10 Ocak 2012 Salı

Şairin Romanı - Murathan Mungan

TAA YAZIN OKUMUŞTUM
ALINTI PAYLAŞMANIN GÜNÜ BUGÜNMÜŞ DEMEK...
HAYLİ KALIN BİR KİTAP OLDUĞUNDAN ALTINI ÇİZDİKLERİMİN TAMAMINI YAZMAK MÜMKÜN OLAMADI
GÖZÜME İLİŞTİĞİNCE
BENİ ETKİLEDİĞİ BOYUTTA PAYLAŞIYORUM..
BİR KÖŞEDE KALSIN
AKLA ESİNCE DÖNÜP BAKILSIN DİYE....



"Ne tuhaf! İnsanoğlunun yaşamda en geç keşfettiği şey şimdiki zamandı. İnsan içinde yaşadığı ânı derinleştirmeyi zamanla, yani zamanı azaldıkça öğreniyordu." (s. 9)

"Doğanın mucizeleri hiç eskimiyordu. Doğa her zaman yeniydi. Bu sabah gibi, bu rüzgâr gibi, şu köprüler gibi. Doğaya ilişkin, kanıksadığımızı sandığımız en tanıdık imgeler bile her an yepyeni bir mucizeyle yenilenebilir; yepyeni bir görünüş, derinlik ve anlam kazanır; her şey birdenbire yerkürenin var olduğu ilk günkü kadar taze ve kullanılmamış oluverirdi. Doğa hiç bıkkınlık vermiyor, hiç usandırmıyor, her seferinden şaşırtmayı sürdürüyordu.

İyi şiir doğa gibidir... en çok kullanılan kelimelerle bie şaşırtmayı başarır" (s. 10)

"Şairlerin ortalığa hâkim olacağı saatler herkesin uykuda olduğu saatlerdir. Geceyarısından sonradır ve sabahın ilk saatleridir. Herkesin uykuda olduğu saatleri kullanır şairler. Çünkü zaman hırsızıdırlar. Başkalarının zamanlarını çalarlar. Yeryüzünün saklı zamanlarını, uykulu zamanlarını kullanırlar." (s. 11)

"Bazı mahcubiyetler gecikmiş olduklarında sahiplerini daha da mahcup ederler." (s. 13)

"Öyle ya da böyle, hepimiz şu yerküreye atılmış varlıklarız. Ölerek birbirimize dönüşüyoruz hepsi bu" (s. 16)

"Şairlerle ressamlara devlerin dikkati gerekir. Görünüşlerinin aksine tabiatın en zayıf canlıları devlerdir çünkü. İlk onlar silindiler yerküre üzerinden. Bu yüzden devler daha dikkatli olmalıdır. İyi bir dev, tavşan uykusuyla uyumalıdır. Çünkü hayat onu her an gafil avlayabilir." (s.40)

"şiirin göğünde tesadüf kuşları uçar.
...
Bir şair ölürken yerküreyi bulduğundan daha güzel, daha iyi bırakmak zorundadır, demezler miydi hep?
...
Yerküre sanki yalnızca yazılmak için vardı. O da bütün kendinden öncekiler gibi doymaz bir iştahla yerküreyi kâğtlara, defterlere sığdırmaya çalışmıştı. Hâlâ çoğu dılarda kalıyordu yerkürenin; bitmiyor tükenmiyordu." (s. 42)

"İnsan, yalnızca giderken değil, dönerken de kaçabilirdi."
...
Bir insan kalabalıklar arasında kendini saklamak istediğinde görünürlüğün derinlerinde kaybolarak da yapabilir. Hep orada durduğu halde hiçkimse farkına varmayabilir onun. saklanmanın bir yolu da budur. (s. 49)

"uyku yalnızca yola değil, sorunlara, sıkıntılara da mola vermek demektir. Başınıza tatsız bir şey geldiğinde hemen  uyuyun çocuklar. Göreceksiniz, uykuınuzda sıkıntınız hafiflemiş olur, sorununuz her ne ise üstesinden gelebilecek gücü uykunuz bağışlamıştır bize." (s. 41)

"Değişmezliklerin insanda kimi zaman ümit, kimi zaman ümitsizlik uyandırdığını bilmiyor değildi. Zamanın en büyük aldatıcılığı, nelerin değişip nelerin değişmediğini insanlardan saklamaktaki hüneriydi; belki de değişenleri değişmeyenler sayesinde gözden kaçırabiliyordu." (s. 70)

"En baştan başlamak gerek... Topraktan... her ikisi de topraktan yapılmıştır. Sonradan ateşle, suyla, havayla beslenmişlerdir. Ve sınanmışlardır. Çöken uygarlıklardan her zaman iki şey kalır geriye: Şiir ve çömlek. Yerkürenin en eski tanıkları." (s. 71)

"Şairin ayakları doğduğu topraklara sağlam basarken, sözlerini bütün yerküreye söyleyebilmelidir. Bazı çiçeklerin varlıklarını yalnızca yetiştikleri iklime borçlanmış olmaları elbette onların güzelliğini azaltmaz, ama başka iklimlerde yaşayamamaları varlıklarını eksiltir. Yalnızca kendi toprağında okunur, okunabilir olmak, iyi şiire yetmez. iyi şiir, doğduğu toprağın iklimini başka iklimlere dönüştürebilme gücüne, yeteneğine sahip olmalıdır. Şiir doğduğu yerlerin sesi, kokusudur.Kendi güneşini, kendi rüzgarını, kendi yağmurunu her yere taşır. Hem de gittiği yerin güneşi, rüzgârı, yağmuru olur. İyi şiir tıpkı bir çömlek gibi, vücut bulduğu toprağını başka diyarlara taşıyabilmeli, oralarda da kullanılabilmelidir. Gündeliğin yalınlığında unutmayın: Şiir kullanışlı bir şeydir. Bir eşya gibi kullanışlı bir şey." (s. 71-72)

"Çarenin olmadığı yerde, yol çaredir. Yeni sözcükler bulmak da bir tür şairliktir; maharet ister. Bunu kendine yol bilir. Bir hayat yolu. "(s. 73)

"Her şey topraktan geliyor ve toprağa dönüyor aslında" (s. 78)

"Akıl oyunlarını hangi çeşidi olursa olsun, kâinatın ve insanlığın birçok gizini berraklaştırırken, bir yandan da tabiatı ve yaşamı yeniden bulandıran tuzaklar kurabilir insana. Akıl, asıl kendisine oyun oynamaya başladığında tehlikeli olmaya başlar." (s. 78)

"yazık, bazı şeyleri kaybolmadan öğrenemez ki insan." (s. 81)

"Geleceğimizi yapan şey, yazgımızdan, bize tanınan olanaklardan, karşımıza çıkan fırsatlardan çok, ruhumuzun şiiridir. Bizde olan bir şeydir." (s. 93)

"Çocukken çok büyük diye anımsadığımız bahçeleri, evleri, avluları yıllar sonra ziyafet ettiğimizde çoğu kez çocukluk imgelemimizin bizi yanıltmış olduğunu görür, gördüklerimiz karşısında hayal kırıklığına kapılırız. Hiçbir şey bizim hatırladığımız ve sandığımız kadar büyük ya da geniş değildir. Bizi yanıltan çocukluktur diye düşünürüz. Belki de büyümemiş çocukların hayatları boyunca yanılmamaları bu yüzdendir. (s. 96)

"Doğada sözcük yoktur derim ya hep, evet doğada sözcük yoktur ama doğada şiir vardır. İnsan doğada olmayan bir şeyin yardımıyla doğada olan bir şeyi yeniden yapar yaratır." (s. 98)

"Bazen şiir yazılmaz, şiir uyandırılır. Taze yağmur sonrası yapraklarda kalan su nasıl umulmadık bir şeyi uyandırırsa. ... " (s. 104)

"İnsanların yüzüne değil, tabiatina baka baka felsefeci olunur." (s. 104)

"Bilmek hayatta kalmaktır. Unutmayın ne kadar çok şey bilirseniz yaşama şansınız artar. Hem sonra öğrenmeyi bir sanat, bir yaşama biçimi haline getirmeniz gerekir, bunu sırrıysa öğrenmenin aynı zamanda bir haz, bir zevk olduğunu anlamaktan geçer. Öğrenmenin hazzı olmadan insan tamamlanmaz. Bakın çevremizdeki bir çok insanın yarım kalması bu yüzdendir." (s. 106)

"Bazen devamlılığımızı sağlayan tek şey kusurdur. Yahut kusuru göze almak." (s. 116)

"Ne kadar iyi bir şair olursanız olun, şirinizin, herkesin ruhuna, aklına, kalbine dokunmayabileceğini baştan kabul etmelisiniz. Hem bu her zaman şiirinizin suçu olmayabilir. Kendilerine ait hayali olmayanlar, sizinkileri de göremeyebilirler. Her şeyi kendinizden bilmeyin.

İnsanın her zaman kendisine yön verecek bir iç sesi olmalıdır. Güçlü değerler sisteminden kaynaklanan iç ses, insanın davranışları zamanla değişse de mizacının değişmesine izin vermez, onu heğ dik ve sağlam tutar.

Mayası şair olarak doğmuş birinin kelimeleri uzun süre karanlıkta kalamaz. Hiçbir güç kelimelerini uzun süre bağlayamaz onların.
...
Sadece erdem sahibi olmak yetmez. Erdeminde ustalaşmak gerekir." (s. 117)

"Karanlığın şiiri bile ışıkla yazılır." (s.125)

"... bazı gecelerin adeta kibri vardır; nedenini bir tek kendinin bildiği. Sonra ayın perçemini kısa kestiği geceler olur; ışığı kıt ya da adımı çabuk... Bulutuna göre hatırladıkça ürperen gözenekleri geçmiş gecelerin... Böyle zamanlarda ruhunda seğirenin ne olduğunu kim tam olarak bilebilir ki?" (s. 139)

"Bizi serseme çeviren rastlantıların, farklılıkların, uyumsuzlukların ardındayalın, tutarlı ve uyumlu bir düzenin bulunduğunu ve günü birinde birinin ya da birilerinin çıkıp bunu keşfedeceğini umarız. Bu düzeni bize sayıların göstermesini ister, bunu ancak sayılarla kanıtlarsak doğrulanacağına inanırız. Oysa sayılar yalnızca kendilerini gösterirler. Sayılar işaret ettiklerinden daha fazlası olmadıkları halde, insanlar onlardan daha fazlasını göstermesini isterler hep." (s. 149)

"Bir soyutlama olarak şiir gündelik dilin bulunuşundan sonra ortaya çıkmış bu nedenle sonradan damıtılmış bir şey değil. İlk kutlu metinlerin şiirli bir dille yazılması da bir rastlantı sayılamaz, ilk tekerlemeler, ninniler, çağırma ya da kovma büyülerini hatırlamak yeter.Dilin ilk var oluş biçimi şiir aslında." (s. 165)

"...aklın kurallarına çok teslim olmamak gerek. Bizim yanılgımız tüm evreni aklımıza sığdırmaya çalışmamız bence. Aklımızla açıklayabildiklerimizin tüm evreni anlamaya yeteceğini sanıyoruz." (s. 165)

"Güç, güzellik ve akıl -sanılanın tersine- insanı yalnızlaştırırdı." (s. 174)

"Kadınlar insanın kalbine dokunmaktan korkmuyorlardı." (s. 176)

"Güven kazanılan bir şey değil, inşa edilen bir şeydir." (s. 189)

"...gündelik yaşantıda somut ile soyut olanın hızla yer değiştirmesinde her şey mümkündü. Tasarı ile tesadüf kardeşti. Yaşadıklarımızın içinde gizli geçitler vardı. bunları görebilmek için kendimide gömülü duran gözleri açabilmemiz yeterdi; sanat, felsefe, bilgi, ahlak, erdem ve şiir bunu içindi." (s. 194)

"Görünmez bağların sahiplerine ettiği oyunlar tükenmezdi. Yaşam bağ oyunlarından oluşuyordu. Her şeyin birbirine bağlı olduğu söylenen bağ oyunlarından. Hayat bir bağlılık yemini idi." (s. 199)

"Uzak dediğin önce içinde birikir insanın, sonrası yalnızca yoldur. Yola rehber olmadan önce yolun rehberliğine açık olmak gerekir. Yol düşüncelerle hafifler. Çıktığımız yol içimizde de uzar gider. Yol bizi derinleştirir. Kendimiz bu yol oluruz." (s. 220)

"Ölülerimiz yaşayan bir parçamızdır biz yaşadıkça" (s. 221)

" Sözcüklerin aynasına bakmayı bilmeyenlerin yazdığı şiirden ne olacak? buna gözü olmayanın şiire kalemi mi olur?" (s. 223)

"Şifalı otların uçucu rayihası kalıcı iyilikler bırakır insan vücudunda" (s. 224)

"Bir insan en çok kendinden korkarken nereye kaçabilirdi ki?" (s. 233)

"Bir yolcu yolda her şeyi görmez. Yolu her şeyde görür. Her şey bir yoldur çünkü." (s. 234)

"Boşluk hep vardır. Boşluk bir tür yoğunluktur aslında. Biz içini göremediğimiz için boşluk diyoruz ona." (s. 239)

"İki parça arasında kalmış önemsiz görünen küçük bir hava boşluğundan zamanla içinde kaybolacağınız kendi boşluğunuzu yaratabileceğinizi hiç unutmayın! Kendi boşluğunuzla yüzleşmeden varlığınızı dolduramazsınız. Şiir bizim kendimiz olmaya açılan kapımızdır. Ama bazen kendi kapımızı yüzümüze kapatırız. Kim olursanız, ne olursanız, nasıl olursanız olun ama kendinize girip çıktığınız bir kapınız olsun çocuklar. Az olun ama hakiki olun! Bir gün kendi kapınızı çalacak yüzünüz olsun!" (s. 245)

"Bazı mektuplar vicdan yerine geçer." (s. 249)

"Her kilir önce sahibini hapsetmez miydi?" (s. 286)

"Anlattıklarında bazı boşluklar olduğunu farkındaydı, ama gerçeklerin her zaman boşluklar barındırdığını, yalnızca yalanların kusursuz olduğunu da biliyordu." (s. 297)

"Hayat boştur! Herkesin her zaman dediği gibi boş! Onu dolduran anlamdır yalnızca. Bizim ona verdiğimiz çeşitli anlamlar. Bazıları hayat anlamından boşaldığında, onun gerçek yüzünü gördüğünü sanır; hayatın görülecek bir yüzü bile yoktur oysa. ... O kadar boştur işte hayat, sen bir an önce onu kendi anlamlarınla doldurup güzelleştirmeye bak! Ömrünü ancak böyle hayat yapabilirsin." (s. 305)

"Bütün zamanlar birbirine benzer, birbirine benzemeyen anlardır... Hafızamız bütün yaşadıklarımız değil sadece unutamadığımız anlardır. Ortak yaşanılanı bile herkez zamanla başka türlü hatırlar. Bir gün belki siz de şu içinde yaşadığınız anı farklı hatırlayacaksınız." (s. 316)

"Bazen bir şeyi görmek için harcadığımız dikkat, o şeyi sahiden görmemizi engeller. Gözlerini zorlama, bırak kendi görsün. Hem onlar daha az yorulur, hem sen daha az yanılırsın." (s. 348)

"Şairin gölgesi kendisinden uzun olur" (s. 358)

"İhanet büyük bir pakettir, içinden birini alıp diğerlerini bırakamazsınız." (s. 370)

"Bazen insanlar niye ayrıldıklarını bilmeden ayrılırlar... Bir beraberliği sürdürebilmek için aşktan fazlası gerekir." (s. 382)

"Ayrılık da tane tane birikir" (s. 382)

"Kendini sevmeden karşı tarafa verdiğin aşk temiz kalmıyor. Kararmış, incinmiş duygular giriyor işin içine. İnsan önce kendini incitiyor. Sonra günün birinde artık yalnızca kendine ait bir hayatın olsun istiyorsun. Kimsenin gölgesi üztüne vurmasın" (s. 384)

"Yalnızlık sıcak bir şey değildir. Isıtılması gerekir" (s. 486)

5 yorum:

y. dedi ki...

ve rüzgar ayak izlerimizi silmek için de eser...
ya denklikti, ya da duygularım çok yoğun. ama bu kitabı okurken çok şey buldum kendimden. hani gözlerimi kapatıp söylediği heryere, her eve, her tepeye, her yaşama ve her ölüme gittim.
her duygu kardeşti, anladım.
sevgiyle canım nes...

Nehir İda dedi ki...

Not edilmiştir. Alıntılar ayrı güzel.Teşekkür ettim canım.

Ateş Böceği dedi ki...

şimdi görünce merak ettim kitabı bende alayım bari ki Murathan Munganla aram iyidir .Birde tabi Yüksek Topukları var ki okunmaya değer ..

Ayrıca ben güzel kızının da fotoğraflarını istiyorum aramızda duygusal bir bağ oluştu lütfen aşkımıza engel olma :))

yağmurlu buralar eminim orda da kar vardır miss gibi bir gün olsun :)

Elif Gizem dedi ki...

mutlaka okunmalı sanırım. Yaza yakışmış mıydı? sonbahar kitabı gibi, fotoğraf da nefis...

Yazgüneşi dedi ki...

canım y. şaşırmadım kendinen çok parça bulmana bu kitaptan..
kimi cümleler
öyle tanıdık ki..
sen gibi
ben gibi...

Ebrucan, seversin bence.. :) sarıldım

Ateşböceğim, değişik bir tür türk romanı için.. ama bana sorarsan okunası..

kızımın karelerini koyarım elbette
zevkle..
zilli bir cadı o bakma fotoğraflardaki masumiyet demosuna :)

ve evet
kar gövdeyi götürmede ankarada

Elifcem, şiirsever biri sencileyin, mutlaka okumalı gerçekten de...
yakışmıştı yaza
ama sonbahar hatta kışa daha yakışır gibi sanki

fotoğraf için... sevindim beğenmene teşekkürler canısım :)