçlendiren bir irkiltidir insan için -bir kış sabahı gibi. Canlılığımızı ve yaşama sevincimizi doruğuna ulaştırır, nesnelerle aramızdaki bağ açısından önemimizi bize yeniden kazandırır, bizi yüceltir; herhangi bir talihsizlik sonucu acı çekmekse sadece utanç verir insana. Bu haksızlığı tattım ben.
...
Utanç duygusuna gelince. Gerçek bir haksızsınlık yüzünden insanın acı çektiği pek azdır. Öyle dolambaçlıdır ki kendi davranışlarımız. Genellikle suçun biraz da bizde olduğu çıkar ortaya; işte o zaman "Hoşça kal!" demek düşer o kış sabahı duygusuna.

Suçun biraz da bizde oluşu mu? Bütün suç bizdedir oysa, bundan da kurtuluş yoktur. Hep böyledir bu." (s. 46-47)

"Dünyadaki korkunç şeylerin en çirkini bir ülküye bağlanma alışkanlığıdır. İnsan başka şeylerden kurtulabilir ama bundan kurtulamaz. Olsa olsa yönünü değiştirmeye çalışır bu ülkünün, daha fazlasını yapamaz." (s. 48)

"Düşünmekten başka yapacak hiçbir şeyi olmadığı bir hapishane hücresinde bile gerçek olanı görebilir insan."(s. 57)

"Herhangi bir insan, hayatın temeline inip onu gerçek bir içtenlikle inceleyebilir. bYaşamak bu sonsuz gerçekliğe sadece çeşitli süsler eklemekten başka bir şey değildir. Kalıcı izler olmaksızın hemen uyum sağlamaya alışma çabasını göstermek gerekir.

Böylece yaptığın her şeyin vakit geçirmeye yarayan bir eğlence olduğunu anlar insan." (s. 57)

"Asla unutma, eninde sonunda, çıplaktır insan." (s.57)

"Gerçeklik insanın şu ya da bu şekilde içinde bir bitki gibi yaşadığı ve yaşayacağı bir zindandır. Bunun dışındaki her şey -düşünce, eylem- sadece düşünsel ya da fiziksel bir oyalanmadır. Öyleyse önemli olan, bu gerçeklikle yüzyüze gelebilmektir. Bundan ötesi önemsizdir." (s. 57)

"yüksek sesle düşünmekten kaçın; hayata bir oyanlam gözüyle bkmaktan vazgeç; bunu ötesindeki her şeyin acısını çek sessizce; ve gerçekliğe karşı öfkelenerek yücel. Herkesten kopup ayrılmak her insanın elinde olan bir şeydir." (s. 57)

"Yanlışlar hep başlangıçla ilgilidir." (s. 59)

"Bir insan kendini herhangi bir tutkuya ne kadar kaptırırsa, kendi başlarına kişisel niteliği olmayan olaylar ona o ölçüde acı vermeye başlar. Her şeyden önce bu olayların kişisel olmayışları onun yanlış sonuçlara varmasına yol açar -öyle bir gerginlik içindedir çünkü. Hırslı bir insan, ünlü birisi kendisini tanıyıp konuşmadı diye acı çeker; bir din adamıyla konuşurken onun ilgisini çekmek için vicdanındaki huzursuzluktan dem vuru, böylece orada istemeden kendilerine kulak vermiş olan bireyci bir adamın gözünde gülünç düşer. Bu türden bir adamın çektiği her acının kökünde hırsın tersi olan kıskançlık yatmaktadır. Herhangi bir şeyin, bizim istemimizi,n dışında, rasgele bir şekilde olabileceğini düşünemez.

Her aşırı çaba, bu aşırılığı kötüye kullananı ya da tanımayanı cezalandıran önceden belirlenmiş bir yasanın varlığına inanma eğilimini de birlikte getirir. Bu tutkuya kapılma durumu -bu kendi başına buyrukluğun esrikliği bile olsa- insanın dünyasının yapısını ve havasını öylesine değiştirir ki, herhangi bir terslik insanın bütün benliğini kaplayan bu tutkunun dengesinin bozulmasıyla açıklanabilir. Mizacına göre de, tutkusunda ya çizgiyi aştığı ya da çizgiye ulaşmadığı sonucuna varır. Çoğu zaman, o tutkunun ve evrenin yasalarınca bile bile cezalandırlmadığı duygusuna kapılır. Öyle ki, her tutku, ileride bir hesaplaşma günü olacağı gibi boş bir inancı da birlikte getirir gibidir. Başak bir dünyaya inanmayan bir insanın tutkusunda bile vardır bu özellik." (s. 60)

"Her mutsuzluk ya bir yanlışın sonucudur, talihsizlik değildir ya da kendi suçlu beceriksizliğimizin sonucu. Herhangi bir yanlış da, bizim sorumluluğumuza girdiğine göre, karşılaşacağımız mutsuzluklar için kendimizden başkasını suçlamamalıyız." (s. 60-61)

“Bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda bir insan yıkıntısı ile karşılaşır ve onu kurtarmaya çalışır. Kimi zaman da başarır bu işi. Ama bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda akıllı, sağlıklı bir adam bulup onu bir yıkıntıya çevirir. Her zaman başarır bu işi.” (s.61)

"Kadınların her zaman 'ölüm gibi acı', kötülük yatağı, aldatıcı sürtük ve Delila oluşlarını temel nedeni sadeceşudur: bir erkek, eğer hadım değilse, her kadınla kendini tatmin edebilir. Oysa kadınlar kolay kolay elde edemezler bu özgürlük veren mutluluğu; hiç değilse, her erkekle, çoğu zaman da sevdikleri erkekle ve özellikle onu sevdikleri için gerçekleştiremezler bu mutluluğu. Bir kere tattılar mı da, başka bir şey düşünmezler ve bu zevl ânına duydukları haklı özlem yüzünden hiçbir kötülüğü yapmaktan çekinmez duruma gelirler. Sürüklenirler buna. Hayatın temel trajedisi de budur. Çok çabuk tatmin olan bir erkeğin hiç doğmamış olması bile daha iyidir. İntiharı haklı kılacak bir eksikliktir bu." (s. 61-62)

"Evlenmeye değer kadınlar bir erkeğin evlenecek kadar güvenemediği kadınlardır.

Ama daha korkunç olanı şudur: yaşama sanatı, sevdiklerimize onlarla birlikte olmaktan ne büyük bir zevk duyduğumuzu belli etmemekten başka bir şey değildir; bunu başaramadık mı, bırakıp giderler bizi." (s. 62)

"Derdini söylemekle ona çare bulmanın aynı şey olmadığını anlamakla insan çocukluktan kurtulur." (s.62)

"İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapmamasıdır. İntihar düşüncesine -bir alışkanlık haline gelen intihar düşüncesine- yol açan manevi çöküntü kadar aşağılık bir şey yoktur. Sorumluluk, vicdan, irade gelişigüzel yüzüp durur bu ölü denizde, sulara gömülse bile rasgele bir akıntıyla yeniden ortaya çıkar.

Asıl başarısız insan, büyük işleri gerçekleştiremeyen değil -bunu kim başarmıştır ki- bir yuva kurmak, bir dostluğu, bir kadınla mutlu bir ilişkiyi sürdürmek, ekmek parasını kazanmak gibi küçük şeylerde başarısızlık gösteren insandır. Başarısızlığın en acısı budur." (s. 63)

"Kendi önemlerine inanan küçük büyük insanların hayatında her zaman bu büyüklüğü şu sözleri söyleyerek ödeteceğiniz bir an gelir: 'Sen önemli bir insansın, bu yüzden hayatımı sana teslim etmeyi göze alamıyorum.'

bir erkek kendisini aldatan bir kadın yüzünden üzülürse, o kadını sevdiği için değil, o kadının güvenine layık olamadığından duyduğu aşağılanma için çeker bu acıyı." (s. 63-64)

"Bir şeye ya da kimseye sahip olabilmek için, ona bütün bütüne boyun eğmemeli ya da kendimizden geçmemeliyiz; kısacası, ona olan üstünlüğümüzü korumalıyız. Ama ancak kendimizi bütün benliğimizle verdiğimiz şeylerin tadına varabileceğimiz de hayatın bir yasası. Tanrı sevgisini uyduranlar oldukça akıllıymışlar; aynı zamanda sahip olup tadına vardığımız başka bir şey yoktur çünkü." (s. 64)

"Her kadın, sevdiği uzaklardayken dertleşebileceği birlikte boş saatlerini doldurabileceği bir erkek arkadaş arar; bu arkadaşın, uzaktaki adam için duyduğu sevgi üzerinde bir etkisi olmadığını söyler; erkek arkadaşı kadının uzaktakine olan sevgisiyle çatışabilecek bir şey istedi mi; kadın incinir; ama bu arkadaş daha çok acı çekmemek için sözlerini, bakışlarını denetlemeye, daha dikkatli davranmaya kalkıştı mı, kadın-herhangi bir kadın- adamın acı çekişini görebilmek için hemen onun üzerindeki çekiciliğini arttırır. Ve bunu da farkında olmaksızın yapar" (s. 64)

"'Dünyadan bir şey istemekten vazgeç, sana ne yapacağını bilemeyeceğin kadar çok şey verecektir dünya' sözünün doğruluğu şurada: Sen her şeyden vazgeçince, sana kalan en küçük şeyler bile büyük önem kazanır. Kısacası genellikle görmezlikten geldiğin önemsiz şeylerden en büyük tadı almanın yoludur bu. " (s. 67)

"Başkaları için, bizden esirgedikleri şeylerin değeri, bizim onlara sahip olmak istediğimizin derecesiyle belirlenir büyük ölçüde. Başımızı şöyle başka bir yöne çevirsek, istediğimiz şeylere sahip olanlar hemen o şeylerin saklanmaya değmeyeceğine karar vererek arkamızdan onları atarlar." (s. 67)

"Dünyanın en büyük mutluluğu başlamaktır. Canlı olmak iyidir, çünkü yaşamak her zaman, her dakika yeniden başlamak demektir.İnsan bu duygudan yoksunsa -hapis, hastalık, alışkanlık, budalalık yüzünden- ölsün daha iyi" (s. 68)

"Alınacak ders hep aynıdır: kendini bırak, acıya dayanmayı öğren. Denemek yiğitliğini gösterip acı çekmek, korkup kaçmaktan yeğdir. Çocuklarda olduğu gibi: kaldı ki doğa bunu böyle ister, bundan kaçmak korkaklıktır. Sonunda ... zararlı çıkan sen olursun" (s. 69)

"Bir daha, yalnız sana bağlı olmayan şeyleri ciddiye alma. Aşk, dostluk, ün gibi.

Yalnız sana bağlı olan şeyler konusunda da, bunları ciddiye alıp almamnın bir önemi var mı? Kim bilebilir? Herhangi bir 'kimse' yok ki, 'ben' bile anlamsız bir kelime olur bu durumda. Daha iyi, daha iyi." (s. 69)

"Senden çıkarı olmayan hiç kimse kendini sana adamaz." (s. 70)

".. bir şeye sahip olmak varken, ondan vazgeçebilen biri olabilir mi? Böyle bir eliaçıklık sadece güçsüzlüğünülküleştirilmesidir." (s. 70)

"Bütün insanlarda içlerini kemiren bir hastalık , omuzlarında gündelik bir yük, süresi belli bir rahatsızlık vardır: tatminsizlikleri. Gerçek, iskeletsi varlıklarıyla yaşamın sonsuz karmaşıklığının buluşma noktasıdır bu. Ve herkes er geç farkına varır bunun. Herkeste bu ağır farkına varışın ya da anlık sezginin nasıl olduğunu sorgulamak, düşlemek gerekecektir. Hemen herkes -göründüğü kadarıyla- yetişkinlikte duyduğu dehşetin izlerini çocuklukta arar. Geçmişe bakılarak yapılan bu keşiflerin, duyulan bu şaşkınlıkların kaynağını sorgulamak, insanların kaygıyla çocukluğun geri döndürülmesi olanaksızhareket ve sözlerinde kendilerinin önceden belirlenmişliklerini görmeleri." (s. 70-71)

"Sorun: Kadın güçlünün ödülü müdür, yoksa zayıfa destek mi, güçlü ya da zayıfın isteğine bağlı olarak?

Yaşamın ironisi: Kadın zayıfa ödül olarak verir kendini güçlüye de destek olarak. Ve kimse kendi seçimini gerçekleştirememiştir." (s. 72)

"Ölüm ister istemez olağan nedenler yüzünden gelecektir. Bu kaçınılmaz sonu insanın tüm hayatı hazırlar ve yağmurun yağışı gibi doğal bir olaydır bu. İşte bu düşünceye bir türlü boyun eğemiyorum. İnsan neden dilediği gibi, kend, seçme hakkını kullanarak, ona bir anlam vererek arayamaz ölümü? Bunu yapamaz da ölmeyi bekler elleri bağlı? Neden?

Nden şu: İnsan bir gün daha, bir saat daha yaşarsa, ölmekle yitireceği seçme özgürlüğünü kullanma fırsatını elde edebilir düşüncesi ya da umuduyla hep geri bırakır bu kararı. Kısacası -burada kendi adıma konuşuyorum- nasıl olsa daha vakit olduğunu düşünür insan. Böylece ecel gelip çatar ve belli bir nedene dayanarak hayatta en önemli eylemi gerçekleştirmek gibi bir fırsat kaçırılmış olur.

Aşkla ilgili bir düşünce: Senin kardeşin olarak doğmuş olmayı ya da seni dünyaya kendim getirmiş olmayı isteyecek kadar çok seviyorum seni." (s. 73)

"Mutluluğun gizini, onu yarın ve her zaman yeniden elde edebilecek şekilde bulmaya çalışmanın o gelip geçici acısı olmasa, belki de eksiksiz olurdu mutluluğum. Ama belki de yanılıyorum, belki de o acıda gizli mutluluk. Bir kez daha, yarın anılarla yetinebilmeyi umduğumu anlıyorum." (s. 73)

"Aşırı duygulu kimselerin yanıldıkları nokta sevecen duyguların varlığına inanmaları değil, kendi sevecen yaradılışları adına bu duygulara sahip çıkmalarıdır. Ancak sert ve kararlı kimseler kendilerini sevecen duygularla kuşatma bilgi ve yeteneğine sahiptirler; ama işin acısı, bu duyguların tadını da en az onlar çıkarabilir.

Bir kere şunu iyice anla ki, birini sevmek, bunu karşılığında sevilsen bile, sevilen kimseyi ilgilendirmeyen kişisel bir sorundur. Bu durumda belli anlmları olan karşılıklı birtakım sözler edilir, birbirine karşı belli bir şekilde davranılır; ama her iki taraf da bunlarda kendi duygularını bulur ve aynı şekilde karşısındakinin de bu duyguları beslediğini sanır. Oysa böyle bir örtüşme için hiçbir neden, hiçbir gereklilik yoktur." (s. 75)

"Her zamanki trajedi: Ancak kendisinden nefret ettirebilen adam kendisini sevdirebilir - aynı kadına." (s. 77)

"Kendini çocukça teslim edişinle kimsenin ilgilenmediğini anladığın zaman sona erer gençlik. ve iki şekilde gelebilir bu son: ya başkalarının bundan hoşlanmadığını anlamamızla ya da bizim kendimizin bunu sürdüremeyişimizle. Zayıf insanlar birinci şekilde yaşlanırlar; güçlülerse, ikinci şekilde." (s. 77)

"Neden aklını yitirmemesi öğütlenir insana? O durumda içtenlik kazanır insan a ondan" (s. 77)

"İnsanın ülkülerine erişememesinden de acı bir şey vardır: onları gerçekleştirmiş olmak." (s. 79

"İster sevgiyle, ister nefretle, ama her zaman şiddetle davran." (s. 80)

"Hapse girmek bir şey değil, oradan dışarı çıkmak asıl korkunç olan" (s. 80)

"İnsanların hoşuna gitmek için onlardan her birinin gizli yaşamında elinin tersiyle itip nefret ettiği şeyleri yapmak gerek." (s. 81)

"Yaşama sanatı, yalanlara inanmayı bilme sanatıdır. Bunun korkunç yanı, doğrunun ne olduğunu bilmememize karşın, bir yalanın yalan olduğunu hâlâ anlayabilmemizdir." (s. 88)

"Kendi yaradılışına karşı hareket eteye kalkan bir insanın çekeceği ceza, kendisi gibi davranmak istediği zaman artık bunu yapamayacak durumda olmasıdır." (s. 89

"İnsanın ancak tutkuyu aşarak gerçekleştirebileceği tutkulu bir davranıştır intihar" (s. 91)

"Duygulu insan, içtenliğini büyük bir eliaçıklıkla harcayarak herhangi bir çapkının vardığı sonuca varabilir. Gülebilirsiniz, ama böyledir aşk. Hayatta hiçbir şeydeğerinden fazlasına alınmaya değmez. Ama duygululuk da değerlerin altüst edilmesinden başka bir şey değildir." (s. 91)

"Hiçbir sakınma duymadan sevmek, karşılığı durmadan ödenen bir lükstür." ( 92)

"Hiç Kimse karşılık beklemeden fedakarlık etmez. Bir pazarlama sorunundan başka bir şey değildir bütün bunlar." (s. 92)

"Öğrenmenin tek yolu acı çekmekse, bir başkasını inciterek onu en iyi şekilde eğitmeyi felsefe neden yasaklar, merak ediyorum doğrusu?" (s. 92)

"Bir başkasını gerçekten seven insan bu ilişkinin neden 'yaşam boyu' sürmesini istemekte direnir? Çünkü yaşamak acı çekmek, aşkın tadını tatmak ise duygusuzlaşmak demektir; bir ameliyatın ortasında kim ayılmak ister? (s. 92-93)

"İnsan durmadan biriktirir; öfkeyi, aşağılanmayı, acımasızlığı, sıkıntıyı, gözyaşlarını, çılgınlığı; ve sonunda bakar ki, insanı hiçbir şey yapamaz duruma sokan kansere, nefrite, şekere ya da damar sertliğine yakalanmış. bunu böyle olmaması şaşırtır insanı." (s. 95)

"Talihsizliklerin en kötü yanı, öyle olmadığı zaman bile insana her şeyi talihsizlik olarak yorumlama alışkanlığını kazandırmalarıdır." (s. 95)

"Her aşk ilişkisinin özeti şudur:
insan bu ilişkiyi düşünmekle başlar
                                               (yücelme)
ve çözümlemekle bitirir
                              (merak)" (s. 95)

"Aşık olmadığı zaman kolaydır insanın iyi olması" (s. 98)

"İnsanın parayı önemsememesi için bol parası olması gerekir" (s. 98)

"...öyle yaratılmışızdır ki, en gizli davranışlarımızda bile başkalarını desteğini ararız. En kendi kabuğuna çekilmiş insanlar bile bir başka insanın gösterdiği ilgiye duygulanır ve bir çok ruhun yalnızlığını yaratmak istercesine kendilerini daha büyük bir coşkuyla ve her şeyi bir yana bırakarak işlerine verirler. Bu yüzden, herkesin özünde yalnız olduğuna inanan kişiye, çok sayıda, dolayısıyla pek bağlayıcı olmayan toplumsal ilişkilere kendini bırakmasını ne kadar öğütlesek azdır.

Gerçek yalnızlık, acı çektiren yalnızlık, öldürme isteğini de birlikte getirir." (s. 99)

"Neden hemen herkes hayal kırıklığına uğramıştır aşkta? Öyle bir coşkuyla aşık olmuşlardır ki bu insanlar, bu coşkuyla yola çıktıkları için ister istemez hayal kırıklığına uğramışlardır. Ancak kayıtsızca istediğimiz şeyleri elde edebileceğimizi gösteren bir yasa vardır." (s. 102)

"Sevgi, birlikte getirdiği şeyler yüzünden ilgilendirir sevilen kimseyi. Kendisini bütün benliğiyle, içtenliğiyle sevmeye adamış insan, sevgisini kabul edilir duruma sokacak olan şeyleri(zenginliği, başkalarına söz geçirme ve onları etkileme gücünü) edinecek zamanı kolay kolay bulamamıştır. Sevginin kendisi ise, kimsenin ne yapacağını bilemediği bir şeydir. Haksızlık etmeyelim: Aşk kendi başına, koca bir maymunun libidosundan başka nedir ki? "(s. 103)

"Bir insan acı çekiyorsa, başkaları bir sarhoşmuş gibi davranır ona: 'Hadi kalk bakalım; yeter bu kadar; hadi işine; öyle değil, ha şöyle...'" (s.103)

"Kendini öldürme konusunda haklı bir gerekçesi olmayan kimse yoktur." (s. 104)

"Gizlice en korktuğumuz şey her zaman başımıza gelir" (s. 105)

"Başkasından nefret eden bir insan hiçbir zaman yalnız değildir. Nefret ettiği insan her zaman onun yanındadır" (s. 111)

"Kendi isteğimizle seçmişsek, tatsız ve güç bir şey bile bize rahatlık verir. Ama onu başkalarının zoruyla benimsemişsek, o zaman bir işkence olur bu bizim için" (s. 114

"Tersi doğruymuş gibi görünebilir, ama herhangi bir kimsenin başına gelebilecek en korkunç şey, bir sabah, öteki akşamdan farklı uyanmasıdır. Bir başka deyişle, kişisel kimlik duygusunu yitirmesidir." (s. 118)

"Bir işten ne elde edeceğini bilen herkes kendisini o işe adaycak güçtedir; karşılık beklemeden kendini bir işe adamaktır zor olan." (s. 120)

"Fırtınalı bir iç hayatları olup da konuşarak ya da yazarak içlerini dökmek istemeyenler, aslında, fırtınalı iç hayatları olmayan insanlardır." (s. 125)

"Yalnız bir insanla arkadaşlık et, herkesten çok konuştuğunu göreceksin" (s. 125)

"İşimize geldiği zaman bağışlarız başkalarını" (s. 137)

"Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum..." (s. 142)

"Aylaklık, saatlerin yavaş, yılların ise hızlı geçmesine yol açar. Çalışmak, saatlerin kısa, yılların ise uzun olmasını sağlar." (s. 152)

"Yıllar bir anı birimidir, saatler ve günlerse yaşantı birimi." (s. 153)

"Yaşama sanatı, insanların ve eşyanın bize gelmeleri için bizim onları çağırma gereği duymadığımız bir şekilde davranma sanatıdır." (s. 153-154)

"Herkesin kendi yeteneklerine göre bir felsefesi vardır." (s. 160)

"İyi bir başlangıç noktası kişinin kendi geçmişini değiştirmesidir." (s. 160)

"Acı çeken yanımız her zaman küçük bir yanımızdır. Sevinç duyan yanımız gibi. Ancak huzur içinde kalabilen yanımız önemlidir." (s. 161)

"Bekarlar evlilerden daha çok ciddiye alırlar evliliği" (s. 163)

"Bir ulus kendi geçmişiyle artık yaşayan bir bağ kuramıyorsa, o ulusun sonu gelmiş demektir. Yaratıcı canlılığın kaynağı geçmişin birikimindedir. Ancak bir geçmişimiz olduğu zaman yaratıcı oluruz. (s. 164)

"Günleri değil anları hatırlarız" (s. 205)

"Aşk smz konusu olsuğunda, insan ancak kendi aşklarına katlanabiliyor" (s. 209)

"Aşk iki sevgiliyi birbirine değil, kendi kendilerine çırılçıplak gösterme gücüne sahiptir." (s. 212)

"İnsanlar artık istemediği zaman elde eder bazı şeyleri " (s. 213)

"Aşk stratejisi insan ancak aşık olmadığı zaman kullanılabilir" (s. 216)

"Bir insan kendini kurtaramıyorsa,onu hiç kimse kurtaramaz." (s. 217)

"Hiçbir kadın para için evlenmez: Bütün kadınlar, bir milyonerle evlenmeden önce, ona aşık olacak kadar kurnazdırlar. " (s. 231)

"Bir gün gelir, canımızı yakmış olan bir insana, o insanın budalalğına karşı yalnız kayıtsızlık ve bıkkınlık duyarız. Bundan sonra bağışlarız onu."(s. 253)

"Hayatın zenginliği unuttuğumuz anılardadır." (s. 284)

"Bir şeyden onu görmezlikten gelerek değil, ancak onu yaşayarak kurtulabiliriz." (s. 313)

"Ama bütün deliler, bütün serseriler, bütün caniler bir zamanlar çocuktular, senin gibi oynamışlardı, gelecekte onları güzel bir şeyn beklediğine inanmışlardı. Daha hepimiz üç yaşındayken , başımıza daha hiçbir şey gelmemişken, her şey sinirlerimizde ve kalplerimizde uyurken." (s. 316)

"Nesneler ve insanlar bize verdikleri şeyler ölçüsünde değil, bize neye mal oluyorlarsa, o ölçüde bizimdirler; yani o ölçüde bizim için önem taşırlar. Bir kadını (okurken bu kadını kelimesinden ok çıkartıp adamı yazmışım :)) kendimize bağlı tutmak için hayatımızı ona adamamız değil, onu sömürmemiz gerekir" (s. 319)

"Birinden çö mü alacaksın? Onu bağışlamış gibi davran, bırak, hayat öç alsın ondan. Zamanın kendi kendine geçişi, kurbanın bir şeyler yapmasını gerektirmeden, nasıl olsa korkunç acılar çektirir herkese" (s. 322)

"Dersler verilmez, alınır" (s. 332)

"Beklemek de bir uğraş. Hiçbir şey beklememek korkunç" (s. 332)

"Gizlice en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda.
Yazıyorum: Ey, Sen, acı. Peki sonra?

Bütün gerekli olan, biraz cesaret.

Acı ne kadar ortaya çıkar ve kesinleşirse, yaşama içgüdüsü o kadar ağır basıyor ve intihar düşüncesi zayıflıyor.

Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde. Zayıf kadınlar yapmıştı bu işi. Alçakgönüllülük istiyor, kendini beğenmişlik eğil.

Tiksiniyorum bütün bunlardan.
Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım." (s. 416)




10 yorum:

Nehir İda dedi ki...

Yatak odasında komodinin üzerinden almaya kıyamadığım 2 kitaptan biri:) Hep oradadır ve her gece 1 kez ele alınır.

Deniz dedi ki...

Alacağım! Ve benim sırf bu işi yaptığım blogum var, kimse okumasa da olur, kendim için, dediğin gibi :)

Yazgüneşi dedi ki...

süper süper di mi ya Ebrucum... her sayfasına ayrı bir hayat dersi...

Denizcim kesin al
seversin eminim :)
haklısın
kendimiz için :)

pınar dedi ki...

Şu anda hepsini okuyamıyorum ama ELBETTE HEPSİNİ bitirmek için geri geleceğim.

TEZER öZLÜ'NÜN Pavese'yi çok sevmiş olmasının bir nedeni olmalı.

Nehir İda dedi ki...

Hem de nasıl
benim kitap da kenarlardan böyle yıprandı:))

kitap eylemcisi dedi ki...

ya olur mu öyle şey okunmaz mı hiç güzel sözler, hele de güzel kitaplarda geliyorlarsa , sevgiyle, keyifle ne demek:)aldım notumu ama :)

Yazgüneşi dedi ki...

:)

deeptone dedi ki...

peek severim bütün kitaplarını.
onu okurken aklıma tarlalar ve hasat filan gelir, yaz sıcağı.
:)

Yazgüneşi dedi ki...

hüzünle okudum ben.. hazin sonunu bildiğimden sanırım

Adsız dedi ki...

Kitabı elime almadığım gün yok gibi... Alıntıların çok güzel olmuş bu arada. Kitabımın hep yan yana durduğu diğer bir kitap ise: Yaşamın ucuna Yolculuk / Tezer ÖZLÜ. Teşekkürler tekrar.